NATO Zirvesi yaklaşırken

YAYINLAMA:
NATO Zirvesi yaklaşırken

Küresel güvenlik mimarisi en kırılgan dönemlerinden birini yaşamaktadır. Karadeniz'de devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu'da derinleşen istikrarsızlık, küresel terör tehdidi, enerji güvenliği ve büyük güçler arasındaki rekabet, yalnızca bölgesel dengeleri değil, uluslararası ittifakların geleceğini de yeniden tartışmaya açmıştır. Bir yandan yeni güvenlik mimarisi arayışları hız kazanırken diğer yandan mevcut olan ittifakların geleceği ve yapısal sorunları da sıklıkla gündeme gelir olmuştur. Böylesine kritik bir süreçte önümüzdeki günlerde Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek NATO Zirvesi, sıradan bir diplomatik toplantının çok ötesinde anlam taşımaktadır. Zirvede ele alınacak başlıkların neredeyse tamamının merkezinde Türkiye'nin bulunduğu jeopolitik havza yer almaktadır.

NATO, 1949 yılında İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ortaya çıkan güvenlik boşluğunu doldurmak ve Sovyetler Birliği'nin genişleme siyasetini dengelemek amacıyla kurulmuştur. Yaklaşık yarım asır boyunca Batı'nın kolektif savunma mekanizması olarak faaliyet gösteren ittifak, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından yeni bir kimlik arayışına girmiş; terörizm, düzensiz göç, enerji güvenliği ve bölgesel krizler NATO'nun öncelikli gündemleri olmuştur. Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı ile birlikte ittifak yeniden klasik caydırıcılık anlayışına dönmüş, Karadeniz'den Baltık coğrafyasına uzanan güvenlik kuşağı NATO'nun en hassas bölgesi haline gelmiştir.

Böylesi bir konjonktürde Türkiye'nin sahip olduğu stratejik değer çok daha belirgin hale gelmektedir. Türkiye, 1952 yılından bu yana NATO'nun ittifakın en kritik güvenlik hatlarından birini oluşturan temel devletlerden biri olmuştur. Karadeniz'in güvenliği, Boğazların statüsü, Balkanlar'ın istikrarı, Kafkasya'daki dengeler, Orta Doğu'daki gelişmeler, düzensiz göç hareketleri, uluslararası terörle mücadele ve Avrupa'nın enerji arz güvenliği değerlendirildiğinde, NATO'nun önündeki hemen her hayati başlığın merkezinde Türkiye’nin olduğu gerçeği açıkça görülmektedir.

Bugün Türkiye'nin jeopolitik konumu yalnızca haritalarla izah edilebilecek bir avantaj değildir. Güçlü ordusu, gelişen savunma sanayisi, kriz dönemlerinde sergilediği etkin diplomasi ve bölgesel gelişmeleri okuyabilen devlet tecrübesi, Türkiye'yi güvenlik üreten bir aktör konumuna taşımıştır. Karadeniz'de istikrarın korunmasından tahıl koridorunun oluşturulmasına, enerji hatlarının güvenliğinden terörle mücadeleye kadar birçok alanda Türkiye'nin ortaya koyduğu irade, küresel çevreler tarafından da yakından takip edilmektedir. Bu anlamda Türkiye, NATO'nun güvenliğine katkı sağlayan bir ülke olmakla beraber aynı zamanda ittifakın stratejik vizyonunu doğrudan etkileyen bir güç merkezidir.

Şüphesiz ittifak ilişkileri karşılıklı güven ve ortak çıkar temelinde anlam kazanır. Hiçbir ülke, milli güvenliğini başka başkentlerin inisiyatifine terk edemez. Türkiye açısından da NATO, milli menfaatlerin üzerinde konumlandırılabilecek bir yapı değildir. İttifakın varlık sebebi, üyeleri arasında eşitlik, karşılıklı saygı, adil yük paylaşımı ve tehdit algısında samimi ve dürüst bir yaklaşımdır. Türkiye'nin güvenlik kaygılarının görmezden gelinmesi, terörle mücadelede çifte standart uygulanması veya haklı itirazlarının dikkate alınmaması, ittifak ruhuyla bağdaşmayacağı gibi NATO'nun kendi bütünlüğünü de zayıflatacaktır.

Bununla birlikte Türkiye'nin dış politika anlayışı hiçbir zaman tek bir eksene mahkûm olmamıştır. Binlerce yıllık devlet geleneğinden beslenen stratejik aklı, değişen küresel şartlara göre hareket edebilme kabiliyeti kazandırmaktadır. Türkiye NATO'yla var olmuş bir devlet değildir. Güvenlik politikalarını kendi milli menfaatleri doğrultusunda şekillendirebilecek tarihî birikime, siyasi iradeye ve kurumsal kapasiteye sahiptir. Bu gerçeklik, ittifak ilişkilerinin sağlıklı zeminde ilerleyebilmesi açısından da göz ardı edilmemesi gereken temel bir husustur.

Önümüzdeki günlerde Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi işte bu bakımdan ayrı bir önem taşımaktadır. Türkiye, Karadeniz'den Orta Doğu'ya, enerji güvenliğinden terörle mücadeleye kadar ittifakın geleceğini belirleyecek bütün kritik dosyaların tam merkezinde bulunan devlet olarak ağırlığını bir kez daha hissettirecektir. Bugün NATO'nun karşı karşıya bulunduğu hiçbir stratejik sorun, Türkiye'nin katkısı ve iradesi olmaksızın kalıcı şekilde çözüme kavuşturulamaz.

Şurası unutulmamalıdır ki güçlü ittifaklar, güçlü ortaklarla ayakta kalırlar. Türkiye, sahip olduğu jeopolitik konumu, askerî gücü, savunma sanayisindeki kabiliyeti ve çok yönlü diplomasisiyle NATO'nun vazgeçemeyeceği stratejik bir müttefiktir. Ancak aynı zamanda Türkiye de milli menfaatlerini merkeze alan bağımsız devlet geleneğiyle hiçbir yapının alternatifsiz olmadığını bilen köklü bir devlettir. Bu sebeple Ankara'da yapılacak zirve, Türkiye'nin değişen küresel güvenlik mimarisindeki belirleyici konumunun bütün dünyaya yeniden ilan edileceği tarihi bir dönüm noktası olacaktır.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...