Türk milletinin iftihar vesilesi
Rusya-Ukrayna savaşı kuzeyde, İran ve İsrail-ABD savaşı güneyde bölgemizi toz duman ederken Türk milletini bu ateş çemberinin tam ortasında emin ellerde tutan şey kararlılıkla inşa edilen savunma stratejisidir. Türkiye’nin güvenlik mimarisi “dokunanı yakar” dedirten bir askerî caydırıcılığa sahiptir. Elbette Türk diplomasisinin ahlaklı, doğrudan ve pazarlıksız üslubu, dost-düşman ayrımı yapmadan takdir toplayan arabuluculuk rolü, ayrıca Türkiye’nin geçmişinden gelen sembolik ve tarihî ağırlığı bu denklemin vazgeçilmez parçalarıdır. Ancak Türkiye’nin ortalamanın üstünde bir karşı koyma ve caydırıcılık kapasitesine sahip olması hem bugününü hem de geleceğini muhafaza altına alan bir güvenlik şeridi oluşturmaktadır.
Dün İran’dan Türkiye topraklarına yönelen bir balistik füze sınırlarımızın içine girmeden Doğu Akdeniz’de NATO askeri gücü tarafından imha edilmiştir. Bununla beraber Türkiye hiçbir askeri ittifaka bağlı olmadan da havadan, karadan, denizden gelebilecek tehditleri göğüsleyip misliyle yanıt verecek bir seviyeye gelmiştir.
Savunma sanayiinin 2025’te 10 milyar doları aşan ihracat rekoru, 2026 Ocak’ta %44’lük artışla başlayan rekor seri, KAAN’ın test uçuşları, KIZILELMA’nın teslimat aşamasına gelmesi, Çelik Kubbe ve onun altındaki hava savunma sistemlerinin envantere girmesi bu gücün somut kanıtlarıdır.
Savunma sanayindeki bu manzara Türk milletinin her ferdinin göğsünü kabartan haklı bir iftihar vesilesidir.
Ne yazık ki Türkiye’deki muhalefet çevreleri ülkenin en büyük gurur kaynağı olan bu savunma sanayi atılımlarını sistematik biçimde kötüleyerek ve iktidara geldiklerinde bu alana neşter vuracaklarını açıkça söyleyerek milli güvenlik açısından tehlikeli bir imaj oluşturdular.
Yerli otomobili (Togg), prototip uçakları (KAAN, HÜRJET), İHA/SİHA’ları tartışma konusu yapmak, füze denemelerini “balıkları ürkütüyor” gibi çocukça gerekçelerle eleştirmek, yıllardır sahada kendini kanıtlamış sistemleri “propaganda” diye yaftalamak söz konusu muhalefetin neden gerçek bir iktidar alternatifi olamadığının en çıplak göstergelerinden birisi oldu.
Dünya siyasetindeki çözümsüzlüklerin artması, savaşların sıklaşması, fırlatılan füzelerin getirdiği kaos, savunma sanayii meselesinin ciddiyetini bir kez daha ortaya koydu. Bir ülkenin geleceği ancak dış tehditlere karşı bağımsız, caydırıcı ve millî bir savunma kalkanıyla korunabilirken Türkiye’nin savunma sanayi girişimleri politikaya asla bulaştırılmadan siyaset üstü bir mesele olarak ele alınmalıdır. Türkiye’nin güvenlik stratejilerini küçümseyen, zayıflatmayı hedefleyen, siyasete alet eden anlayış, Türk milletinin güvenliğini riske atan bir anlayıştır. Oysa gerçek bir muhalefet ne yapar? Daha iyisini yapmak için rekabet etmeyi amaçlar. Yapılanları yok etmeyi değil…