Kooperatifler var ama sistem yok!

YAYINLAMA:
Kooperatifler var ama sistem yok!

Türkiye’de tarımsal kooperatifçilik, yıllardır dilimizden düşürmediğimiz ancak bir türlü “ideal” olanla buluşturamadığımız köklü bir kördüğüm niteliğinde. Kâğıt üzerindeki rakamlara bakıldığında tablo oldukça muazzam görünüyor: Binlerce kooperatif, yüz binlerce ortak ve devasa bir örgütlenme yapısı... Ancak sahaya indiğinizde, bu görkemli yapının altında derin bir boşluk yankılanıyor.

Hangi kategori, tür, birim, bakanlık ve hangi yasa?.. Sahada; üretim nereye, satış ve pazarlama nereye bağlı, Tarım ve Orman Bakanlığı mı yoksa Ticaret Bakanlığı alanına mı giriyor gibi basit kavramlar bile net anlaşılmış görünmüyor. 

Biraz daha genel ve açık konuşalım; kooperatifimiz var ama sistemimiz yok, üretimimiz var ama pazarımız yok, desteğimiz var ama dönüşümümüz yok.

Bu tezatlık, Birleşmiş Milletler (FAO) ve TÜSİAD iş birliğiyle hazırlanan son çalışma da tüm çıplaklığıyla karşımıza çıkıyor. Araştırma sonuçları, Türkiye’deki kooperatiflerin sayısal olarak büyük bir güç teşkil etmesine rağmen, stratejik ve ekonomik anlamda etkili aktörler haline gelemediğini açıkça ortaya koyuyor. Başka bir ifadeyle; ortada devasa bir nicelik var ancak nitelik eksik; büyük bir yapı var ancak bu yapıyı ayakta tutacak ve ileriye taşıyacak işleyen bir sistem mevcut değil.

Bugün Türkiye’de çiftçi üretmeye devam ediyor. Kooperatifler de üretimin içinde yer alıyor. Ancak artık mesele üretmek değil; üretimi doğru planlamak, yönetmek ve pazara güçlü bir şekilde taşımak.

Kooperatiflerin büyük bir bölümü hâlâ klasik bir anlayışla çalışıyor: Gönüllülük esaslı yönetim, plansız üretim, zayıf pazarlama ve sınırlı dijital altyapı… Bu yapı kısa vadede ayakta kalmayı sağlayabilir. Ancak uzun vadede rekabet üretmez. Çünkü günümüz tarımında kazanan, sadece üretim yapan değil; değer zincirini yöneten yapılardır.

Türkiye’de kooperatifçiliğin en büyük kırılma noktası üretim ile pazar arasındaki kopukluktur. Ürün var ama alıcı yok. Üretim var ama plan yok. Sözleşmeli üretim yaygın değil. Markalaşma zayıf. E-ticaret ve ihracat ise sınırlı. Bu nedenle kooperatifler çoğu zaman fiyat belirleyen değil, piyasadaki fiyatı kabullenmek zorunda kalan pasif yapılar haline geliyor. Oysa mesele üretim miktarı değil, üretimin pazara nasıl ve hangi koşullarda ulaştığıdır.

Devlet uzun yıllardır kooperatiflere ciddi destekler sağlıyor. Hibeler, projeler, makine ve ekipman yatırımları… Ancak bu destekler çoğu zaman parçalı, kısa vadeli ve sistemden kopuk. Bir yerde soğuk hava deposu kuruluyor ama içi dolmuyor. Başka bir yerde tesis yapılıyor ama sürdürülebilir olmuyor. Çünkü eksik olan şey yatırım değil; iş modeli. Yani sistemi kurmadan yapılan her yatırım, kısa süre sonra âtıl hale geliyor.

Birleşmiş Milletler (FAO) ve TÜSİAD iş birliğiyle hazırlanan raporda, Türkiye’de kooperatiflerin sayısal olarak çok güçlü, ancak ekonomik birer aktör olarak maalesef hâlâ “etkisiz” kaldığını yüzümüze vuruyor. Ancak bugün, bu yapısal sorunların üzerine binen çok daha somut ve acil bir tehdit var: KOOPBİS geçiş süreci.

Şeffaflık adına getirilen Kooperatif Bilgi Sistemi’ne veri girişi için son tarih 26 Nisan 2026. Kulağa teknik bir detay gibi gelse de bu tarih, birçok kooperatif için “kapanma” anlamına gelebilir. Sisteme veri girişini tamamlamayan yönetim kurulu üyelerini işlem başına 8.600 TL, toplamda 86.000 TL’yi bulan ağır para cezaları bekliyor. Daha da vahimi, bu ihmal sadece maddi değil, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası riskini de beraberinde getiriyor.

Bu durum, halihazırda “gönüllülük”esasıyla dönen küçük ölçekli kooperatiflerde büyük bir infiale yol açabilir. Yöneticilerin birçoğu istifa edebilir, yeni adaylar ise bu hukuki yükün altına girmek istemeyebilir. Eğer bir düzenleme yapılmazsa, sistem şeffaflaşırken kooperatiflerin kendisi birer birer tasfiye olabilir.

Diğer yandan modern tarımda kazanan, artık sadece “üretmek” değil; o üretimi yönetmek, planlamak ve değer zincirine dahil etmektir. Kooperatiflerin çoğu hâlâ geleneksel zihniyetle, dijital altyapısız ve profesyonel destek almadan ayakta kalmaya çalışıyor. Yeni dünya düzeni artık hatayı affetmiyor ve kooperatiflerden “şirket disiplini” bekliyor.

Sahada çoğu zaman açıkça konuşulmayan ama her şeyi belirleyen bir gerçek var: güven sorunu. Çiftçi kooperatife tam güvenmiyor. Ürününü kooperatif üzerinden pazarlamıyor. Sistemin parçası olmak yerine dışında kalıyor. Oysa güven olmadan ne örgütlenme olur ne de sistem işler. KOOPBİS gibi dijital dönüşüm adımları da dahil olmak üzere hiçbir reform, güven zemini oluşmadan başarıya ulaşamaz.

Zihniyet değişmeden sistem kurulmaz. Bugün Türkiye’de kooperatifler hâlâ “üretici birliği” olarak görülüyor. Oysa yeni dünyada kooperatif: Bir şirket gibi çalışmalı, değer zincirini yönetmeli ve pazarı yönlendirebilmelidir.

Kooperatifçilik artık sosyal bir dayanışma modeli değil, profesyonel bir ekonomik organizasyon modelidir.

Mevcut tablo, kooperatiflerin idari süreçleri yürütebildiğini ancak sistematik kayıt, denetim ve uzun vadeli planlama gibi kurumsal mekanizmalarda yetersiz kaldığını göstermektedir. Gönüllülük esasıyla yürütülen bu “geleneksel” yönetim anlayışı, günümüzün rekabetçi pazar koşullarında ve ağırlaşan yasal sorumluluklar (KOOPBİS vb.) karşısında artık sürdürülebilir değildir. Bu nedenle, önerilen Kooperatifler Entegre İş Modeli (KEİM), bu yapısal boşlukları kapatmak ve kooperatifleri öngörülebilir, profesyonel ve ölçeklenebilir birer ekonomik organizasyona dönüştürmek için tek çıkış yolu olarak öne çıkmaktadır.

Son söz: Mevcut kooperatifleri sadece kurmak değil, onları modern ve işleyen bir sistemle yaşatmak Türkiye tarımı için artık hayati bir zorunluluktur. Eğer bu zihniyet dönüşümünü başarabilirsek kooperatifler, üretimin içinde hapsolmak yerine değer zincirini yöneten ve Türk tarımını küresel lige taşıyan en güçlü ekonomik organizasyonlar haline gelecektir.

Kalın sağlıcakla…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...