Duymak istemeyen sağırların, görmek istemeyen körlerin “Terörsüz Türkiye” istismarı
Türkiye’deki muhalefetin —yahut iktidar karşısında kendini muhalif olarak adlandıran kesimlerin— “Terörsüz Türkiye” süreci karşısında ciddi bir çıkmazı, daha doğrusu açık biçimde görülen bir ikiyüzlülüğü vardır.
Tarih, bu ikiyüzlülüğün vesikalarıyla doludur. Cumhur İttifakı’nı yıpratmak ve itibarsızlaştırmak amacıyla karşısında konumlananlar açısından mesele, ne yapılırsa yapılsın bir istismar alanı üretmekten ibaret görünmektedir.
Dün, terör örgütü PKK’nın siyasi uzantılarıyla defalarca menfaat ittifakı kuran siyasi partiler ve onları destekleyen çevreler, terörle mücadele süreçlerinin önüne barikat koymaya çalışırken; bugün ise “Terörsüz Türkiye” başlığı üzerinden yeni bir “değerler istismarı” üretme çabasındadır.
Siyasi menfaat uğruna PKK ve uzantılarıyla yan yana gelmeyi adeta alışkanlık hâline getirenler, mesele terör örgütünün kendi aktörleri üzerinden tasfiye edilmesi stratejisine gelince bu kez sözde hassasiyet maskesi takmaktadır.
Tabloya bakıldığında bu tutarsızlığın en belirgin biçimde CHP, İYİ Parti ve Zafer Partisi çizgisinde görünür hâle geldiği dikkat çekmektedir. Bu partilerin ortak paydası ise farklı dönemlerde PKK’nın siyasi uzantılarıyla —doğrudan ya da dolaylı— temas ve ittifak zeminlerinde buluşmuş olmalarıdır.
CHP’nin 1991’den itibaren PKK’nın siyasi uzantılarıyla kurduğu temas ve iş birlikleri, Türk siyasetinin en bilinen ve tartışılan başlıklarından biri olarak uzun yıllardır gündemdedir. 2019 yerel seçimleri ve 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise İYİ Parti ve Zafer Partisi’nin, CHP’nin kurduğu bu siyasi denklemin içinde —kimi zaman açık, kimi zaman örtük biçimde— figüran olarak konumlandığı görülmüştür.
CHP açısından bu tablo, geçmişten gelen siyasi çizgi nedeniyle şaşırtıcı bulunmayabilir. Ancak kendisini sözde milliyetçi/ülkücü söylemle tanımlayan, bu tür maskeler takan İYİ Parti ile Zafer Partisi’nin sırf siyasi menfaat uğruna bu denklemin içinde yer alması kamuoyunda çok daha fazla dikkat çekmiştir.
Nitekim 2019 yerel seçimlerinde HDP ile kurulan ittifak, İYİ Parti içinde ciddi rahatsızlık doğurmuş; o dönemde istifa eden genel merkez yöneticileri, milletvekilleri, il ve ilçe başkanları ile belediye başkanlarının önemli bir bölümü bu ilişkiye tepki göstererek görevlerinden ayrılmıştı. Ya da başka bir tarifle hepsinin bahanesi HDP/PKK ilişkisi olmuştu.
Peki tüm bunları neden hatırlatıyorum?
Geçtiğimiz hafta; CHP-İYİ Parti-Zafer Partisi çizgisine siyasi destek veren, bu doğrultuda Cumhur İttifakı’na muhalefet eden ve geçmişte MHP ile Ülkücü Hareket içinde bulunmuş bazı isimlerin —Ali Uzunırmak sözcülüğünde— yaptıkları açıklama ve TBMM’ye sundukları başvuru bu yazıyı tetikledi.
Ali Uzunırmak yaptıkları söz konusu açıklamayı şöyle duyurdu:
“Terörist Öcalan’ın ‘siyasete Ülkü Ocakları’nda başladım’ yalanına ilişkin, dönemin şahidi ve yetki sahibi olan Genç Ülkücüler Teşkilatı ve Ülkü Ocakları genel başkanlarından tepki gelmiş; İmralı tutanaklarından bu ifadenin çıkarılması için TBMM Başkanlığı’na başvuru yapılmıştır.”
