Göklerdeki akıncı ruhu toprağa inmeli
Geçtiğimiz günlerde izlediğim bir belgesel, yalnızca bir mühendislik serüvenini değil; bir inancın, bir adanmışlığın ve bir millet idealinin hikâyesini anlattı.
Baykar tarafından yayınlanan “Özdemir Bayraktar: Bu Dünyadan Bir Akıncı Geçti” belgeseli, sadece bir mühendisin hayatını değil; bir milletin makûs talihini yenme azmini bütün gerçekliğiyle gözler önüne serdi.
Üç yıllık titiz bir çalışmanın ürünü olan belgesel; ilk kez gün yüzüne çıkan arşiv görüntüleri, 47 önemli ismin tanıklıkları ve Türkiye’nin yakın tarihine ışık tutan mücadele sahneleriyle dikkat çekiyor. Ancak bu yapımı kıymetli kılan yalnızca teknik detaylar değil. Asıl mesele, bir zihniyet dönüşümünün hikâyesinin anlatılmasıdır.
Belgesel bize şunu hatırlatıyor: Pes etmemek, bürokratik engellere karşı dimdik durmak ve vatan sevgisini bir “asker edasıyla” teknik masaya taşımak mümkündür.
Özdemir Bayraktar’ın ömrünü vakfettiği “tam bağımsız Türkiye” ideali, bugün savunma sanayinde somut bir karşılık bulmuştur. İmkânsızlıklar, kuşkular, engellemeler… Hepsi birer birer aşılmıştır. Kendi imkânlarıyla, servetini ortaya koyarak, gerektiğinde evini satarak yürütülen bir mücadele… Bu sadece bir teknoloji başarısı değildir; karakterin, sabrın ve ahlakın zaferidir.
Belgeseli izlerken Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü zihnimde yankılandı: “Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.”
Özdemir Bayraktar’ın hikâyesi, bu sözün mühendislik alanındaki karşılığı gibidir. Bir zamanlar “yapılamaz” denilen yerli ve milli teknolojiler bugün dünya sahnesinde konuşuluyorsa, bunun arkasında vazgeçmeyen bir irade vardır. Hep tekrar ettiğimiz “katma değerli üretim yok” serzenişi, savunma sanayinde fiilen tersine çevrilmiştir. Yeni bir çağ açılmıştır.
Ancak burada durup kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Savunma sanayi stratejikse, tarım değil midir?
SİHA’lar sınır güvenliğini sağlıyorsa, tohum da gıda güvenliğinin sigortası değil midir?
Gökyüzünü koruyan teknoloji devrim sayılıyorsa, toprağı koruyan devrim neden aynı heyecanla konuşulmasın?
Bugün dünya yeni bir gerçeği kabul ediyor: Gıda güvenliği, en az savunma güvenliği kadar hayati bir meseledir. Küresel krizler, iklim değişikliği, su stresi ve artan nüfus; tarımı sıradan bir ekonomik faaliyet olmaktan çıkarmış, stratejik bir alan haline getirmiştir.
Bu noktada, savunmadaki o zihniyet sıçramasını toprağa indirmek için somut bir modele ihtiyacımız vardı. İşte TÜME (Tarım Teknolojileri Kümelenmesi), tam da bu ihtiyacın bir sonucu olarak doğmuştur. Türkiye’nin gıda arz güvenliğini güçlendirmek ve tarımı teknoloji temelli bir üretim modeline dönüştürmek amacıyla kurulan bu bütüncül ekosistem, Teknofest 2025’te meyvelerini vermeye başladı.
TÜME; gençleri tarım ve teknolojiyle buluşturan kariyer programlarından Teknofest yarışmalarına, Ar-Ge desteklerinden modern çiftçilik eğitimlerine kadar üretimin her aşamasını kapsamaktadır. Genç üreticileri yatırımcılarla buluşturan bu yapı, Türkiye’nin yalnızca kendi kendine yeten değil, tarım teknolojileri geliştiren ve ihraç eden bir ülke olması yolundaki en büyük adımıdır.
Artık gençlerimize sadece gökyüzünü değil, toprağı da hedef göstermeliyiz. Onlara şunu açıkça söylemeliyiz: “Toprağa dokunmak teknolojiye uzak kalmak değil; bizzat geleceği inşa etmektir.” Bugün Türkiye’nin ihtiyacı sadece toprağı süren değil; veriyi işleyen, biyoteknoloji laboratuvarlarında sabahlayan, tarımda katma değer üreten “teknoloji akıncılarıdır.”
Son söz: Özdemir Bayraktar’ın gökyüzüne kazıdığı “Yapabiliriz!” özgüveni; artık Türk çiftçisinin traktöründe, ziraat mühendisinin laboratuvarında ve Anadolu’nun her karış toprağında yankılanmalıdır.
Göklerde bir Akıncı geçti. Savunmada bir destan yazıldı. Şimdi sıra, TÜME vizyonuyla toprağın akıncılarını yetiştirmekte. Tarım da en az savunma kadar stratejiktir. Ve bu ülkenin toprağı da gökyüzü kadar korunmaya değerdir.
Merhum Özdemir Bayraktar’ın aziz hatırasına ve bu vatana olan borcumuz; göklerdeki bu başarıyı toprağın bereketi ve teknolojisiyle taçlandırmaktır.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun…