Su ve Nuh'un Gemisi metaforu: Birlik, kardeşlik ve sağduyuya katkı
Büyük halk ozanı Âşık Sefai, bir eserinde şöyle diyordu:
“Azizim su diye ağlar
Mecnun hu diye ağlar
Deryada bir gül açmış
O da su diye ağlar”
Diyarbakır’da yaşayan Yeni Birlik gazetesi yazarı Yaşar İçen Hanımefendi’nin “Bilge liderin ‘su misali’ ilhamı ile ‘Diyar-ı Devlet’ tablosu” başlıklı yazısını okumaya başlayınca, aklıma hemen Âşık Sefai’nin “Su” isimli bu eseri geldi.
Sayın Yaşar İçen MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’yi ziyaret etmesini köşe yazısında bu başlıkla değerlendirmiş ve yazısına “Su’ya” yüklediği anlam üzerinden şöyle giriş yapmıştı:
“Yaşama dair her başlığın içerisinde mutlaka SU vardır. Hava, gıda, toprak, vücut gibi. Ve SU; umudun da ilhamıdır, bir nehir ya da deniz kıyısında oturup “vuslata” dair dizeleri kainata nakşetmek ve bu uğurda azmetmek gibi…
Bir süre önce ziyaret ettiğim Bilge Lider Devlet Bahçeli ile gerçekleştirdiğim değerli sohbet, zihnime ve ruhuma Türkiye ile birlikte küresel ilhamların da “su misali” akın etmesine vesile olmuştu. Bilge Liderin her cümlesinde asırlık manâlar vardı; çözmesini, anlamasını, elde ettiklerini birbirine bağlamasını ve uygulamasını bilen için. “
***
Sayın Yaşar İçen’in bu yazısının temel omurgasını, Sayın Devlet Bahçeli’nin ‘Terörsüz Türkiye’ hedefiyle ülkemizi ve bölgemizi terörden kurtarma kararlılığına işaret etmesi oluşturmaktaydı.
Diyordu ki: 22 Ekim 2024 tarihinde Bilge Liderin kürsüden yaptığı konuşmayı hatırlayın. O gün kimseler manâyı anlamamış ve “yeni bir açılım” mı başlıyor demişti. Halbuki 22 Ekim 2024’te yapılan o cesur açıklama yeni bir açılım açıklaması değildi, “saçılım olmasın” açıklaması idi.
Bilge Lider 22 Ekim 2024’te kürsüden “Terörsüz Türkiye başlasın” dedi ve anında kıyametler koparıldı anlamayan-anlamak istemeyen güruhlar tarafından. Halbuki kıyametler koparmaya gerek yoktu, sadece Bilge Lideri “anlamak” gerekiyordu. 22 Ekim 2024’teki konuşmasıyla Bilge Liderin Terörsüz Türkiye çağrısını gören ve anlayan yüreğimle hemen ertesi gün (23 Ekim 2024’te) köşemde şu başlığın altını doldurdum; “Bahçeli ‘açılım’ demedi ‘açılım olmasın’ dedi…”
***
“Terörsüz Türkiye” hedefini “NUH’UN GEMİSİ İLANI VE İNŞAASI” metaforu olarak tarif ederek, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin bu vatanın her evladını etnik kökeni ne olursa olsun sahiplenmesini, kucaklamasını ve korumasını da “O tarih aslında Ortadoğu ve dünyanın sürüklendiği fırtınaların önceden hissedilmesiyle “her şeyi bir kenara bırakıp önce vatan bilinciyle acilen yan yana gelmemiz gerekiyor” açıklamasıydı. Bilge Lider şu an Ortadoğu ve dünyanın geldiği uçurumlardan Türkiye’yi kurtarmak için 22 Ekim 2024’te NUH’UN GEMİSİNİ inşa ettiğini ilan etmişti aslında. Bu ilan “amasız fakatsız” her kesimin destek sunması gereken bir durum olsa da ilk etapta pek çok kesim köstekler sermeye çalıştı bu yola. Geldiğimiz ikinci yılda; bu kösteklerin işe yaramadığı, bu yola inananların azminin engelleri umursamadığı, bu yolun devlet yoluna dönüştüğü görüldü. “ şeklinde tanımlaması oldukça anlamlı ve derin bir yazar değerlendirmesi olmuştur.