Yayınladıkları metinde ise şu ifadeler yer aldı:
“Aşağıda imzası bulunan bizler, ülkücü camianın yetki ve sıfat taşımış dönem başkanları olarak ifade ederiz ki bu kişinin bizim kuruluşlarımızla hiçbir teması olmamıştır. TBMM tutanakları, taşıdıkları önem gereği akademik çalışmalardan siyasi tartışmalara kadar pek çok alanda kaynak teşkil etmektedir. TBMM’nin doğru kaynak olma vasfını koruması gerekir. Bu önem gereği, ülkücü düşünceyi ve ülkücü kurumları rencide edecek, tarihi karartacak bir yalanın atıf kaynağı olamaz, olmamalıdır.”
Kullanılan sıfatlar ve atfedilen görevler ne kadar doğrudur bilmiyorum; ancak söz konusu metne imza atan isimler şunlardır:
• Mehmet Dikici (Genç Ülkücüler Teşkilatı Kurucusu)
• Selah Dilek (Genç Ülkücüler Teşkilatı Kurucu Genel Başkanı)
• Muhittin Çolak (Genç Ülkücüler Teşkilatı Kurucusu ve Genel Başkanı)
• Vedat Alagöz (Genç Ülkücüler Teşkilatı Kurucusu ve Genel Başkanı)
• Mehmet Sakarya (Hukuk Fakültesi Ülkü Ocağı Kurucu Başkanı)
• Yücel Özlem (SBF Ülkü Ocağı Başkanı, Devlet Arsa Ofisi Eski Genel Müdürü)
• O. Nuri Eyvöge (SBF Ülkü Ocağı Başkanı, (E) Vali)
• Osman Acar (SBF Ülkü Ocağı Yöneticisi, (E) Vali)
• Ramiz Ongun (Ülkü Ocakları Eski Genel Başkanı)
• Sami Bal (Ülkü Ocakları Eski Genel Başkanı)
• Ali Batman (Ülkü Ocakları (E) Genel Başkanı)
• Selahattin Sarı (Ülkü Ocakları Eski Genel Başkanı)
• Lütfü Şahsuvaroğlu (Ülkü Ocakları Eski Genel Başkanı)
• Hasan Çağlayan (Ülkücü Gençlik Derneği Eski Genel Başkanı, Çorum (E) Milletvekili)
• Ali Uzunırmak (Ülkü Ocakları Eski GM Yöneticisi, MHP (E) Aydın Milletvekili)
• Atilla Kaya (Ülkü Ocakları Kültür ve Eğitim Vakfı (E) Genel Başkanı, MHP (E) İstanbul Milletvekili)
***
Geçmişte MHP ve Ülkücü Hareket içinde hizmeti olan herkese saygımız vardır. Elbette MHP ve Ülkücü Hareket için taş üstüne taş koyan herkesin tuz-ekmek hakkını koruruz.
Ancak geçmişteki kimliklerini bugün hâlâ bir istismar malzemesi hâline getiren, tutarsızlıklar sergileyen ve bugün başka kapılarda olan bu isimlere bazı hatırlatmalar yapmak da bizim boynumuzun borcudur. Çünkü bunların çoğu, Farabi’nin dediği “Eğer hedefler kötüyse, fikrî kuvvetin keşfettiği araçlar da kötü, çirkin ve aşağılıktır.” noktasında bir duruş sergilemektedir.
Mesela bu isimler arasında örnek verilecek çok kişi var; fakat dikkatimi en çok çeken isim Ramiz Ongun olmuştur.
Ali Babacan’ın, “Uygun zemin olduğunda Anayasa’nın ilk dört maddesinin değiştirilmesi konuşulabilir.” sözlerini sarf ettiği dönemde başdanışmanı olan ve bu ifadelere hiçbir tepki göstermeyen Ramiz Ongun, bugün hangi hassasiyetten söz edebiliyor?
