Türkçe Düşün
İstanbul
AÇIK
29°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ülkeyi Turanın asil evlatları yönetmelidir

Ülkeyi Turanın asil evlatları yönetmelidir

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Değerli okuyucular bu hafta tarihin karanlık sayfalarında gizlenen, ancak asla unutulmayan bir mücadele ruhunu keşfetmeniz için bilgilerinize sunmak istiyorum. Uzun süre Türkistan coğrafyasında bulunmuş ve çeşitli arşivlerde çalışmalar yapmış olan Yozgat Bozok Üniversitesi’nde akademisyeni Ebubekir Güngör’ün kaleme aldığı “Repressiya Kızıl Kırgızistan’da Siyasi Baskı Sürgün Yokediliş (1917 - 1938)” adlı çalışması Türk dünyasının meseleleri üzerine yayın yapan Avrasya Yazarlar Birliği’nin yayınevi BENGÜ tarafından okuyucuyla buluşturulmuştur.  Bu eser, Sovyetler Birliği’nin gölgesinde milli haklar için verilen amansız mücadeleyi ve Türk dünyasındaki yankılarını ele almaktadır. 

20. yüzyılın ilk çeyreği, dünya milletleri için dönüşümün ve etkinin zirve yaptığı bir dönem olarak tarihe geçmiştir. Bu dönem, Türkistan Türkleri için de önemli değişimlere sahne olmuştur. Sovyet iktidarı, kimilerine göre mazlum milletlerin umudu, kimilerine göre ise haksız ve hukuksuz bir diktatörlük olarak görülmüştür. Bolşeviklerin merkezi Rus yönetimini ele geçirmesi ve Türkistan’ı Kızıl Ordu ile tekrar işgal etmesi, bağımsızlık için mücadele eden Türk aydınlarını vatanlarını terk etmeye zorlamıştır. Ancak bu aydınlar, mücadelelerini yurt dışında; Afganistan, Türkiye (!), Fransa ve Almanya’da sürdürmüşlerdir.

Türkistan’a adanmış ömürler ve idealler, dönemin ideolojik ve siyasal ortamının karmaşası içinde yanlış veya eksik anlaşılmıştır. Milliyetçilik ve komünizm tartışmalarının arasında sıkışan bu mücadeleler, Turan Birliği ideali etrafında şekillenmiş, ancak yeterince anlaşılmadan mahkûm edilmiştir. SSCB’nin dışında olmalarına rağmen, Stalin’in baskısından kurtulamayan Türkistanlı aydınlar, Avrupa’da ve hatta Türkiye’de bile çeşitli baskılara maruz kalmış, KGB ajanlarının gölgesinde yaşamışlardır.

Türkistan bağımsızlık mücadelesi, yalnızca dışarıda değil, içeride de verilmiştir. SSCB’nin demir perdesi, Türkiye ve Türkistan Türkleri arasındaki ilişkileri kesmiş, mücadelenin Türkiye tarafından anlaşılmasını engellemiştir. Bu düşüncenin ürünü olarak çalışmada Yazar, Kırgızistan’ın 1917’den 1938’e kadar süren zorlu dönemini, siyasi baskıların, sürgünlerin ve yok edilişlerin detaylı bir kronolojisini sunuyor. Kitap, SSCB’nin demir yumruğu altında ezilen halkın, özgürlük ve adalet arayışını, onların cesur ve kararlı duruşunu gözler önüne seriyor. 

Eserde yazar, Kırgız milli aydınlarının milli çıkarları koruma mücadelesine odaklanılmıştır. Bu bağlamda yazar eserin ruhunu Bolşevik terörüne karşı milli mücadele verenlerden Sopiev’in ağzından; “Kırgızistan (Türkistan ve Türkistan Türklerini kastetmektedir) üç bin yıldır yaşamaktadır. Bu uzun yıllarda Kırgızlar, şimdiki kızıl militarizm zamanındaki kadar zorlukları görmüş değildir… Bolşeviklerin kurduğu bu düzen komünizm değil, militar bir sistemdir. Bolşevikler komünist değil, onlar kızıl militaristlerdir” şeklindeki değerlendirmesi, mücadelenin sebebi, “Göçüp gelen Rusların, halkımızı ve toprağımızı yönetmemesi gereklidir. Onlar kendi siyasetlerini hainlere dayanarak yürütmektedirler. Biz buna müsaade etmeyiz. Ülkeyi Turanın asil evlatları yönetmelidir” düşüncesi ise amacı hakkında fikir vermektedir” ifadeleriyle özetlemiştir.  Tabi ki aynı zamanda aydınların işkence altında dahi olsa, Bolşevik düzenin militarist olduğunu ve Kırgızistan’ın asil evlatları tarafından yönetilmesi gerektiğini savunan cesur ifadeleri, bu mücadelenin ruhunu yansıtmaktadır.

Sopiev’in düşünceleri, Rus ve Bolşeviklere karşı bir direnişin sembolüdür. Bolşevik yönetiminin askeri bir yapıya sahip olduğu ve Kırgız Türklerinin meşru milli haklarını ararken karşılaştıkları tepkiler, dönemin zorlu şartlarını gözler önüne sermektedir.

Milli haklar için verilen bu mücadele, sadece Kırgızistan’ın değil, tüm Türk dünyasının ortak mirasıdır. Yazar, bu mücadele ruhunun, Türk milletlerinin kardeşliğini ve dayanışmasını nasıl pekiştirdiğini, zor zamanlarda bile nasıl bir umut ışığı olduğunu anlatmaktadır.

“KIRGIZİSTAN’DA REPRESSİYA” sizi, tarihin tozlu sayfalarından çıkıp, insan ruhunun derinliklerine bir yolculuğa çıkaracak. Bu kitap, sadece tarih meraklıları için değil, özgürlük ve adaletin evrenselliğine inanan herkes için bir ilham kaynağı olacak.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *