“Ya tutarsa” tarzındaki özü belirsiz, mizansız, rotasız muhalefet
Türkiye’nin ev sahipliğinde Ankara’da düzenlenen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ni kazasız belasız ve Türkiye’nin itibarına yakışır şekilde tamamladık.
32 üye ülkenin devlet ve hükümet başkanlarıyla birlikte, NATO üyesi olmayan Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore gibi önemli ülkelerin temsilcilerini de ağırlamak, ülkemiz için hem itibar hem tecrübe hem de uluslararası mesaj açısından önemli bir kazanım olmuştur.
Elbette ülkemize gelen liderlerin hepsinin Türkiye’ye ve birbirlerine karşı katıksız dost olduğu söylenemez. Uluslararası menfaat mücadelesi dünyanın her yerinde kendini gösterebiliyor. Bugün dost görünen yarın düşman, bugün düşman görünen ise yarın dost pozları verebiliyor. Bu tabloda dünyanın kendi içindeki güç dengesi belirleyici rol oynuyor.
Nitekim NATO ülkelerinin İran’a yönelik olası bir savaşta ABD’nin yanında yer almayınca Trump’ın “NATO’yu çok kötü bir geleceğin beklediğini” söyleyerek tehdit etmesi, ittifak içindeki derin ayrışmanın açık bir örneğidir. Batı’da bile menfaatlerini koruma konusunda büyük bir ayrışma ve mücadele yaşanıyor.
Türkiye de, işte böyle bir dünya düzeni ve NATO birlikteliği içinde kendi menfaatlerini korumaya, kazanımlarını artırmaya, bölgesinde güçlü ve dünyada ilişkilerini itibarlı hâle getirmek için mücadelesini kararlılıkla sürdürmektedir.
Bizim bakış açımızı güçlendiren ve besleyende MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin “Ancak sözü evirip çevirmeden açıkça söylemek lazımdır: NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir. Ankara merkezli istikbal ve milli beka ufkumuz, kaynağını dışarıdan alan tüm ittifakların üzerindedir.
NATO, güvenlik ihtiyaçlarının ve savunma zaruretlerinin doğurduğu bir ittifaktır. Bu ittifakın varlık sebebi; karşılıklı saygı, eşit muamele, hakkaniyetli yük paylaşımı ve tehdit algısında dürüstlüktür.” Şeklindeki bakış açısıdır.
Bu manzara karşısında Türkiye’nin en büyük handikabı ise kendi bünyesindeki CHP’nin başını çektiği muhalefettir. Türkiye’deki muhalefet her şeye karşıdır ama neyin yanında olduğu belirsizdir.
Milli savunma füzeleri diyorsun, “balıkları ürkütmeyin” diyorlar.
TOGG isminde milli ve yerli araba üretiyorsun, her türlü iftirayı atıp, itibarsızlaştırmayı yapıyorlar.
Mavi Vatan diyorsun, “ne işimiz var Akdeniz’de” diyorlar.
Sınır ötesi terörle mücadele diyorsun, “terör örgütünün sınırda devlet kurmasını” istiyorlar.
Karabağ’ı işgalden kurtarmak diyorsun, “Türkiye, Azerbaycan’a silah ve cihatçı gönderiyor” diyerek milli mücadeleyi uluslararası hukuk meselesi hâline getirmeye çalışıyorlar.
Irak’ın toprak, bayrak ve devlet bütünlüğü diyorsun, Barzani’nin korsan bağımsızlık referandumunu destekliyorlar.
İran aylardır ABD-İsrail ile savaşıyor, bu konuda ne düşündükleri meçhul…
Kerkük’e yıllar sonra Türkmen bir vali atanıyor, sevinen, tebrik eden bir muhalefet yok…
İsrail’in Gazze’deki işgal ve soykırımından bahsediyorsun, Gazze’nin namusunu korumaya çalışan Hamas için “terör örgütü” diyorlar.
“Terörsüz Türkiye”, “Terörsüz bölge” diyorsun; sicillerindeki PKK ile işbirliği ve PKK’nın siyasi uzantılarıyla ittifakları ortada olan muhalefet bu hedeflere karşı çıkıyor.
Başını CHP’nin çektiği muhalefetin çok kısa tutarsız, vizyonsuz ve ülkenin gelişimine barikat kuran özeti budur.
Son dönemde de NATO zirvesiyle ilgili eziklik yaşayan ve eksiklik arayan, bir dediği diğerini tutmayan bir muhalefet örneği daha gördük…
32 ülkenin hükümet başkanları ve ek davetli ülkelerin temsilcileri geliyor diye yapılan yol, çevre ve güvenlik hazırlıklarıyla dalga geçtiler. Ev sahipliğimizi güçlü bir şekilde göstermenin önemine rağmen bu hazırlıkları itibarsızlaştırmaya çalıştılar.
Trump, geliş yolu üzerindeki Ankara yollarını övünce “Bu Mansur Yavaş’a yazar” diyerek tembel belediye başkanına hükümetin çabası üzerinden hormonlu başarı vermeye kalktılar.
Trump Ankara’ya gelmeden “Anıtkabir’i ziyaret edecek” diye duyurulmuştu. Önce “Trump gibi biri Anıtkabir’e gitmesin” kampanyası başlattılar.
Ziyaret programı açıklanınca aynı koro bu kez “Trump Anıtkabir’e neden gitmedi?” kampanyası başlattı.
