Tribün provokasyonlarını kışkırtanlara dikkat!
Türkiye’yi yarım asırlık terör belasından kurtarma çabası kutsal bir çabadır. Bu nedenle “Terörsüz Türkiye” hedefini başlatan, destekleyen ve bu uğurda mücadele eden herkes Türk milletinin hayır duasını alacaktır.
“Terörsüz Bölge” hedefi de “Terörsüz Türkiye” sürecine entegre olduğu için dua alanı daha da genişleyecek, bereketi katlanacaktır. Bu süreç başarıyla sonuçlandığında Türkiye’nin Irak, Suriye ve İran ile kadim dostluk ve komşuluk hukuku çok daha güçlü bir temele kavuşacaktır.
Biliyorsunuz, bu süreç bölgemizde yaşanan emperyalist oyunlara karşı iç cepheyi güçlendirmek amacıyla Sayın Devlet Bahçeli tarafından, davetler, çağrılar ve nasihatlerle başlatılmıştı.
İlerleyen aşamalarda ise Türkiye, Irak, Suriye ve İran olmak üzere dört ülkede taşeron olarak kullanılan terör örgütü PKK’nın ve onun uzantılarının tüm bileşenlerine yönelik çağrılar yapılmıştır.
DEM’e uzattığı eli şu şekilde tarif etmişti: “Uzattığım el, gelin Türkiye partisi olun, gelin teröre cephe alın, gelin bin yıllık kardeşliğimizde kenetlenelim temennisidir.”
Ardından da şu çağrıda bulunmuştu: “Türk ve Türkiye Yüzyılı’nda terörü sıfırlamak, milli birlik ve beraberliği çelikleştirmek amacına matuf ikinci hüküm cümlem şöyledir: Terörist başı işin içinde olmazsa bir şey çıkmaz diyenlere de sesleniyorum; şayet teröristbaşının tecridi kaldırılırsa, gelsin TBMM’de DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın.”
Bu çağrıların tek bir cümlesinde ve hayata geçirildiğinde Türkiye’nin zararına olacak bir ifade var mı?
“Biz sırtımızı İmralı’ya, Kandil’e dayadık” diyen DEM’e “Gelin Türkiye partisi olun, gelin teröre cephe alın” demek, zaten durulan yerin Türk milletinin değerlerinden yana olduğunu ve insanımıza acı veren teröre karşı kararlı bir mücadele yürütüldüğünü ispat etmektedir. Terör örgütü PKK’yı kuran Öcalan’a, DEM Parti grup toplantısında (yer/konum vurgusu çok önemli) konuşma imkânı vererek “Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın” çağrısı da bir nevi yüzleştirme amacı taşımaktaydı. Aynı zamanda sonuç almayı…
Peki o günden beri “Terörsüz Türkiye” sürecini baltalamak ve itibarsızlaştırmak isteyenler ne yaptı?
Çok şey yaptılar da bunlardan birisi de “Devlet Bahçeli, Öcalan’ı TBMM’ye konuşmaya çağırdı…” cümlesini kurup, devamını getirmeme kurnazlığıdır. Çağrının devamındaki “Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın” sözlerini asla birleştirmeden bu propagandayı yaptılar.
Yazılarda, yorumlarda ve siyasi konuşmalarda bu propaganda kurnazlığını ısrarla sürdürdüler. Hâlâ da devam ettiriyorlar. Örneğin son dönemde futbol ve basketbol maçlarındaki tribünleri bu provokasyon için kullanmaya başladılar. Birçok maçta organize edilen gruplar, “Terörist mecliste konuşma mı yapar ulan?” şeklinde sloganlar atarak kalabalıklar üzerinde provokasyonlarını sürdürmektedir.
Peki konuşma nedir?
Konuşmanın muhatabı kimdir?
Bu konuşmayı yaptığında ülke ne kaybedecekti?
En acı olanı ise şudur: Bu sloganların üreticileri ve tribünlerde provokasyonlara zemin hazırlayanların ise, “Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın” çağrısına muhatap edilen terör örgütü PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’ın kurduğu siyasi partilerle ittifak ve işbirliği yapan Ümit Özdağ ve Müsavat Dervişoğlu gibi isimlerin partileri olmasıdır. Bu, ayrı bir garabettir.
Mesela o tribünlerde figüran olarak kullanılan kişiler, Ümit Özdağ ve Müsavat Dervişoğlu gibi isimlerin partilerinde PKK’nın siyasi uzantısıyla, terör eylemleri devam ederken ittifak ve işbirliği yaparken, milli kimliğe darbe indirecek Anayasa taslakları hazırlarken ve sınır ötesi terörle mücadele operasyonlarına karşı çıkarken böyle sloganlar üretip atmış mıdır?
Onlara yönelik atılmayan sloganlar, şimdi nasıl olup da onların yönlendirmesiyle atılmaktadır?
Bu tür slogan provokasyonunun ilk denendiği şehrin Bursa olması ve Bursa Spor’u bu işe alet edenlerin İyi Partililer ile Zafer Partililer olması da alenen ortadadır. En üzücü olanda Bursa gibi Osmanlı devletine başkentlik yapmış güzide bir ilimizin sağduyusuna leke sürülmeye çalışılmasıdır.