“Önderimiz Apo” diyen HDP ile DEVA Partisi yerel seçimlerde ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aynı siyasi zeminde buluştuğunda da Ramiz Ongun’dan yine tek bir itiraz yükselmemişti.
Dün susması siyasi menfaat adına idi; bugün konuşması ise takıntı ve saplantılar uğruna Cumhur İttifakı karşısında pozisyon almaktır. Mesele bir ölçü sahibi olmak değil, Cumhur İttifakı’nın başlattığı “Terörsüz Türkiye” süreci üzerinden nasıl bir istismar alanı üretilebileceğinin arayışıdır.
Nitekim bu isimlerin hiçbirinin; CHP, İYİ Parti, Zafer Partisi veya DEVA Partisi’nin PKK’nın siyasi uzantılarıyla kurduğu ittifak dönemlerinde herhangi bir bildiri yayımladığına, güçlü bir eleştiri getirdiğine ya da açık bir tepki ortaya koyduğuna şahit olunmamıştır.
Görünen odur ki bu çevrelerin üst kimliği CHP çizgisiyle örtüşmüş, alt siyasi konumlanmaları ise farklı partilere dağılmıştır. Bu nedenle de terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısı olarak tartışılan HDP/DEM ile kurulan ittifaklara karşı kayda değer bir itiraz ortaya koymamışlardır.
CHP, İYİ Parti, Zafer Partisi ve diğerleri; “Önderimiz Apo” diyen HDP ile siyasi menfaat zemininde yan yana geldiğinde nereye kaybolmuştunuz?
Bu partiler sınır ötesi terörle mücadele operasyonlarına ve terörle mücadelenin diğer başlıklarına karşı çıktığında isimleriniz neden ortak bir tepki metninde yan yana gelmemişti?
HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, CHP Genel Merkezi’nde kameralar önünde “PKK ve Öcalan konusunda CHP ile aramızda hiçbir sorun bulunmuyor” dediğinde —ve buna CHP içinden hiçbir itiraz yükselmediğinde— neden bir bildiri yayımlayıp imza atma gereği duymamıştınız?
Duymuyor, görmüyor numarası yapıyor; dahası bütün bu tabloyu meşrulaştırmanın yollarını arıyordunuz.
Görünen o ki Mansur Yavaş’ın yakın çevresinde konumlanan eski milletvekili Ali Uzunırmak bu sürecin organizasyonunda yine ön planda. Çünkü bugün yaptığına bakıldığında, durduğu siyasi zemini ve destek verdiği CHP başta olmak üzere diğer partilerin bu konudaki sicilini görmezden gelerek; dün Millî Egemenlik Platformu’nda, bugün ise “Terörsüz Türkiye” süreci üzerinden aynı hattı sürdürdüğü açıkça görülüyor.
Son başvuru açıklaması üzerine İzmir Ülkü Ocakları Başkanı Burak Kılıç, Ali Uzunırmak’a sert tepki göstererek şu ifadeleri kullandı:
“Sahtekâr! Yine gündeme gelmek için kendine meşgale bulmuş. Terörist Öcalan, ilk yakalandığında başlayan sorgusunda da Ülkü Ocaklarının adını zikretmiştir. Bu durum ilk defa İmralı görüşmelerinde ortaya çıkmış bir husus değildir. Sanki yeni yaşanmış bir hadise gibi duygu sömürüsü yapıp, mal bulmuş mağribi gibi açıklama yapmış! Ülkü Ocaklarının şerefli isminden elinizi çekin!”
***
Ali Uzunırmak ise bu sözlere, kendini ele verecek şekilde şu cevabı verdi:
“Siz İzmir Ülkü Ocakları başkanısınız. İki sorum olacak:
1- Öcalan’ın bahsettiğiniz beyanını ben duymadım; duysaydım o zaman tepki koyardım. Siz duyduğunuzda ne tepki koydunuz?
2- Bizim bu paylaşımımız sizleri niye rahatsız etti? Ülkücülüğe ve Ülkü Ocaklarına atılan bir iftirayı refüze etmeye çalışıyoruz; neden rahatsızsınız?”