Etrafımızın bir savaş çemberiyle kuşatıldığı bu dönemde, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye” çağrısı; iç cepheyi güçlendirmeyi, mevcut tehlike ve tehditler karşısında Türkiye’yi ve bölgeyi korumayı amaçlamıştır.
Bu süreçte Türkiye’nin güvenliği önemli ölçüde sağlanırken, Suriye’de bir istikrar zemini oluşmuş; İran’da ise ABD ve İsrail’in vekâlet verebileceği bir güç ortaya çıkmamıştır.
“Terörsüz Türkiye” sürecine karşı çıkanların ise, bu kazanımlardan rahatsızlık duyan ve ABD-İsrail ekseninin hedeflerine ulaşılamamasından memnuniyetsizlik duyan çevrelerdir. Terör örgütü PKK’nın bir buçuk yılı aşkın süredir eylem yapamaz hâle getirilmesi ve silah bırakma ile fesih sürecine yönlendirilmesi, bazı odakları oldukça rahatsız etmiştir. Bu durumdan rahatsızlık duyanların ise terör ortamından beslenen ya da bu sürecin sona ermesini istemeyen emperyalizm hizmetkârlarının olduğu aşikârdır.
Evlatları Irak’ta, Suriye’de ve Türkiye sınırlarında, karakollarda vatan nöbeti tutan anneler ve babalar bu süreçten memnun.
Doğu ve Güneydoğu’da yıllarca terörün gölgesi altında yaşamış, acılar yaşamış insanlar bu süreçten memnun.
Bölgeye yatırım yapmak isteyen iş insanları da bu süreçten memnun.
Bu ülkede kardeşliği, birliği ve beraberliği hakim kılmak isteyenler memnun.
Bu memnuniyet başlıkları uzatıldıkça uzatılabilir.
Memnun olmayanlar ise, bu başlıkların ortaya çıkmasından rahatsızlık duyanlardır.
Diyarbakır’da yaşayan Yeni Birlik gazetesi yazarı Yaşar İçen, bu süreçte millî bir duruş sergileyerek birlik ve kardeşliği güçlendiren yazılar kaleme almakta; “Terörsüz Türkiye” sürecinden kimlerin rahatsız olduğunu ve kimlerin memnuniyet duyduğunu ortaya koymaktadır.
Sayın Yaşar İçen’in en kıymetli yönlerinden biri de, bölücülüğün merkezi hâline getirilmek istenen ve emperyalist güçlerin bu şekilde anlam yüklediği Diyarbakır’dan; sağduyuyu, tarihî kardeşliği, birlik ve beraberliği en güzel cümlelerle güçlendirme çabası ortaya koymasıdır.
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’yi ziyaretini anlattığı yazısında, “Diyar-ı Devlet Tablosu” başlığı altında kaleme aldığı şu cümleler, bu çabanın anlamlı bir kesitini sunmaktadır:
Umuttan ve hayattan yana, “su misali bilgeliğini” Terörsüz Türkiye yolunda da canını ortaya koyarak sergileyen Bilge Lider Devlet Bahçeli’yi bir süre önce ziyaret etmiş ve değerli cümlelerine vakıf olmuştum. Her zaman olduğu gibi, o sohbetten de ruhuma ve zihnime pek çok başlıkta ilham doğmuştu. Ancak bu kez Bilge Lider’e dair zihnimde beliren başka bir ilham daha vardı. O ilhamla Diyarbakır’a döndüm. “Ne olmalı, nasıl olmalı?” diye düşünürken, parçalar yavaş yavaş zihnimde yerli yerine oturmaya başladı ve “Diyar-ı Devlet” tablosu netleşti.
