Yılmaz Özdil maskeli yüzlere cila çekiyor

YAYINLAMA:
Yılmaz Özdil maskeli yüzlere cila çekiyor

Önce Kemal Kılıçdaroğlu, ardından da Özgür Özel ile yollarını ayıran Yılmaz Özdil, “Yedi göbek CHP’li biri olarak söylüyorum; Zafer Partisi ve İYİ Parti dışında muhalefet partisi yok.” demiş.

Oysa bu iki parti de uzun yıllardır CHP’nin birçok konuda söylemini ve eylemlerini tekrarlayan, seçim dönemlerinde ise CHP’nin “gel” dediğinde gelen, “git” dediğinde giden partiler olmuştur.

Kuruldukları günden bu yana her iki parti de büyük ölçüde CHP’nin siyasi kanatları altında hareket etti. Nitekim her iki partinin genel başkanı da 2018 seçimlerinde CHP ile kurulan ittifak sayesinde milletvekili seçildi.

Anlaşılan o ki Yılmaz Özdil, CHP’den uzaklaştıktan sonra kaybettiği etki alanını bu iki parti üzerinden yeniden canlandırmak istiyor.

Peki, Yılmaz Özdil’e göre bu iki parti muhalefet adına ne yapıyor?

Bugün her iki partinin de istismar ederek gerçekleştirdiği, “Terörsüz Türkiye” süreci üzerinden Cumhur İttifakı’na yönelik kara propaganda üretmekten ibaret.

Burada Yılmaz Özdil’e şu soruyu sormak gerekir:

Terör örgütü PKK’nın kurucu önderi olarak kabul edilen Abdullah Öcalan’ın siyasi çizgisindeki partilerle 2019 yerel seçimlerinde ve 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde açık ittifaklar kurulurken buna itiraz etmeyenlerin, bugün “Terörsüz Türkiye” sürecine karşı çıkması muhalefet mi oluyor?

Yılmaz Özdil, bu iki partiyi övmek için zorladıkça zorluyor ve şöyle bir değerlendirme yapıyor:

“İYİ Parti ve Zafer Partisi MHP’den ayrılarak kuruldu. Bu partilerin dış politikada, ekonomide, eğitimde ve sağlıkta son derece kaliteli, liyakat sahibi kadroları var. Çoğunu da tanıyorum. Devleti bilen, devlet tecrübesine sahip saygın isimlerden oluşuyorlar. Ama ne oluyor? Sadece güvenlik ve PKK konusunda gündeme geliyorlar, sadece bu konuda fikirleri soruluyor.”

Ancak bu zorlama tespit, şu gerçeği değiştirmiyor: Bugün her iki partinin de kamuoyundaki görünürlüğü büyük ölçüde “Terörsüz Türkiye” sürecine yönelik saldırıları ve istismarları üzerinden şekilleniyor.

Gerçi Yılmaz Özdil, Ümit Özdağ ve Müsavat Dervişoğlu’nun ortaklaştığı başka bir konu daha vardı: Zeytin Dalı Harekâtı’nı küçümsemek, eleştirmek ve itibarsızlaştırmaya çalışmak.

Yılmaz Özdil, Halk TV’deki programında, Afrin konusunda millî bir duruş sergileyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi hedef alarak, “Afrin’e gidecekmiş. Git baba, tutan mı var?” ifadelerini kullanıyordu.

Ümit Özdağ ise, “Recep Tayyip Erdoğan, Afrin’i alma karşılığında ne verdin?” diyerek bu harekâtla ilgili çamur iddialarda bulunuyordu.

Müsavat Dervişoğlu’nun mensubu olduğu İYİ Parti de sözcüsü aracılığıyla yaptığı resmî açıklamada, “Tek adam rejimini kalıcı kılmaktan başka hiçbir amaca hizmet etmeyecek ve beka sorunu yaratabilecek Afrin savaş senaryolarına İYİ Parti tamamen karşıdır.” Şeklinde bir gayrı millî duruş sergiliyordu.

Peki sonuç ne oldu?

Zeytin Dalı Harekâtı kapsamında binlerce terörist etkisiz hâle getirildi ve bugün Afrin’de Türk bayrağı dalgalanıyor.

Yılmaz Özdil diyor ya; bu iki partide çok değerli siyasetçiler ve nitelikli kadrolar varmış, ancak “Sadece güvenlik ve PKK konusunda gündeme geliyorlarmış.”

Bak sen…

Gerçekte ise durum tam olarak öyle değil. Bu iki parti, çoğu zaman sınır ötesi terörle mücadele operasyonlarına karşı çıkarak ve PKK/DEM meselesinde sergiledikleri çelişkili, ikiyüzlü tutumlarla gündeme geliyor.

Yılmaz Özdil, bu partilere kendi kendine anlam yüklemeye çalışmasın.

