Toprağın yazılımı değişiyor!

YAYINLAMA:
Toprağın yazılımı değişiyor!

20. yüzyılın dev barajları, traktörleri ve beton kanalları; 21. yüzyılda yerini genetik kodlara, biyosensörlere ve nano-moleküllere bırakıyor. Bir zamanlar tarım, doğaya karşı kazanılmış mekanik bir zafer olarak anlatılıyordu. Nehirlerin yönünü değiştirdik, toprağı derinlemesine sürdük, atomu parçalayıp enerjiyi tarlaya indirdik. Özetle fizik ve matematik çağının özgüveni buydu.

Ancak 21. yüzyılın kapıları bambaşka bir dünyaya açıldı. Artık sadece toprağı süren değil, bitkinin genetik kodunu okuyan; sadece su veren değil, suyun içindeki molekülü yöneten bir tarım çağındayız. Biyoloji ve kimyanın teknolojiyle flört ettiği bu yeni dönemde, biz ziraat mühendislerinin rolü de köklü biçimde değişiyor.

Eskiden bizler “Toprak kurudu mu?” diye bakardık. Bugün ise yaprağa yerleştirilen nano-sensörler sayesinde bitki, daha susamadan bize dijital bir sinyal gönderiyor. Yaprak dokusundaki kimyasal değişimler. Örneğin absisik asit seviyeleri henüz gözle görünmeden ölçülebiliyor. Bu, su yönetiminde sıfır israf demek. Artık tarımsal yapıları beton ve demirle değil; veri, sensör ve biyolojik geri bildirimle inşa ediyoruz.

CRISPR ve ileri genetik ıslah teknolojileri, aslında tohumun yazılımını güncellemek anlamına geliyor. İklim krizi kapımızdayken, susuzluğa dayanıklı, tuzlu toprakta verim verebilen, daha az girdi isteyen bitkiler geliştirmek artık bir tercih değil; zorunluluk. Burada kritik bir ayrımı netleştirmek gerekir:

CRISPR = GDO değildir. GDO’da başka bir canlıdan gen eklenir. CRISPR’da ise bitkinin kendi genetik yapısı düzenlenir.

Yeni dönemde Kimya bilimi de aynı yönde evrildi. Amaç artık tarlayı zehirlemek değil; yalnızca hedef zararlıyı durduran, doğayla minimum temas eden akıllı moleküller üretmek. Matematik biyolojinin, yapay zekâ ise genetiğin hizmetine girmiş durumda. Şimdi pestisit kelimesini dillerinden düşürmeyenler ne konuşacak acaba? Merak etmemek mümkün değil! 

Bir ziraat mühendisi olarak şunu net söylemeliyim: Su artık yalnızca köke ulaşan bir sıvı değil, bir bilgi taşıyıcısıdır. Sulama suyuna eklenen nano-gübreler ve biyostimülantlar sayesinde her damla su, hücreye mesaj taşıyan bir “akıllı ilaca” dönüşüyor. Bu nedenle salma (vahşi) sulama yalnızca suyu değil, bu yüzyılın sunduğu biyolojik fırsatları da alıp götürüyor.

Bu noktada “Tarımsal Yapılar ve Sulama” artık boru ve beton meselesi değildir. 21. yüzyılın sulama sistemleri, bitki fizyolojisini anlık okuyan birer yaşam destek ünitesidir.

Artık soru “Ne kadar üretiyoruz?” değil.

Soru şu: “Üretirken doğayı nasıl onarıyoruz?”

Geçtiğimiz yüzyılın mekanik tarımı, toprağı işledikçe içindeki karbonu atmosfere saldı. Bugünün biyoloji temelli tarımı ise mikroorganizmalar, kök-mikrop ilişkileri ve akıllı bitki ıslahı sayesinde karbonu yeniden toprağa hapsediyor.

Tarım, küresel ısınmanın nedeni olmaktan çıkıp çözümün merkezine yerleşiyor. Bu nedenle tarım artık sadece bir üretim faaliyeti değil; açıkça bir iklim mühendisliği alanıdır.

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın da sıkça vurguladığı gibi tarım, yalnızca ekonomik değil; stratejik ve milli güvenlik meselesidir. Bu tespit son derece doğrudur. Ancak bu güvenliği yalnızca traktör sayısını artırarak ya da baraj hacmi konuşarak sağlayamayız.

Bizim yeni sorularımız;  

Biyoteknolojiye ne kadar yatırım yapıyoruz?

Ziraat mühendislerini veri bilimiyle ne kadar donatıyoruz?

Sulama kanallarımızdan sadece su mu akıyor, yoksa veri de mi akıyor? Olmalıdır. Çünkü 21. yüzyılın tarımı, artık bir moleküler mühendislik alanıdır. 

Toprak, su ve gıda… Bunlar olmadan ne bayrak dalgalanır ne şehirler ayakta kalır ne de milletin varlığı sürer. 

Bir milletin çöküşü bazen savaş alanlarında başlamaz; bazen bir damla suyun eksilmesiyle, bir avuç toprağın çoraklaşmasıyla başlar. Sınır boylarındaki nöbetçiler kadar, tarladaki çiftçi de ülkenin bekçisidir. Bugün dünyada yaşanan krizler gösteriyor ki, gelecek yüzyılın en sert mücadeleleri tanklarla, füzelerle değil; su kaynakları, verimli topraklar ve gıda üretimi için verilecek.

Son söz: İklim kriziyle kavga ederek değil; doğanın kendi teknolojisini anlayıp kullanarak yol alabiliriz. Toprak bizim kadim dostumuzdur. Ama bu dostluk artık sezgiyle değil, bilimle konuşmayı gerektiriyor. 

Toprağın dili değişti. Şimdi mesele, onu anlayacak bilince sahip olup olmadığımızdır.

Kalın sağlıcakla…

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...