Hoca Ahmet Yesevi’nin İzleri Neden Silinmiyor?
“Sevmiyorlar bilginler, sizin Türkçe dilini,
Bilenlerden işitsen, açar gönül ilini.
Ayet, hadis anlamı Türkçe olsa duyarlar,
Anlamına erenler, başı eğip uyarlar.
Miskin Hoca Ahmet, yedi atana rahmet.
Fars dilini bilir de, sevip söyler Türkçe'yi.”
Türk dünyasında bazı isimler vardır; yalnızca tarih kitaplarında kalmaz, günlük dilin içinde yaşamayı sürdürür. Hoca Ahmet Yesevi de onlardan biridir. Aradan asırlar geçmesine rağmen onun adı hâlâ anılıyor, düşüncesi hâlâ karşılık buluyor. Bunun en önemli sebeplerinden biri, Türk dilini yalnızca konuşulan bir araç olarak değil, irfanın ve hikmetin taşıyıcısı haline getirmesidir.
12. yüzyılda Türkistan coğrafyasında yaşayan Hoca Ahmet Yesevi, Arapça ve Farsçanın ilim ve edebiyat dili olarak güçlü olduğu bir dönemde halka ulaşmanın yolunu Türkçe üzerinden kurdu. Bu tercih yalnızca dil meselesi değildi. Aynı zamanda kimliğe, aidiyete ve topluma doğrudan seslenme tercihiydi. İnsanların anlayacağı dilde konuşmak, onları dışarıda bırakmamak anlamına geliyordu.
Yesevi’yi kalıcı yapan sebeplerden biri de budur. O, düşüncesini yalnızca belli çevrelere değil, geniş halk kitlelerine ulaştırdı. Hikmet adı verilen şiirleri, sade dili sayesinde benimsendi, ezberlendi ve kuşaktan kuşağa aktarıldı. Birçok düşünür eser bırakır; ancak her eser toplum hafızasında yer etmez. Yesevi’nin sözleri ise dil yoluyla yaşamayı başardı.
Türkçe ile Kurulan Gönül Köprüsü
Hoca Ahmet Yesevi’nin kullandığı dil ağır ve kapalı değildi. Halkın gündelik hayatında karşılığı olan kelimelerle konuştu. Bu nedenle onun metinlerinde öğüt vardır ama kibir yoktur; derinlik vardır ama yapaylık yoktur. İnsanlara yukarıdan değil, içlerinden biri gibi seslenmiştir.
Türk dili açısından bakıldığında bu yaklaşım son derece önemlidir. Çünkü bir dil, yalnızca devlet yazışmalarıyla değil; şiirle, öğütle, inançla ve günlük hayatla güç kazanır. Yesevi, Türkçeyi tam da bu alanlarda etkili biçimde kullandı. Böylece dil yalnızca iletişim aracı olmaktan çıktı, değer taşıyan bir zemine dönüştü.
Onun açtığı yol daha sonra Anadolu’ya kadar ulaştı. Yunus Emre’de görülen sade anlatım, halka yakın üslup ve gönül merkezli yaklaşım ile Yesevi çizgisi arasında güçlü bağ kurulur. Anadolu’daki tasavvuf geleneğinde Türkçenin yaygınlaşmasında da bu damarın etkisi hissedilir.
Bugün Neden Hâlâ Güncel?
Bugün Hoca Ahmet Yesevi’nin adı yalnızca tarihî saygı nedeniyle yaşamıyor. Günümüz insanı da sade, samimi ve anlaşılır söze ihtiyaç duyuyor. Gürültülü çağlarda berrak dil her zaman değer kazanır. Yesevi’nin asırlar önce kurduğu cümlelerin bugün hâlâ karşılık bulmasının nedeni de budur.
Kazakistan’daki Türkistan şehrinde bulunan Hoca Ahmet Yesevi Türbesi, bu hafızanın sembollerinden biridir. Ancak onun gerçek izi yalnızca taş yapılarda değil, dilde ve kültürde yaşamaktadır. İnsanların hâlâ onun adını bilmesi, bıraktığı etkinin sürdüğünü göstermektedir.
Sonuç olarak Hoca Ahmet Yesevi’nin izleri silinmiyor. Çünkü o yalnızca bir din ve fikir insanı değil, Türk dilinin taşıdığı imkânı erken gören isimlerden biridir. Halkın dilinde konuşanlar, halkın hafızasında kalır. Yesevi’yi yüzyıllar sonra bile canlı tutan güç biraz da budur.