Surlarıyla ünlü Akkoyunlular payitahtı Diyar-ı Bekir, zihnimdeki ilhamla bir anda “Diyar-ı Devlet”e dönüşmüştü.
Diyarbakır Surları’nda 82 dış burç bulunur; Harput Kapı, Urfa Kapı, Mardin Kapı ve Yeni Kapı olmak üzere, surları dışarıya bağlayan dört ana kapı vardır…
Ne muhteşem bir tevafuktur ki, binlerce yıl öncesinden bugünü simgelercesine Diyarbakır Surları’na hayat veren sayısız medeniyet…
Bilge Lider Devlet Bahçeli’nin ilhamıyla “Diyar-ı Devlet” tablosu şöyle şekillendi: 81 dış burca illerimizin adı verildi; buluşma noktası olan 82. burca ise “Türkiye Yüzyılı” adı konuldu. Dört ana kapı, birer nehir olarak tasvir edildi ve her nehre Diyarbakırlı Sezai Karakoç, Ahmed Arif, Cahit Sıtkı Tarancı ve Ziya Gökalp’e ait şu dizeler nakşedildi:
Sezai Karakoç: “Gelin, gül ile başlayalım; atalara uyarak, baharı koklayarak…”
Ahmed Arif: “Terk etmedi sevdan beni; aç kaldım, susuz kaldım…”
Cahit Sıtkı Tarancı: “Memleket isterim; kardeş kavgasına nihayet olsun.”
Ziya Gökalp: “Ben, sen yokuz; biz varız.”
Vatan aşkıyla dolu bu cümlelerle akıp çağlayan dört kapı/nehir/şair, surların kalbinde yer alan Bilge Lider Devlet Bahçeli merkezinde buluştu; kenetlendi, tek yürek olup güçlendi.
Surların yan tarafında ise UNESCO Kültür Mirası olarak kabul edilen On Gözlü Köprü, Hevsel Bahçeleri ve Dicle Nehri’nden oluşan üçlü tasvir edildi. Suriçi’nde yer alan, farklı medeniyetlerin inşa ettiği önemli tarihî yapılar da Bilge Lider’in etrafında konumlandırıldı; tüm farklılıklarına rağmen aşkla dönen pervaneler misali…
Böylelikle Bilge Lider’in “su misali” ilhamıyla “Diyar-ı Devlet” tablosu hayat buldu.
Bilge Lider Devlet Bahçeli’ye tabloyu takdim ederken ve tablonun sembolize ettiği manayı anlatırken, gönlündeki mutluluğu gözlerinden okumak tarif edilemez bir sevinç ve gurur vesilesiydi. Zira anlamak, anlaşılmak ve aynı yolda yoldaş olmak, insanın sahip olabileceği en büyük servettir—hele ki mesele vatansa…
***
Emin olun Yeni Birlik gazetesi yazarı Yaşar İçen Hanımefendi’nin Diyarbakır’dan ortaya koyduğu millî duyarlılık, dalga dalga Türkiye’ye ve bölgemize yayılmaktadır. Onun Sayın Devlet Bahçeli’ye hediye ettiği tablo, hem ülkemizin hem de bölgemizin kardeşlik, sağduyu ve birlik muhtevasında geniş bir perspektif ortaya koymaktadır.
Yaşar İçen Hanımefendi’nin yazılarını Yeni Birlik gazetesinden okumaya gayret gösterin. Millî birliğe, kardeşliğe ve ihtiyaç duyduğumuz sağduyuya, kaleme aldığı yazılarla anlamlı katkılar sunmaktadır.
Yazımıza “Su” metaforuyla başlamıştık. O hâlde, Yaşar İçen Hanımefendi ve benzeri aydınlarımızın bu kıymetli katkılarını, Ovidius’un şu sözüyle taçlandıralım:
“Damlayan su mermeri deler; sürekli gayret dağları aşar.”