Gözyaşları Türkçe akan çocuklar
Türkçeyi “kültürel asimilasyon” gerekçesiyle çocuklarına öğretmeyenler bir yana, herhangi bir Türk’ten ayırt edilemeyen duru ve akıcı Türkçeleriyle binlerce Suriyeli çocuk Türkiye’den ayrılıyor. Bu çocuklarla yapılan röportajlara kulak vermek lazım. Türkiye’den sevgi ve özlem dolu sözcüklerle bahsederken yanaklarından yaşlar süzülen bu çocukların masumiyeti insana garip duygular yaşatıyor.
Anne ve babaları mülteci olarak Türkiye’ye gelen bu çocuklar, şimdi bilmedikleri bir ülkeye mülteci olarak gidiyorlar. Bu topraklarda dünyaya gelip, bu bayrağın altında büyüyüp, bu vatanın ortak dilini benimsediler... Gittikleri Suriye’de hala güzel dilimizle konuşuyorlar. Hemen hepsi, kendisini Arapçadan daha iyi ve akıcı olarak Türk dilinde ifade ediyor. Bu yeni vatana ayak uydurmaya çalışırken burayı, buradaki arkadaşlarını, okuldaki öğretmenlerini, taşıyla toprağıyla Türkiye’mizin bütün güzelliklerini özleyecekler. Onları “Zafer Turizm”in otobüslerine koyup Beşar Esad’ın Suriye’sine göndermekle tehdit eden Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ve şebeke suyuna 10 kat zam yapan Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan gibi provokatörler ise artık ekmek çıkmayan bu meselenin yerine yeni gündemleri deşmekle meşguller.
“Yaşamak” gibi mücbir bir nedenle mültecileşen bu insanlar birilerinin siyasi kariyerlerinin basamağı olarak kullanıldılar. Ekonominin, suçun, şiddetin yegane müsebbibi olarak işaretlendiler. Onları hedef haline getirenlerin gayesi Türk milletinin faydasına çalışmak değil, sorun çözücü gibi görünerek kendilerini pazarlayıp oy depolarını doldurabilmekti. Mülteci düşmanlığında ileri seviye vicdansızlık sergileyen Tanju Özcan’ın sigortasız bir mülteciyi evinde hizmetçi olarak çalıştırması da bu siyasi hesapçılığın örneklerinden birisiydi.
Muhakkak her topluluk ve cemaatte çürük elmalar bulunmaktadır. Ancak nefret hissini bir topluluğun tamamına körüklemek, insanları birbirine düşürmek ve bundan menfaat temin etmeye çalışmak tek kelimeyle alçaklıktır. Yurdumuzu işgale geldikleri bu topraklarda ölen Anzak askerlerini bile “Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır” şeklinde anarak sahiplenen Mustafa Kemal Atatürk’ün ismini istismar ederek, kucaklayıcı Türk milliyetçiliğini dışlayıcı bir reflekse dönüştürerek medeniyet ahlakımıza kara çalacak sünepelikler yapmak Türklüğün hasletlerinden değildir.
Neyse ki Türk devleti bir avuç ruh hastasına ve sosyal medya provokatörlerine pabuç bırakarak bu insanları Beşar Esad’ın kanlı pençelerine terk edecek değildi. Türk toplumunun kahir ekseriyeti müşküle düşmüş bu kardeşlerine misafirperverliği, paylaşımı ve dayanışmayı hissettirdiler. Bu çocukların Türkiye’yi en güzel cümlelerle ve masumca dökülen gözyaşlarıyla anıyor olmaları bunu gösteriyor. Şimdiki dönüşleri de icbarla, korkuyla değil anne babalarının hür iradesiyle oluyor. Zira artık canlarından emin olabildikleri bir devletleri var.