***
Bunun üzerine İzmir Ülkü Ocakları Başkanı Burak Kılıç, benim geçmişteki bir yazıma atıfta bulunarak şu açıklamayla yanıt verdi:
“Ayrıca Ali Uzunırmak, siz PKK’yla kurulan ittifaklarda zafer ve siyasi menfaat aradığınız günlerde; biz, terör örgütü PKK’nın kurucusu bölücübaşı Öcalan’ın sorguda söylediği ‘Gençliğimde Ülkü Ocakları üyesiydim’ sözlerini değerlendirerek sizin safınızı eleştiren yazıları paylaşıyorduk. Bakın, bu yazı yazarımız Yıldıray Çiçek’e ait… Sizin gibilerin ittifakını, durduğu yeri ve yaptığı istismarları açıkça kaleme almıştı. Yazının tarihi: 25 Mayıs 2023. Siz PKK’yla siyasi menfaat için ittifak yaptınız. Biz ise her alanda terör örgütü PKK’ya karşı mücadele veriyoruz. Bizim derdimiz terörü kökten bitirmek… Yoksa sizin derdiniz yine DEM’le siyasi menfaat kovalamak mı?”
***
İzmir Ülkü Ocakları Başkanı Burak Kılıç’ın Ali Uzunırmak’a hatırlattığı yazımdaki bölüm şu şekildeydi:
“Bunlara bu fırsatı kim veriyor? Geçmişte MHP ve Ülkü Ocakları’nda görev almış ama utanma duygusunu çoktan kaybetmiş bazı şuursuzlar, bunların etrafında döndükçe bunlar da bu istismarlara rahatlıkla girişiyorlar. Eski Ülkü Ocakları Başkanı sıfatını kullanarak Kemal Kılıçdaroğlu önünde paspas olanlardan bir tanesi de terör örgütü PKK’nın ve siyasi uzantısı HDP’nin Kemal Kılıçdaroğlu’na destek açıklamaları yaparak Türk devletine tehditler savurması ve bölücü hedeflerini hayata geçireceklerine dair vaatleri karşısında zerre rahatsızlık duymuyorlar. Bir kelime dahi tepki gösteremiyorlar.
Bunlar nasıl Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yapmış, inanın akıl alacak gibi değil… Bunlara Mehmet Akif Ersoy’un dizeleriyle seslenip ‘His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?/Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin’ demenin manası da yok… Çünkü alenen PKK-CHP iş birliği ortada iken susan, sinen ve hiçbir şey olmamış gibi hâlâ Kemal Kılıçdaroğlu’na destek açıklaması yapanlar tarihin yüzkaralarıdır. Hiçbir ülkücü bu adamları da unutmamalıdır.
Bu adamların ‘Gençliğimde Ülkü Ocakları üyesiydim’ diyen teröristbaşı Öcalan’dan ne farkı kalmıştır?” (25 Mayıs 2023)
***
Terör örgütü PKK’nın kurucusu Öcalan, “Gençliğimde Ülkü Ocakları üyesiydim” cümlesini yakalanıp Türkiye’ye getirildiğindeki ilk sorgusunda söylemişti. Bunun videosu da mevcuttur. Yani bu ifadesinin “Terörsüz Türkiye” süreciyle bir alakası yoktur.
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri İmralı’ya beyan almak için gittiklerinde terör örgütü PKK’nın kurucusu Öcalan, 1999 yılında söylediği “Gençliğimde Ülkü Ocakları üyesiydim” sözlerini bir kez daha tekrarlamıştır. Bunun yanında ninesinin Türkmen olduğunu, Türk devletini kendi devleti olarak gördüğünü ve ona hizmet etmek istediğini de yinelemiştir.
Öcalan’ın bu ifadeleri hangi saiklerle dile getirdiği —korku, taktiksel bir manipülasyon arayışı ya da başka hesaplar— ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur. Ayrıca tüm bunları terör örgütünün iç dinamikleri tartışmalıdır.
