Davos'ta tarım konuşuldu, gelecek yazıldı
Dünya ekonomisinin kalbi bu yıl İsviçre’nin karlı zirvelerinde, Davos’un “Diyalog Ruhu” temalı oturumlarında attı. Zirvede rüzgâr “Diyalog Ruhu” temasıyla esse de tarım dünyası için konuşulanlar artık bir diyalog değil, bir uyarıydı. Forumda tarım, sadece bir ekonomik faaliyet kolu değil; ulusal güvenlik, teknoloji ve finansın kesişim noktasında duran bir “Savunma Doktrini” olarak yeniden tanımlandı. Davos’tan yansıyan mesajlar net: Romantik tarım devri kapandı, sistem tarımı başladı.
Zirvenin en çok konuşulan kavramlarından biri olan “Tarımsal Zekâ” (AgriculturalIntelligence), 2050’de 10 milyar insanı beslemek için artık daha fazla ekilebilir alana değil, elimizdeki toprağı dijital ortamda modelleyen “Dijital İkiz” teknolojilerine ihtiyacımız var. Microsoft CEO’su SatyaNadella’nın belirttiği üzere, yapay zekâ artık tarımda “zorunlu ölçeklenme” aşamasına geçmiş durumda. Bu, ekim alanlarını genişletmeden sadece veriyle verimi yüzde 28 artırmak anlamına geliyor.
Bu yıl Davos’ta tarım ilk kez romantik bir “köy nostaljisi” olarak değil, ulusal güvenliğin ve ekonomik istikrarın çekirdeği olarak ele alındı. “Gıda Güvenliği” kavramı artık savunma doktrinleriyle aynı cümlede kuruluyor. Çünkü gıda arzını kontrol edemeyen bir devletin, sınırlarını kontrol etmesi tek başına yeterli olmuyor.
PepsiCo’nun zirveye damga vuran “Önce Çiftçiler” (Farmers First) girişimi, gıda sisteminin en zayıf halkası olan çiftçiyi merkeze almadan hiçbir sürdürülebilirlik hedefinin gerçekçi olamayacağını kanıtladı. Jim Andrew’un altını çizdiği “güven” meselesi, bu yılın en kritik başlığıydı. Çiftçiler, kendileri hakkında alınan kararların masa başında, sahadan kopuk şekilde verilmesinden yorulmuş durumda.
Davos’tan dünyaya yayılan ses; sürdürülebilirliğin sadece şirket raporlarında süslü bir kelime olamayacağını, değişimin çiftçinin geçim kaynağını riske atmadan, onunla el sıkışarak yapılması gerektiğini hatırlattı.
Davos’ta tarım, sadece emisyon kaynağı olarak değil, iklim krizinin çözümü olarak konumlandırıldı. “Onarıcı Tarım” (RegenerativeAgriculture) vurgusu, toprağı sömüren değil, onu iyileştiren bir sistemi zorunlu kılıyor. Davos’ta “yenileyici tarım” artık çevreci bir seçenek değil, zorunlu bir geçiş olarak tanımlandı. Toprak bozulması ve su kıtlığı kapımızda değil, soframızda.
Toprak sağlığını iyileştirmek, su tutma kapasitesini artırmak ve biyoçeşitliliği korumak; aslında Anadolu çiftçisinin binlerce yıllık kadim bilgisinde var. Eksik olan şey, bu bilgiyi modern finansman ve teknolojiyle buluşturacak sistem.
PepsiCo’nun Brezilya’da uyguladığı “uygulama karşılığı ödeme” modeli burada kritik. Toprağını iyileştiren, suyu koruyan çiftçinin ödüllendirildiği bu yaklaşım, tarımı sadece gıda üretimi değil, aynı zamanda bir çevre hizmeti haline getiriyor.
Davos’tan çıkan bir başka en net ders şu:Milyarlarca dolarlık teknoloji yatırımı yapabilirsiniz; ama o teknolojiyi kullanacak çiftçinin finansal güvenliği yoksa, yatırım çöpe gider.
İhtiyacımız olan üç sacayağı belli:Geçiş sürecindeki risklerin sadece çiftçiye yüklenmediği modeller, adil finansman. Yerel koşullara uygun, mühendislik temelli rehberlik, teknik destek. Çiftçinin anlayacağı ve sahipleneceği net kriterler, ölçülebilir sonuçlar.
Davos’ta konuşulan “Tarımsal Zekâ”, bizim için soyut bir gelecek senaryosu değil. Konya Ovası’ndaki obrukları durduracak, GAP’ın bereketini sürdürülebilir kılacak yegâne çözümdür.
Nijerya ve Hindistan gibi ülkelerin zirvedeki çıkışları, gıda arzının makroekonomik istikrar ve rejim güvenliğiyle nasıl iç içe geçtiğini gösterdi. Davos’un mesajı çok netti: Gıda fiyatlarını kontrol edemeyen ve arz güvenliğini sağlayamayan bir devletin, sınır güvenliği tek başına yeterli olmayacaktır. Bu bağlamda, tarımsal atıklardan enerji üretme projeleri (Hindistan örneği), çiftçiyi sadece bir gıda üreticisi değil, aynı zamanda bir enerji tedarikçisi konumuna yükseltiyor.
Newsweek AgriTech oturumlarında vurgulanan “daha azla daha fazla” ilkesi, teknolojinin artık bir lüks değil, kısıtlı kaynakları yönetmek için tek anahtar olduğunu kanıtladı. Davos 2026, dünyada bir “Tarımsal Evrim” başlattı.Gelecek, tarımı teknolojiyle evrimleştirenlerin, suyu veriyle yönetenlerin ve çiftçiyi “vazgeçilmez ortak” olarak görenlerin olacaktır. Çünkü Davos’ta fısıldanan o gerçek tarlada yankılanıyor: Gıda güvenliği, geleceğin en büyük gücüdür.
Davos 2026 bize şunu gösterdi:Tarım artık sadece toprağı sürmek değildir. Tarım; veridir, enerjidir, finansmandır ve güvenliktir.
PepsiCo gibi küresel devlerin çiftçiyi “tedarikçi” değil, “vazgeçilmez ortak” olarak konumlandırması bir itiraftır:Sistemin en zayıf halkasını güçlendirmeden, sistemi ayakta tutamazsınız.Davos’ta fısıldanan gerçek, tarlada yankılanacaktır:Toprak artık sadece çapa ile değil, veri ile işlenecektir.
Ve unutmayalım…Gıda güvenliği, geleceğin en büyük silahıdır.
Son söz:Biz ziraat mühendisleri, teknik bilgimizi çiftçinin tecrübesiyle harmanlamaya, tecrübe ile teknolojiyi el sıkıştırmaya hazırız. Eğer finans kuruluşları, hükümetler ve dev sanayi kuruluşları Davos’taki o “iş birliği ruhunu” Anadolu tarlalarına taşıyabilirse, gelecek nesillere kurumuş topraklar değil, bereketli havzalar bırakabiliriz.
Çünkü su varsa hayat var, su varsa çiftçi var ve su varsa hepimiz için gıda var.