Türk Dünyasında Sessizlik: Kimin Acısı, Kimin Gündemi?
Bazı acılar uzun süre konuşulur, bazıları ise sessizce geride kalır. Oysa unutulan hiçbir acı gerçekten bitmez. Haberlerden düşer, gündemden çıkar, ama geride kalanların hayatında yaşamaya devam eder. Hafızanın adaleti de çoğu zaman burada sınanır…
Türk dünyasında da böyle bir durum var. Bir yerde felaket yaşandığında, başka bir yerde bunun ne kadar duyulduğu, ne kadar sahiplenildiği önemlidir. İnsanlar bunu fark eder. Kim ses verdi, kim sustu, kim yalnızca resmî bir cümleyle geçiştirdi… Bunlar zamanla ortak hafızanın parçası olur.
Yakın dönemde bunun iyi örnekleri de görüldü. Türkiye’deki büyük depremlerden sonra Türk dünyasından gelen yardımlar, Azerbaycan’ın zor günlerinde ortaya çıkan dayanışma, hafızada karşılık buldu. Çünkü acı zamanında gelen destek unutulmuyor. Fakat aynı hassasiyet her bölge için gösterilemiyor. Bazı felaketler, bazı göçler, bazı insan hikâyeleri birkaç satırlık haber olarak kalıyor. Kimi acılar yüksek sesle anılırken, kimi acılar sessizliğe bırakılıyor.
Sessiz Kalınca Mesele Bitmiyor
Sessizlik çoğu zaman güvenli bir alan gibi görülür. Konuşmazsanız tartışmaya girmezsiniz, taraf olmazsınız, risk almazsınız. Ama acı yaşayan insanlar açısından sessizlik başka türlü okunur. Onlar için mesele şudur: “Biz zor durumdayken kim yanımızdaydı?”
Bu yüzden ortaklık iddiası yalnızca güzel günlerde sınanmaz. Bir şehir yıkıldığında, bir halk göç yollarına düştüğünde, bir topluluk yıllarca unutulmuşluk hissiyle yaşadığında verilen tepki daha belirleyicidir. Bazen geç kalmış bir cümle bile eksik kalır. Bazen de zamanında söylenen küçük bir söz, beklenenden daha büyük anlam taşır…
Medyanın burada özel sorumluluğu var. Çünkü neyin gündem olacağına çoğu zaman medya karar veriyor. Bir acıyı görünür kılmak da mümkün, birkaç haberin arasına sıkıştırıp kaybetmek de. Türk dünyasında ortak bilinç güçlenecekse, birbirinin acısını daha dikkatli duyan bir medya refleksine ihtiyaç var.
Unutulan Acı Uzaklaştırır
Seçici hafıza güveni zedeler. Birinin acısı sürekli hatırlanırken diğerinin acısı yok sayılıyorsa, orada içten içe bir kırgınlık birikir. Bu kırgınlık hemen görünmeyebilir ama zamanla mesafe üretir.
Türk dünyasında gerçek yakınlık isteniyorsa sadece zaferleri, bayramları, başarıları değil; kayıpları da birlikte hatırlamak gerekir. Çünkü insan bazen kimin yanında olduğunu en çok yas gününde anlar.
Sonuçta mesele büyük cümleler kurmak değil. Bazen bir haberin görülmesi, bir acının adının anılması, bir topluluğun yalnız bırakılmadığını hissetmesi yeterlidir. Ortak hafıza biraz da böyle kurulur; sessiz bırakılmayan acılarla…