Fakat kurduğu terör örgütüyle Türk milletine büyük acılar yaşatan, maddi ve manevi kayıplarda başrol oynayan bir teröristbaşı bugün çıkıp şu açıklamayı yapıyorsa, herkesin yapması gereken bunu güçlendirmektir:
“PKK’nın anlam yoksunluğu ve aşırı tekrarı, ömrünü tamamlamasına ve feshini gerekli kılmasına yol açmıştır. Ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültürel çözümler tarihsel toplum sosyolojisine yanıt verememektedir. Bu koşullarda silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihî sorumluluğunu üstleniyorum. Devlet ve toplumla bütünleşme adına kongrenizi toplayın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.”
***
Dün HDP/DEM ile ittifak yapan ve yine yapmak için hazır kıta bekleyen bu muhalefet, niçin bu açıklamayı güçlendirmek ve bu odaklanmayla muhataplarına baskı yapmak yerine sürekli Cumhur İttifakı’na saldırıyor? Bu yaptıkları akıl ve mantık işi midir?
Bu açıklamanın Türk milleti ve terörden doğrudan etkilenen komşu ülkeler açısından somut bir zarar üretmeyeceği açıktır. Aksine, bu çağrının ortaya çıkması; Suriye merkezli gelişmelerin Türkiye’ye ve bölge ülkelerine emperyal odaklar üzerinden sıçratılmasının önünü kesmiş, birçok riskli senaryoyu da baskılamıştır.
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin süreci adım adım öngörerek buna göre pozisyon aldığı ve bir bakıma ön alıcı bir strateji geliştirdiği görülmektedir. Nitekim Suriye’de ABD ve İsrail’in güdümündeki YPG’nin federasyon ve özerklik kurma planları başarılı operasyonlarla akamete uğratılırken, Türkiye içinde bu hayal kırıklığı üzerinden provokasyon zemini arayan çevreler de hem destekçi bulmakta hem de hareket alanı üretmekte zorlanmıştır.
Sağduyuyla düşünen ve bölgedeki gelişmeleri geniş bir vizyonla okuyabilen herkes bu tablonun farkındadır.
Fakat bunu görmezden gelenler, Ali Uzunırmak öncülüğünde zaman zaman bildiri yayımlayan ve her gelişmeyi istismar malzemesine dönüştürmeye çalışan bu isimlerdir.
Ali Uzunırmak ve başvuruya imza atan bu isimlerin tamamı, biliyorsunuz, yerel seçimlerde ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklemişti. Geçmişteki MHP ve Ülkü Ocakları kimliklerini istismar eden, süreçlere göre maske olarak kullanan bu isimler; 2012 yılında “4 parti uzlaşırsa Öcalan’a ev hapsi bizim için mesele olmaz” ve 2014 yılında da “Çözüm için Öcalan ile görüşülebilir” diyen Kemal Kılıçdaroğlu’nu seçimlerde desteklerken hiç Öcalan konusunu akıl etmeyenler, bugün neyin hassasiyet rolünü oynuyor?
Kaldı ki Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçmişte “YPG terör örgütü değil, vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşum” ve “YPG bize saldırmaz” şeklindeki değerlendirmeleri de hafızalardadır. CHP içinde üst düzey pek çok ismin de YPG’nin Suriye’de devletleşmesi gerektiği yönünde açıklamalar yaptığı arşivlerde mevcuttur.
Bütün bunlar ortadayken söz konusu bu çevrelerin o dönem kayda değer bir tepki ortaya koymamış olması dikkat çekicidir. Bugün benzer siyasi yaklaşımın Özgür Özel yönetiminde de sürdüğü görülürken, aynı bildirileri yayımlayan isimlerin yine sessiz kalması dikkat çekicidir.
Ali Uzunırmak ve başvuruya imza atarak akıllarınca “Terörsüz Türkiye” süreci üzerinden manipülasyon üretmeye çalışanlar, daha sıcağı sıcağına Suriye’de terör örgütü YPG’ye karşı yapılan operasyonlara itiraz eden ve meseleyi yalnızca bir “demokrasi sorunu” olarak sunan CHP’ye neden tek bir tepki göstermediler?
Hatta CHP’nin terör örgütü PKK/YPG’nin özerklik kurmasına kapı aralayan değerlendirmeleri ortadayken bu sessizliğin sebebi nedir?
