Fındık yolda, hesap nerede?

YAYINLAMA:
Fındık yolda, hesap nerede?

Fındık üreticisi traktörünü garajdan çıkarıp yola indirdi.

Sakarya Kocaali’den Akçakoca’ya uzanan traktör konvoyu oluşturuldu. Üreticiler fiyatlardan, artan maliyetlerden, TMO’nun alım kriterlerinden, randıman uygulamasından ve ödeme sürelerinden şikâyet ediyor. Haberlerde dile getirilen taleplerin önemli bir bölümü küçümsenecek talepler değil. Üretici, açıkça “emeğimizin karşılığını istiyoruz” diyor.

Peki mesele gerçekten yalnızca fındık fiyatı mı?

Rakamları masaya koymadan traktörün kornasına bakarak tarım politikası tartışamayız. 2024 sezonunda TMO, Levant kalite fındığa 130 TL/kg, Giresun kaliteye 132 TL/kg fiyat açıkladı. 2025’te bu rakamlar sırasıyla 195 ve 200 liraya yükseldi. 2026 sezonunda ise Levant 250, Giresun 255 TL oldu. Yani Levant kalite üzerinden bakarsak 2024’ten 2025’e artış yüzde 50, 2025’ten 2026’ya yaklaşık yüzde 28,2; iki yıldaki toplam nominal artış ise yaklaşık yüzde 92,3. 

Şimdi başka ürünlere bakalım. Ekmeklik buğdayın TMO alım fiyatı 2024’te ton başına 9.250 TL iken 2025’te 13.500 TL’ye, 2026’da 16.500 TL’ye çıktı. Bu, ilk yıl yaklaşık yüzde 46, ikinci yıl yüzde 22,2 ve iki yılda toplam yaklaşık yüzde 78,4 artış demektir. 

Şeker pancarında 2024 fiyatı kota tamamlama primiyle ton başına 2.375 TL idi. 2025-2026 fiyatı önce 2.975 TL açıklandı, ardından 3.100 TL’ye güncellendi. Bu da yaklaşık yüzde 30,5’lik nominal artış anlamına geliyor. Dolayısıyla sadece “fındığa zam yapılmadı, fındık üreticisi unutuldu” demek rakamların tamamını anlatmıyor.

Ama işin ikinci tarafı var. Fiyat artışı başka şeydir, çiftçinin satın alma gücünün artması başka şey. TÜİK’e göre Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi Haziran 2026’da yıllık yüzde 32,06 arttı. Tarımda kullanılan mal ve hizmetlerde yıllık artış yüzde 33,88’e ulaştı. Ağustos 2026’da tüketici enflasyonu yüzde 31,51, gıda enflasyonu yüzde 33,79 seviyesinde. 

FINDIĞIN MALİYETİ NEDİR?

İşte fındıktaki gerçek tartışmanın başlaması gereken yer burasıdır. Türkiye yıllardır fındığın fiyatını tartışıyor. Ben başka bir soru soruyorum:

Bir kilogram fındığın gerçek maliyeti nedir?

Ordu’da başka, Giresun’da başka, Trabzon’da başka, Düzce’de başka, Sakarya’da başka olabilir. Eğim değişiyor, verim değişiyor, bahçe yaşı değişiyor, toplama yöntemi değişiyor, işçilik değişiyor.

Öyleyse TAGEM, üniversiteler, ziraat odaları, üretici birlikleri ve sektör temsilcileri neden herkesin önüne koyabileceği bölgesel bir Fındık Üretim Maliyeti Endeksi oluşturmuyor?

İşçilik kaç lira? Gübre kaç lira? İlaçlama, budama, bahçe temizliği, patoz, taşıma, kurutma, finansman gideri ne kadar? Dekardan 80 kilo alan üreticinin maliyeti ile 180 kilo alan üreticinin maliyeti aynı mı? Bunları bilmiyorsak 250 lira az mı, çok mu? Sloganla maliyet hesabı yapılmaz.

FINDIK AYRICALIK MI İSTİYOR, HAKKINI MI?

Burada daha zor bir soru sormak gerekiyor. Buğday üreticisi de maliyet baskısı altında. Mısır üreticisi de. Pancar üreticisi de. Pamuk üreticisi de. O halde fındık üreticisinin talebi diğer çiftçilerden farklı bir ayrıcalık talebi hâline mi geliyor, yoksa dünya piyasasındaki olağanüstü konumu nedeniyle farklı bir politika mı gerektiriyor? Bu ayrımı doğru yapmak zorundayız.

Cumhurbaşkanının veya çeşitli siyasetçilerin Karadeniz kökenli olması üzerinden fındığa ayrıcalık tanındığı sonucuna varmak için elimizde yeterli kanıt yok. Böyle bir iddia siyasi bir kanaat olabilir; fakat ekonomik analiz yerine geçmez. Asıl sorulması gereken şudur:

Türkiye dünya fındığının büyük bölümünü üretirken neden fiyat oluşturma gücünü aynı ölçüde kullanamıyor?

Tarım ve Orman Bakanlığı kaynaklarında Türkiye’nin dünya üretimindeki payı yaklaşık yüzde 70 seviyesinde ifade ediliyor. 2024 dünya fındık ihracatında ise Türkiye 184 bin ton ve yüzde 56 payla ilk sırada bulunuyor.

Bu nasıl bir güçtür? Dünya üretiminde devsiniz. İhracatta birincisiniz. Ama her ağustos ayında fiyat tartışıyorsunuz! Demek ki sadece üretmek yetmiyor.