Mesela “Öğrencilerime çatışma, iç savaş ve hükümete darbe gibi konularda ödevler verdim; kışkırtıcı düşünmeleri, yaratıcı olmaları lazım” diyen bir Ümit Özdağ zihniyetinin Bursa Spor tribünlerinde ne işi vardır? Amedspor içinde ve tribünlerinde de benzer etnik fitneyi güçlendirecek tahriklerin yaşandığı görülmektedir. Orada da bu provokasyonların arkasındaki Ümit Özdağ benzeri zihniyetler tespit edilip ortaya çıkarılmalıdır. Çünkü karşılıklı tahrik ve provakasyon ağının örüldüğü çok net görülmektedir.
Gerçekten bu tür provakasyonlara önlemlerin gevşek tutulmasının, taviz verilmesinin, görmezden gelinmesinin ileri de büyük toplumsal olaylara gebe olduğu aşikardır.
İç cepheyi güçlendirmeyi amaçlayan “Terörsüz Türkiye” hedefi karşısında, iç cephede ayrıştırma, bölünme ve çatışma arayanlara asla yol verilmemelidir. Bu tür provokasyonların gidişatını çok önemsediğim için yaklaşık bir yıl önce “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİNE KARŞI ORGANİZE TRİBÜN PROVOKASYONU” başlıklı yazıyı kaleme alarak çok net uyarılarda bulunmuştum. Bu yazım geçtiğimiz günlerde medyadaki tartışma programlarında yeniden gündeme geldi. tv100’de yayımlanan “Erdoğan Aktaş ile Eşit Ağırlık” programındaki konuklar ve Halk TV’de yayınlanan “Ebru Baki ile Para Siyaset” programında İsmail Saymaz, yazımıza geniş bir şekilde atıfta bulunarak tribün provokasyonlarını değerlendirmiştir.
Bugün tartışma programlarında atıfta bulunulan o yazımda şu uyarılarda bulunmuştum:“Bölgesel gelişmelerin yarattığı hassas ortamda, ‘Terörsüz Türkiye’ hedefi doğrultusunda iç cephenin güçlendirilmesi için mücadele edilen bu süreçte; ülkenin doğusundaki ve batısındaki tribünleri birbirine düşürmeye çalışan her kim varsa bilinmelidir ki bunlar, Türkiye’yi zayıflatmak isteyen düşmanların hedefleri doğrultusunda hareket eden unsurlardır. Zıt kutuplarda yer alıyormuş gibi davranarak radikal tutumlar sergileyenlerin, ABD ve İsrail’in çıkarlarına hizmet etme ihtimali son derece yüksektir. Nitekim dikkatle bakıldığında, sergiledikleri her eylem ve kullandıkları her söylem bu aktörlerin lehine sonuçlar doğurmaktadır.Kitleleri tribünler üzerinden yönlendirme, ayrıştırma ve çatışmaya sürükleme çabaları kirli bir aklın ürünüdür. Bu nedenle Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Emniyet Teşkilatı son derece dikkatli olmalı; bu kirli ellerin Türkiye’ye verebileceği zararların önüne kararlılıkla geçmelidir.”
***
Futbolun toplum üzerindeki derin ve güçlü etkisini bilenler, siyasi, sosyal ve etnik ayrışmaları tribünlerdeki provokasyonlarla bilinçli bir şekilde şekillendirmeye çalışmaktadır.
Tüm bu provokasyon oyunlarının farkında olan ve tribünlerin ayrışmalara alet edilmesine karşı son derece hassas olan MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, çocukluğundan beri büyük bir sevdayla tuttuğu ve ismiyle özdeşleşen takımı Beşiktaş JK’nin üyeliğinden 26 Şubat 2023 tarihinde istifa etmişti.
Sayın Devlet Bahçeli’nin istifasını MHP Medya, İletişim ve Dijital Mecralardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir şöyle duyurmuştu: “Afet sonrası futbol maçlarını izleme bahanesiyle tribünleri tahrik eden bazı eylemler, şehitlerimize ve milletimize büyük bir saygısızlık olmuştur. Bugün oynanan Beşiktaş JK-Fraport TAV Antalyaspor müsabakasında da deprem şehitlerimize yapılan sistemli saygısızlık, Beşiktaş’a ve Beşiktaş’ın taşıdığı milli manevi değerlere yakışmamıştır. Sayın Genel Başkanımız, Beşiktaş JK üyeliğinden bugün itibarıyla ayrılmıştır.”
***
Sayın Devlet Bahçeli, Türk milletinin birliğini ve beraberliğini her şeyin üstünde tutan öncelikli sevdası uğruna Beşiktaş sevgisi karşısında bu kararı almıştır. Bu duruşu, aynı zamanda tribünlerde provokasyon arayanlara karşı verdiği mücadelenin de en güzel ve örnek manifestosu olmuştur.
Türk Devleti’nin, hükümetin, konuyla doğrudan muhatap olan yetkililerin, sağduyulu muhalefetin ve medyanın tribün provokasyonları karşısında son derece hassas ve kararlı davranması gerekmektedir. Aksi halde tribünlerde provakasyon ateşi yanar, etnik fitne közü alevlenirse bu toplumun huzurunu ortadan kaldırır.
Siyasetçi görüntüsü altında görevlendirilmiş, öğrencilerine ayrıştırma/kışkırtma görevi vermiş adamlara karşı dikkatli olmak Türkiye’nin milli birlik ve beraberliğini korumak demektir.