Asıl risk sendin Ekrem İmamoğlu

YAYINLAMA:
Asıl risk sendin Ekrem İmamoğlu

Bir milli güvenlik meselesi olduğunu İBB Başkanlığı döneminde eylem ve söylemleriyle defalarca göstermiş olan Ekrem İmamoğlu, “casusluk” davasındaki savunmasında şu cümlelerle yine kendine yakışan bir ukalalık sergilemiştir:

“Sayın Cumhurbaşkanı’nı, Sayın MHP Genel Başkanı’nı uyarıyorum. Bu millet, bu bayrak, bu devlet risk altındadır. Bu durum Türkiye’nin temel duruşunu tehdit etmektedir.”

Oysa Cumhur İttifakı, Türk milletinin, Türk bayrağının ve Türk devletinin herhangi bir riskle karşı karşıya kalmaması için her türlü tedbiri almakta ve en kararlı mücadeleyi vermektedir.

Terörle mücadelesini Türkiye üzerinde çok başarılı bir şekilde göstermiş, Irak ve Suriye’nin kuzeyi dâhil çok başarılı bir şekilde sürdüren, milli savunma sanayisinde yerli ve millî üretimlerle dostların takdirini, düşmanların ise kaygılı, endişeli dikkatini toplayan, dünya devletleriyle saygın bir diyalog yürüten Türkiye’nin, Ekrem İmamoğlu gibi birinden ne akıl ne de nasihat alacak bir hali vardır.

Mesela Barış Pınarı Harekâtı sırasında Ekrem İmamoğlu’nun sergilediği sinsiliği de unutmadım…

Türk Devleti, Suriye’de terör örgütü üzerinden kurulmak istenen korsan devlet yapısını kökünden temizlemek için başlattığı bu kritik terörle mücadele operasyonuna gölge düşürmek için İmamoğlu, çok sinsi bir üslupla şöyle demişti:

“Bir karmaşanın içine mi çekiliyoruz? Güvenli alan gerçekten oluşturulabilecek mi? Suriyeliler oraya yerleştirilebilecek mi? Belirsizlikler var. Toplumumuz tam olarak aydınlanmış değil. Konunun uzmanı değilim, çok bilgi sahibi değilim ama kaygılıyım. Bir yurttaş olarak kafam rahat değil, bu yüzden endişeliyim.”

Türk Devleti o günlerde Irak ve Suriye’de terör koridorlarını ortadan kaldırmasaydı, işte o zaman Türkiye millet, devlet ve bayrak olarak gerçek bir risk yaşayacaktı. 

“Ekrem İmamoğlu’nun vizyonsuzluğu” dediğimiz şey tam da budur.

Zaten İmamoğlu bu açıklamaları, CHP’nin topyekûn sınır ötesi operasyonlara karşı çıktığı siyasi atmosferde yapmıştı. 

Öylesine kurnaz bir üslup kullanıyordu ki; operasyona karşı çıkıyor gibi görünerek o dönem ittifak yaptığı HDP’nin ağzına bir parmak bal çalıyor, Suriye üzerindeki emperyalist güçler karşısında Türkiye içinde bir sorgulama ve güvensizlik atmosferi oluşturuyor, ardından da “Ama yine de şunu vurgulamak istiyorum: Silahlı Kuvvetlerimizin, Mehmetçiğimizin tabii ki yanındayız” diyebiliyordu.

Bu ikircikli, her yana oynayan dil, başlı başına Türkiye’yi her türlü riske sürükler.

Hem yolsuzluk ve rüşvetten yargılanan bir kişinin, hâlâ sanki bir devlet adamı kumaşı varmış gibi Türkiye’nin duruşundan dem vurması trajikomik bir haldir.

Seçildiği günden cezaevine girdiği son ana kadar İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini fiilen yerine getirmeyen, bunun yerine hayallerinin ve heveslerinin peşinde koşan Ekrem İmamoğlu’nun cezaevindeki hali, psikolojisinin derin yaralar aldığını açıkça göstermektedir.

Artık Ekrem İmamoğlu siyasi hayatının fiilen bittiğini ve o eski hayallerinin konuşulmasının bile zaman kaybı olduğunu anlamalıdır. 

Yapması gereken, yolsuzluk ve rüşvet sarmalından hesap vererek çıkmaktır. 

Mahkemede yolsuzluk ve rüşvet iddialarını yapıp yapmadığını net bir şekilde ortaya koymasıdır.

Hâlâ kendini Cumhurbaşkanı adayı olarak görmesi ve dünyadaki ile Türkiye’deki gelişmeleri vizyonsuz bir bakışla yorumlaması, sadece kendi adına zaman kaybıdır. 

Artık güç hevesi peşinde koşacak hali bile kalmamıştır.

Yarın seçim atmosferine girildiğinde Özgür Özel, hukuki engellerden (diploma ve yargı süreci) dolayı ya kendini ya da başka birini Cumhurbaşkanı adayı olarak kamuoyuna açıklayacaktır. O andan itibaren Ekrem İmamoğlu’nu hatırlayan bile olmayacaktır. Muharrem İnce’yi hatırlayın. Cumhurbaşkanı adayı olduğunda büyük bir rüzgâr oluşturmuştu; ancak seçimi kaybeder kaybetmez ilk hakareti edenler, onu çılgınca destekleyenler olmuştu. 

Yüzüne bakan bile kalmamış, parti kurmuş peşinden giden olmamış, sonunda tekrar CHP’ye sığınmak zorunda kalmıştı. Ekrem İmamoğlu’nun hali bundan da beter olacaktır.

Ekrem İmamoğlu artık kendi hayatına ve geleceğine dair risklere bakmalıdır.

Türkiye’nin yaşayacağı riskler konusunda yorum yapabilecek ne birikimi ne de milli bir vizyonu vardır. İstanbul halkı hizmet beklerken “Tatilde bana çok yakışıyor” diye poz vererek duruş sergileyen bir adamın, mahkeme heyetine risk masalları anlatması başlı başına bir eziyettir.

Ekrem İmamoğlu’na samimi tavsiyemiz şudur: Artık kendini kurtarmak için mücadele vermelidir. İBB’nin başında sadece İstanbul halkına hizmet etmeyi düşünen bir belediye başkanı olsaydı, başına bunlar gelmezdi. Ondaki para ve makam sevdası etrafında oluşan kontrolsüz “güç hevesi”, onu çok ağır tökezletmiştir. CHP kurtarılacak haldeyken “CHP beni kurtarır” diye bekliyorsa, daha çok bekler.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...