FINDIĞI BİZ ÜRETİYORUZ, DEĞERİ KİM ÜRETİYOR?

Türkiye’nin asıl meselesi kabuklu fındığın kilogram fiyatı kadar, hatta ondan daha fazla katma değer meselesidir. Fındığı üretip çuvala koymak başka şeydir; fındığı çikolataya, kremaya, ezmeye, atıştırmalık ürüne, dünya markasına dönüştürmek başka şey. Fındığı Türkiye yetiştiriyor; fakat tüketicinin zihnindeki küresel markaların önemli bölümü neden Türkiye’den çıkmıyor? Dünya fındık üretiminde böylesine ağırlığı olan bir ülkenin dünya raflarında neden aynı ağırlıkta Türk markaları yok? Türkiye’nin hedefi yalnızca “kaç ton fındık ihraç ettik?” olmamalıdır. Bir ton fındıktan kaç dolar katma değer ürettik? Asıl başarı göstergesi budur.

ZİRAAT ODALARI, BİRLİKLER NEREDE?

Üretici traktörle yola çıktığında herkes üreticinin yanında. Peki üretici yola çıkmadan önce kim yanındaydı? Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB), üretici birlikleri, kooperatifler, meslek kuruluşları ve diğer STK’lar sezon başlamadan aylar önce ortak maliyet çalışmasını neden kamuoyunun önüne koymuyor?

Neden “2026 yılı fındığının bölgelere göre kilogram maliyeti budur; sürdürülebilir üretim için gerekli fiyat aralığı şudur” diyebilecek ortak bir teknik rapor görmüyoruz?

Temsil makamının görevi sadece açıklanan fiyatın ardından basın açıklaması yapmak değildir. Üreticiyi temsil etmek; veriyi Ankara’nın masasından önce Ankara’nın önüne koymaktır. Koltuklarını korudukları veya kişisel istikballerini düşündükleri yönündeki iddialar ise kanıtlanmadan gerçekmiş gibi söylenemez. Ancak üreticinin bu kurumlara “Neredeydiniz?” diye sorması son derece anlaşılırdır.

YUMAKLI İÇİN FINDIK SINAVI MI?

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı açısından fındık önemli bir politika dosyasıdır. Fakat bunu kişisel bir “başarı/başarısızlık sınavı”na indirgemek yerine Bakanlığın ortaya koyacağı sistem üzerinden değerlendirmek daha doğru olur.

Çünkü mesele 250 liralık fındığın 270 veya 300 lira olmasıyla bitmeyecek. Bugün 300 lira açıklarsınız, yarın mazot, gübre, işçilik ve ilaç yüzde 30-40 artar; üretici yeniden aynı noktaya gelir. Türkiye tarımının en büyük sorunlarından biri tam da budur: Devlet destek veriyor, fiyat artırıyor, yatırım yapıyor; fakat girdi maliyetleri yapılan işlerin görünürlüğünü ve çiftçinin kazancını aşındırıyor. Bakanlığın üreticiye yalnızca fiyat değil, öngörülebilir bir yol haritası göstermesi gerekiyor.

Fındık için bölgesel maliyet endeksi açıklanmalı. Dekar başına verim yükseltilmeli. Yaşlı bahçeler rehabilite edilmeli. Kahverengi kokarca mücadelesi tek tek çiftçinin omzuna bırakılmamalı. Üretici örgütleri gerçek pazarlama gücüne kavuşturulmalı. Emanet fındık sistemi şeffaflaştırılmalı. TMO’nun müdahale koşulları sezon başlamadan bilinmeli. Ve en önemlisi Türkiye, kabuklu fındık satan ülke olmaktan çıkıp fındığın dünya markalarını üreten ülke olmak zorundadır.

Son söz: Fındık meselesi traktörün yola çıkmasıyla başlamadı. Traktörün yola çıkması, yıllardır biriken problemlerin görünür hâle gelmesidir. Üreticinin sesini duymak gerekir. Ama her korna sesini de ekonomik gerçeğin tamamı sanmamak gerekir. Çiftçi haklıysa bunu slogan değil maliyet hesabı gösterecek. TMO doğru yapıyorsa bunu açıklama değil piyasa sonucu gösterecek. Bakanlık doğru politika uyguluyorsa bunu yalnız destek rakamları değil çiftçinin cebinde kalan para gösterecek. Üretici örgütleri gerçekten üreticiyi temsil ediyorsa bunu makamları değil hazırladıkları hesaplar, pazarlık güçleri ve sahadaki karşılıkları gösterecek. Ve Türkiye dünya fındığının yaklaşık yüzde 70’ini üretirken hâlâ her hasat döneminde “Fındık kaç lira olacak?” diye bekliyorsa artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

Biz fındığın üretiminde dünya lideriyiz de fındığın ekonomisini yönetmekte neden aynı ölçüde güçlü değiliz?

Mesele yalnızca 250 lira değildir. Mesele; maliyet, verimlilik, örgütlenme, piyasa gücü, sanayi, ihracat ve markalaşmayı aynı masada yönetebilmektir. Fındık üreticisine yapılacak en büyük iyilik de her yıl birkaç lira daha fazla fiyat tartışmak değil, çiftçiyi her ağustos ayında yeniden fiyat kavgası yapmak zorunda bırakmayacak sistemi kurmaktır.

Kalın sağlıcakla…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...