Yoksa yancılığını yaptıkları Mansur Yavaş’ın olası bir “CHP Cumhurbaşkanı adaylığı” ihtimali mi bu suskunluğun asıl nedeni?
Son iki seçimde HDP’nin önce aday çıkarmayarak, diğer seçimde de DEM’in CHP ile Kent Uzlaşısı çerçevesinde seçimi kazanan ve Mansur Yavaş’ın HDP ile siyasi menfaat ilişkisi tartışılınca “Demirtaş’ın bir açıklamasını gördüm; PKK silah bırakmalıdır diyor. Belki HDP bu şekilde Meclis’e girip PKK’ya ‘Yeter artık, silah bırakın’ diyecek.” cümlelerini görmezden gelen Ali Uzunırmak ve avanelerinin derdi, “siyasi kazanç” ve Cumhur İttifakı’na körü körüne muhalefetten başka ne olabilir?
Farabi’nin şu veciz sözü de bu çevrelerin meselelere yaklaşımını adeta bire bir tarif etmektedir:
“Duymak istemeyenden daha sağır, görmek istemeyenden daha kör insan yoktur.”
Yarın yapılacak seçimlerde DEM yine CHP, İYİ Parti ve Zafer Partisi ile ittifak kurarsa, sizlerin de koşa koşa destek verdiğini görmek kimseyi şaşırtmayacaktır. Nitekim bunu daha önce defalarca yapmadınız mı?
Bu yüzden bugün kalkıp “Terörsüz Türkiye” başlığı üzerinden kendinize yeni istismar alanları üretmeye çalışmayın. Dününüz ortadadır; ideolojik ahlakınız bitik de hafızanız bu kadar bitik vaziyette olamaz. Bu konularda konuşacak birileri varsa, bırakın; sicili temiz olanlar, istismar peşinde koşmayanlar ve sağduyu sahipleri konuşsun…
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin varlığı, millî stratejileri ve kararlı duruşu Türk milletinin en sağlam sigortalarından biri olmaya devam etmektedir. Mâtürîdî’nin “Başkaları senden emin olsun.” sözü, güvenin ve itimadın en veciz tariflerinden biridir. Sayın Devlet Bahçeli de Türk milletinin her bakımdan emin olduğu bir lider profilidir.
Onun her eyleminde ve söyleminde kazananın Türk milleti olması hedeflenirken, sizin siyasi menfaat uğruna kurmaya çalıştığınız atmosferle bu yaklaşım arasında derin bir fark bulunmaktadır.
Terör sürerken kurduğunuz menfaat ittifakları ile terörle mücadele eden Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye” hedefini birbirine karıştırmayın. Sizinkinde “terör sürse de ittifaklarımız sürsün” anlayışı, Cumhur ittifakında ise yarım asırdır ülkemize ve bölgemize musallat olan terör örgütünü kökünden ortadan kaldırma hedefi vardır. Cumhur ittifakının başarılı terörle mücadele geçmişini ahmaktan başka kim inkâr edebilir?
MHP’nin Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na sunduğu rapor, Türk milliyetçiliğindeki tavizsiz çizgisini teyit ederken; yarım asırlık terör sorununu milletin varlığına ve geleceğine zarar vermeden bitirme iradesini de net biçimde ortaya koymuştur.
Keza Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun sonuç raporu da makul bir çizgidedir ve Türkiye’ye zarar verecek hiçbir nitelik taşımamaktadır. Bu yüzden istismarcı muhalefet aradığı malzemeyi bulamamıştır.
“Terörsüz Türkiye” sürecine itiraz edenlerin derdi ya istismarlarla siyasette tutunmaktır ya da terörün sona ermesinden duydukları rahatsızlıktır.
Biz her şeyin farkındayız… Çünkü olan biteni çok net görüyoruz.
Bu yüzden onlara sesleniyorum: Artık ne maskeniz yüzünüzü gizliyor ne de istismarlarınız sağduyu sahiplerini etkiliyor. Hadi, CHP’li belediyelerin kanatları altında kendi saplantılarınızı, takıntılarınızı ve menfaatlerinizi tatmin etmeye devam edin…