Türk’ün Diriliş Bayramı Nevruz
Tarih, geçmişte yaşanan olayları yer, zaman ve neden-sonuç ilişkisi içinde inceleyen bir bilim dalı olmanın yanında, milletlerin karakterini, iradesini ve dünyaya bıraktığı izleri de yansıtır. Bu bağlamda Türkler, yalnızca kendi kaderini değil, çağların yönünü belirleyen kurucu milletlerin en başında gelir.
FritzNeumark’ın“Tarihten Türkler çıkarılırsa ortada tarih diye bir şey kalmaz” sözü; HelmuthvonMoltke, Pierre Loti, NapoléonBonaparte ve daha pek çok yabancı gözlemcinin değerlendirmeleriyle birlikte düşünüldüğünde, Türklerin yalnızca askeri güçleriyle değil; dirençleri, adalet anlayışları ve devlet kurma kabiliyetleriyle de tarih sahnesinde belirleyici bir rol oynadıkları görülür. Bu nedenle Türkler, tarihin sadece bir parçası değil, tarihin akışını kökten değiştirecek bir etki gücüne sahip bir millet olarak değerlendirilmiştir.
Tarih aynı zamanda milletlerin geçmişte ne yaşadığını, bugün ne olduğunu ve gelecekte ne olacağını gösteren bir aynadır. Bu aynaya bakıldığında Türk milleti, tarihin hem öznesi hem de ona yön veren, istikamet kazandıran kurucu bir irade olarak karşımıza çıkar.
Bugün bu iradenin en kadim ve en anlamlı sembollerinden biri “Nevruz”dur.
Nevruz, sıradan bir mevsim değişikliği değildir. Kışın karanlığından baharın aydınlığına geçişi ifade eder.Esaretten hürriyete, dağınıklıktan birliğe ve umutsuzluktan yeniden dirilişe uzanan tarihsel bir yürüyüşün adıdır. Bu yönüyle “Nevruz”, Türk milletinin “hafızası”dır, Türk milletinin“Bayramı”dır. Kendini Türk kimliği ile özdeşleştirmiş milletlerin “ortak Bayramı”dır.
Bu tarihsel yürüyüşün en güçlü sembollerinden biri Ergenekon Destanı’dır. Demir dağların eritilerek çıkıldığı o yol, bir kaderin yeniden yazılmasıdır.
Türk milliyetçiliği, Nevruz’u bu perspektiften değerlendirir. Onu yalnızca folklorik bir kültür olarak değil, tarihsel bir bilinç olarak görür. Çünkü Türk milliyetçiliği, geçmişe öykünen eden bir duygu hali değil; geçmişten güç alarak geleceği inşa etme iddiasıdır.
Bu iddianın temelinde ise şu gerçek yer alır: Türk milleti, tarih boyunca ne zaman daralmış, kuşatılmış ya da “bitti” denilmişse; her defasında kendi içinden bir çıkış yolu bulmuştur. Nevruz, işte bu çıkışın sembolüdür.
Bugün Nevruz; Orta Asya’dan Anadolu’ya, Kafkasya’dan Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada kutlanmaktadır. Bu yönüyle Nevruz hem bir bayram hem de Türk dünyasının ortak hafızasını ve müşterek kimliğini temsil eder.
Ancak Nevruz’u anlamak, sadece ateş yakıp üzerinden atlamakla sınırlı değildir. Onu anlamak; Türk milletinin tarih boyunca verdiği varlık mücadelesini, ödediği bedelleri ve taşıdığı ülküyü kavramaktan geçer.
Türk Dünyası içinNevruz, bir “hatırlama” günüdür. Kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve nereye yürüdüğümüzü hatırlama günüdür. Çünkü kimliğini unutan milletler, yönünü de kaybeder.
Bu anlamı en veciz şekilde ortaya koyan Türk Dünyasının Bilge Lideri Devlet Bahçeli’dir:
“Davamızın yaşı, Türklüğün yaşıyla eştir, eşittir. Atilla kırbacını Roma’ya vururken biz şahittik. Hunlar Avrupa’yı titretirken biz vardık. Orhun Anıtları dikilirken biz oradaydık. Ötüken’den çıkıyor, Bozkurt’la yürüyor, Issık Gölü’nden kana kana içiyor, Tanrı Dağı’nın eteklerinden güneşe buz veriyorduk. Bedir’in aslanlarıyla aynı mevzideydik. Müşriklerle boğuşan mümin kalplerin hemen dibindeydik. Zalim akınları durduran kuvvettik. Söğüt’te çadır kuran bizdik. İstanbul’u fetheden yürek, o yüksek vasıf bizdendi. Çanakkale’de iman siperi, Sakarya’da istiklal mihveri, Büyük Taarruz’da ileri atılan kurtuluş hedefiydik. Devleti kuran, vatanı kurtaran, milleti kucaklayıp mihnetleri ve müşkülatları yere seren cesaret bizdik. Biz Milliyetçi Hareketiz. Biz, Türklüğün ve Türkiye’nin beka davasıyız. Biz, ‘Ne mutlu Türküm diyene.’ sözüne bağlanan; ‘Şehitler ölmez, vatan bölünmez.’ diyen ferasetiz, basiretiz, teslim olmaz iradeyiz.”
Bu ifadeler, Türk milliyetçiliğinin zamana bağlı geçici bir ideoloji değil, tarihsel bir devamlılık olduğunu ortaya koyar. Yani Türk Milliyetçileri, Türkler var olduğundan beri vardır; bugün de var ve yarın da var olacaktır.
Nevruz, işte bu sürekliliğin bayramıdır.
Nevruz ateşi yakıldığında, aslında yakılan sadece bir ateş değildir. O ateş, Türk milletinin sönmeyen iradesini temsil eder.Üzerinden atlanan ise yalnızca bir alev değil; korkular, yılgınlıklar ve esaret zincirleridir.
Bu nedenle Nevruz’u kutlamak, Türk’ün tarih sahnesindeki varlığını, direncini ve birliğini sahiplenme iradesidir.
Nevruz, Türk milleti için yalnızca baharın gelişi değil; aynı zamanda bir dirilişin adıdır. Bu diriliş, geçmişten aldığı güçle geleceğe yürüyen bir milletin hikayesidir.
Bazı milletler baharı karşılar,bazı milletler ise baharla birlikte yeniden doğar.
Türk milleti, her Nevruz’da yeniden doğanlardandır.