Ekrem İmamoğlu’nun elindeki siyasi esir Özgür Özel ise NATO Zirvesi’nden birkaç gün önce Financial Times’a yazdığı makalede NATO liderlerini şöyle uyarmıştı: “Bugün Erdoğan yüzünü Washington’a dönebilir, yarın Moskova’ya, bir sonraki gün Pekin’e; bunu yalnızca kendi konumunu güvence altına almak için yapar. Türkiye’nin müttefiklerinin, Erdoğan yönetiminin kendi çıkarlarına yönelik oluşturduğu riskleri net bir şekilde görmesi gerekiyor. Kısa vadeli jeopolitik çıkarlar uğruna otoriter hükümetlere meşruiyet kazandırmak tarihi bir hatadır.”
Oysa Trump’ın Ankara’ya geldiği gün Özgür Özel Eskişehir’den “Rusya ve Çin ile doğru, kurumsal, istikrarlı ve güçlü temeller üzerinde yükselen ilişkiler kurmak durumundayız” açıklamasını yaptı.
Hep hükümet ne yaparsa biz karşısında olalım ezikliği…
Şu çıkardığım özette zerre kadar Türkiye’nin geleceğini, varlığını ve kalkınmasını düşünen var mı?
Yaşadıkları eziklik ve “hükümetin karnesine eksik yazalım” takıntısı o kadar ileri gitti ki, NATO’nun ne olduğunu bile unutacak kadar dengelerini kaybettiler.
NATO, dünyanın en büyük ve en güçlü askeri ittifakıyken; Türkiye’de düzenlenen zirvede Savunma Sanayi Forumu ve eşlik eden sergi/fuar etkinliği gerçekleştirildi. Bu etkinlik, NATO tarihinin en kapsamlı savunma sanayi buluşması olarak nitelendirilirken, CHP yine takıntılarına sarıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zirveye katılan devlet başkanlarına hediye ettiği silahları eleştirmeye başladılar.
Özgür Özel’in ekibinden renk cümbüşü Mahmut Tanal, “NATO Zirvesi gibi uluslararası bir platformda liderlere silah ve mühimmat hediye edilmesi, barış ve uzlaşma kültürüyle bağdaşmayan son derece yanlış bir tercihtir” dedi.
Allah Allah…
Bunlar NATO’yu herhalde hümanistlerin balo toplantısı sanıyor.
CHP vitaminleriyle beslendiği anlaşılan eski Büyükelçi Selim Kuneralp ise şöyle demiş:
“Bugünkü Avrupa basınında AB Konseyi ve Komisyon Başkanları, Birleşik Krallık ve Hollanda Başbakanları dahil birçok lidere hediye edilen özel yapım silahlar ve mermiler gündemde. Bu silahların birçok ülkeye parçalanmadan sokulması yasak olduğu için Türkiye’de bırakıldığı iddia ediliyor. Biraz petrol zengini Arap şeyhliklerini andıran silah hediyesi yerine keşke kültürümüzü daha iyi temsil eden ürünler seçilmiş olsaydı diye düşünüyorum.”
Oysa NATO tarihinin en kapsamlı savunma sanayi etkinliği zirve kapsamında yapılmış, Forum’da 50 milyar doları aşkın yeni savunma anlaşmaları ve projeler açıklanmıştı. Ama eski bir büyükelçi hâlâ neyin ne olduğunu anlayamıyor. Eski büyükelçinin gönlü rahat olsun; 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi hatırası olarak ayrıca kalem, defter, para, Türk lokumu ve çeşitli kuruyemişler de hediye edilmiş… Ama onların derdi başka…
CHP ve yandaşlarının bir diğer derdi de konukları karşılamak için gösteri sunan yapan mehter takımı oldu.
Yunan medyası hariç, mehterle karşılanan kimse rahatsız olmuyor ama CHP tetikçilerinden Can Ataklı rahatsızlığını şöyle dile getirmiş:
“Türkiye artık ‘Atatürk Türkiye’si’ değil. Mehterler falan boşuna çıkmadı. Mehter tarih falan değil. Ne işi var kardeşim Cumhuriyet Türkiye’sinde? 16 devlet hepsi birbirine benzeyen kıyafetlerle, ellerinde mızraklar, bayraklar… Öbür tarafta mehter. Ne alakası var yani? Orada göze sokar gibi gösteriyoruz. Sonra bana göre çok ayıp olan bir şey de ‘Yeniçeri’yi biliyor onlar’ falan. Geçmişi hatırlatmak… Neyi hatırlatıyoruz?”
Her ülkenin kendine özgü millî sembolleri ve gelenekleri vardır. Yabancı devlet adamları bir ülkeye geldiğinde o ülkenin bu sembollerini ve geleneklerini görür. Bu konuda dünyada sayısız örnek var. Emin olun “Mehter takımı” gözüne batanın ruhunda bu millete ait olmamak vardır.
Bu manzara, ancak şu dizelerle tarif edilebilir:
“Bizim gibi ağlayamaz, gülemez
Töremizi, huyumuzu ne bilsin?
Mizansızlar, imansızlar, yönsüzler,
Tarihine çamur atan dünsüzler,
Özü belirsizler, kökten dinsizler.”
Velhasıl bu ülkede Türk milletinin ruhundan, özünden kopuk, vizyonsuz bir muhalefet vardır. Bu muhalefet ile Türkiye’yi savunmak da, korumak da, kalkındırmak da mümkün değildir.
NATO zirvesine dair tutarsızlıklarına, ezikliklerine bakın, ondan önce Türkiye’yi ilgilendiren konulardaki tutumlarına bakın… Karşınızda fecaat bir zihniyet olduğunu göreceksiniz.