Barış, gelecek savaşa hazırlıktır
Almanya’nın devreye aldığı yeni uygulamaya göre, artık 17 yaşını doldurmuş erkek Alman vatandaşlarının, uzun süreli (3+ ay) yurt dışı çıkışlarında devletten izin alma zorunluluğu, ilk bakışta teknik bir düzenleme gibi görünüyor. Ancak biraz yakından bakıldığında, bu kararın yalnızca idari bir prosedür değil, daha büyük bir zihniyet değişiminin parçası olduğunu görmek lazım. Bu kanun, “barış döneminde” alınan bir savaş hazırlığı tedbiri olarak okunmalı.
Bu düzenleme, Alman devletinin krizlere, oluştuğunda değil, öncesinde odaklandığını gösteriyor. Çünkü modern savaşlar, cephede değil; lojistikte, insan kaynağında ve hazırlık kapasitesinde kazanılıyor. Almanya’nın yaptığı da tam olarak bu: “Gerektiğinde kim, nerede?” sorusunun cevabını şimdiden sistematik hâle getirmek ya da risk yükseldiğinde çıkış izni vermemek.
Bu “barış döneminde savaşa hazırlık” yaklaşımı Almanya’ya özgü değil. Finlandiya yıllardır zorunlu askerlik sistemini yalnızca sürdürmekle kalmıyor, aynı zamanda rezerv kuvvetlerini aktif tutan düzenli çağrılar yapıyor. Toplumun büyük bölümü hangi durumda nasıl mobilize olacağını biliyor. Benzer şekilde İsveç, 2017’de kaldırdığı zorunlu askerliği yeniden yürürlüğe soktu ve sivil savunma bilincini artırmak için vatandaşlarına “kriz rehberleri” dağıttı.
Daha dikkat çekici bir örnek ise Polonya. Son yıllarda savunma bütçesini hızla artıran Polonya, yalnızca silah sistemlerine yatırım yapmıyor; aynı zamanda geniş çaplı yedek asker eğitim programlarıyla nüfusunu potansiyel bir kriz senaryosuna hazırlıyor. Hatta bazı sektörlerde çalışanların kriz anında hangi görevleri üstleneceği bile önceden planlanmış durumda.
Bu gelişmelerin ortak noktası açık: Devletler artık savaşın “başladığı günü” beklemiyor. Savaşın ihtimal olduğu her gün, hazırlığın da aktif olduğu bir dönem olarak kabul ediliyor.
Burada kritik olan diğer nokta sosyolojik algı oluşumu. Bu tür adımlar yalnızca askeri değil, toplumsal bir dönüşümü de beraberinde getirir. Devlet ile vatandaş arasındaki ilişki yeniden tanımlanır. “Haklar” kadar “yükümlülükler” de görünür hâle gelir. Öyledir, millet ile devletin sözleşmesi haklar kadar yükümlülükler de içerir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin attığı adımları da bu kapsamda okumaya alışalım. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin inisiyatifi ile başlayan “terörsüz Türkiye” çalışmalarıyla varılmak istenen güçlü iç cephe hedefi tam da bu amaçla atılan çok büyük bir makro adımdı.
Türkiye’nin tehdidi sınır dışında tutma doktrini, buna bağlı kalarak komşu risk bölgelerinde etkisinin olduğu yönetimleri desteklemesi ve fiili yerleşmesi de; NATO, Rusya, Körfez, TDT, Çin ile çok yönlü denge politikası da; enerji tedarikinde çeşitlendirme ve dengeleme de diğer bazı makro adımlardı. Orta seviyede ise, askeri cephanelik ile yürür ve uçar sistemlerde hızlı seri üretime dönülmesi, yıllık tüketimin %20’si kadar doğal gaz depolama da verilebilecek diğer örnekler.
Sırada, gerektiği anda hazır insan kaynağı alanında yapılacak çalışmalar var. Artık her hazırlık, insan kaynağı, lojistik ve kriz yönetimi kapasitesiyle desteklenmeli. Çünkü geleceğin savaşları, sadece silahlarla değil, hazırlık seviyesiyle kazanılacak.
Atsız’a atıfla bu yazının başlığı da olan şu sözle bitirelim: “Barış, gelecek savaşa hazırlıktır.”