Topluma zarar veren mikroplar
Bir masuma, bir mazluma, kendi halinde suçsuz bir insana, yalnızca ekmeğinin peşinde olanlara adaletsizlik yapan, zulmeden, baskı uygulayan veya haksızlık eden kişi; etnik kökeni, mezhebi, yaşadığı il ya da ilçe, siyasî görüşü, parti aidiyeti, ideolojisi veya maddi durumu ne olursa olsun, toplumun huzuruna ve vicdanına zarar veren bir mikroptur.
Keşke elimizde, bu mikrop zihniyetiyle hareket edenleri adaletin, hukukun ve vicdanın gücüyle etkisiz hâle getirecek bir düğme olsaydı. Keşke yeryüzünde böylelerinin davranışlarını, seslerini, tiplerini görmekten mahrum kalsaydık…
Ne yazık ki her gün bu anlayışı temsil eden çirkin tavır ve karakterlerle karşılaşıyoruz. Sosyal medya her gün bu tiplerden onlarca örnek sunuyor. Yolda, caddede, parkta, bahçede, trafikte, AVM’de…
Her yerde karşımıza çıkıyorlar.
Toplum gerçekten bu günden güne sayıları artan iğrenç davranışlı insanlardan bezmiş durumdadır.
Trafikte her gün sürücüler arasında yaşanan yol kavgalarına, iğrençliklere şahit oluyoruz. Ne edep, ne adap, ne ahlak, ne de kural tanıma var.
Bunlara çok örnek var; ancak geçtiğimiz günlerde biri İstanbul’da, diğeri de İzmir’de yaşanan iki iğrenç olay özellikle dikkat çekiciydi ve sinirlerimizi bozacak nitelikteydi.
Birisi İstanbul’da sokaklarda canlı manken olarak performans gösteren bir sanatçıya, dengesiz bir şahıs iğrenç bir tavırla yaklaşıyor, yumruk atar gibi davranışlarla ve iğrenç ses tonuyla onu rahatsız ediyor ve aralarında şu diyalog geçiyor:
Dengesiz: Sen normal misin?
Sanatçı: Ben normalim.
Dengesiz: Ne yapıyorsun burada? Normal misin? Ne işin var?
Sanatçı: Sanatımı icra ediyorum.
Dengesiz: Sanat mı bu şimdi?
Sanatçı: Evet.
Dengesiz: Sanat; şarkı söylersin, beste yaparsın. Sanat budur.
Olayın videosunu izleyen herkes, bu iğrenç hal ve hareketlerden dolayı tiksinir, hatta kusma noktasına gelebilir.
Diğer olay ise İzmir Seferihisar’da, muhafazakâr görünce cinnet geçiren yaşlı bir kadının şezlong bahanesiyle masum başörtülü bir anne ve kızını hedef aldığı, iğrenç davranışlar ve ağza alınmayacak hakaretler eşliğinde sandalye fırlatma olayıdır. Belli ki ağzından tükürükler saçarak hakaretler eden bu kadın, başörtülü görünce histeri nöbetine tutuluyor.
Bu iğrenç davranışlar karşısında başörtülü anne, eşyalarını toplayıp edeplice oradan ayrılmaya çalışırken, kızı “Anne nereye gidiyorsun ya? Burası halk plajı!” diyerek onu durdurmaya çalışıyordu. Şirret ve çirkef kadın ise sürekli “Sen kimsin lan?! Buralar bizim! Yallah! Defol git!” diyerek provokatörlük yapmaya devam ediyordu. Hem de bu provokatörlüğü, halk plajı bomboş olmasına rağmen yapıyordu.
Bunlar yakın zamanda yaşanan güncel örneklerdir.
Buna benzer iğrenç olaylara o kadar sık şahit oluyoruz ki, bu toplumun gerçekten ruh sağlığı yasalarıyla, ciddi hukuki yaptırımlarla ve temeli sağlam ahlaki eğitimlerle korunması, bu tür zihniyetlerin ise ayıklanması gerekmektedir.
Topluma huzursuzluk veren, can ve mal güvenliğini tehdit eden her birey, devletin mücadele alanı içinde tesirsiz kılınması gereken bir unsurdur. İğrenç davranışlarıyla topluma tutunanlar, yaptırım görmedikleri takdirde kendi gibilerini hızla çoğaltmaktadır.
Çocuklara kanca atan yeni nesil çeteler, organize suç örgütleri ve bireysel ya da dört-beş kişi bir araya gelerek iğrençliği hayat tarzı hâline getirip topluma yansıtanlar; gereken ağır yaptırımlarla toplumun yükü olmalarının önüne geçilmelidir.
Bugün bu konuda alınmayan önlemler, yarın toplum içinde daha geniş kanserli hücrelere dönüşecektir. Bu genişleme ise toplumun sağlığının iyice bozulması ve hayatının tehlikeye girmesi anlamına gelmektedir.
Yazımın başında ifade ettiğim gibi; etnik damga vurmadan, mezhep yaftası koymadan, il-ilçe ayrımı yapmadan, ideolojik ve siyasî etiket vermeden, zengin-fakir diye ayırmadan, her kim olursa olsun topluma zarar veren herkese hak ettiği muamele yapılmalıdır.
Yarınları kurtarmak için, bugünlerde yaşananlara odaklanmak gerekiyor.