Mesela, siyasi ittifak döneminde işine geldiği için “HDP meşrudur.” diyen, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Kürt sorununu HDP ile birlikte TBMM’de çözeceğiz.” açıklamasına destek veren Müsavat Dervişoğlu, bugün DEM Parti’ye “Teröre cephe al, Türkiye Partisi ol.” çağrısı yapılmasından neden rahatsız oluyor?

Kaldı ki, HDP(DEM) ile iki ayrı seçimde siyasi menfaat temelinde ittifak kurmuş İYİ Parti’nin bugün bu söylemler üzerinden siyaset üretmeye çalışması da ikiyüzlüktür. Siyasi soytarılık dersek de tam tarifini yapmış oluruz.

Ümit Özdağ da "Terörsüz Türkiye" sürecini en çok istismar eden en isimlerden biri olarak, Abdullah Öcalan üzerinden toplumu tahrik eden açıklamalar yapıyor. Peki, bu siyasetçi cezaevindeyken yaptığı açıklamaları unuttu mu?

Şu sözler sana ait değil mi Ümit Özdağ?

“Bu konunun hızla açıklığa kavuşmasının tek yolu, Öcalan’ın ikinci bir açıklama yaparak YPG ve PJAK’a silah bırakma çağrısında bulunmasıdır. Bu çağrıyı reddederlerse süreç durdurulmalıdır.” (6 Mart 2025)

Ayrıca, eski AK Parti milletvekili Şamil Tayyar’ın, “Öcalan’ın çağrısının SDG’yi, yani PKK’nın (KCK) Suriye kolu YPG’yi kapsayıp kapsamadığı sorusuna, ‘Metinde olmayan bir şeyi söyleme yetkimiz yok.’ dediler. Nitekim DEM Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da, ‘Çağrı SDG’ye değil.’ demişti.” şeklindeki açıklamasını alıntılayarak, bir gün önce şu çağrıyı yapmadın mı?

“Şamil Tayyar çok doğru söylüyor. Öcalan’dan ikinci bir açıklama almak çok mu zor?” (5 Mart 2025)

Terör örgütü PKK’nın kurucusundan iki ayrı çağrı yapılmasını isteyen Ümit Özdağ’a sormak gerekir:

Cezaevinden çıktıktan sonra ne değişti de, bugün “Öcalan’dan çağrı aldınız” diyerek aynı konu üzerinden bambaşka ve ikiyüzlü bir söylem geliştirmeye başladın?

Ayrıca Ümit Özdağ, 7 Ocak 2005 tarihli Yeniçağ gazetesindeki yazısında Öcalan’ı tarif ederken, “Önderlik karşısında itaat sonsuz.” ifadelerini kullanmış; birçok yazısında da “PKK lideri” ve “PKK lider kadroları” nitelemelerine yer vermiştir.

Yine 18 Mayıs 2005 tarihli Akşam gazetesindeki bir yazısında ise, “Devlet, Öcalan’ı asmaz ve elinde tutmaya karar vermiş ise geleceği tasarlamalı ve yönlendirmelidir.” demiştir.

Bu süreç içerisinde kameralar önünde, “Abdullah Öcalan’ın, kurucu olmasından kaynaklanan simgesel bir otoritesi var.” değerlendirmesini yapan isim de yine Ümit Özdağ’dı.

Buna rağmen daha sonra çıkıp, “Bebek katili Öcalan’a ‘kurucu önder’ deme noktasına geldiyseniz, yarın Fethullah Gülen’e ne diyeceksiniz?” sözlerini sarf eden de yine Ümit Özdağ’dır.

Bu nasıl bir ikiyüzlülüktür, Ümit Özdağ?

Yılmaz Özdil, cilalamaya ve parlatmaya çalıştığın isimler işte bunlar...

Dün söyledikleriyle bugün savundukları arasında büyük uçurum bulunan, siyasi pozisyonlarını konjonktüre göre değiştiren bu isimleri olduğundan farklı göstermeye çalışmanın kimseye bir faydası yok.

Bunları denize atsan balık olurlar.

Siyasi menfaat söz konusu olduğunda her türlü söylemi değiştirebilen bu anlayıştan, Türkiye'nin temel meselelerine kalıcı ve tutarlı çözümler üretmesini beklemek ise mümkün değildir.

Yılmaz Özdil, eğer yeniden etkileşim arıyorsan, bunu daha karakterli ve daha nitelikli siyasetçiler üzerinden yapmalısın.

Çünkü bunlardan sana da bir fayda gelmez.

Bugün sergiledikleri siyasi tutumun önemli bir kısmı, Özgür Özel’in gözüne girebilme çabasından ibaret görünüyor. Yarın Özgür Özel çıkıp, “DEM ile yeniden ittifak yapıyoruz.” dese, ilk koşacak isimlerin yine bunlar olmayacağını kim iddia edebilir?

Nitekim Müsavat Dervişoğlu da, “Biz Özgür Özel ile abi-kardeş hukukunu yaşıyoruz.” diyerek bunun işaretini veriyor.

Sen ise ortadaki bu çelişkileri, bu tutarsızlıkları ve bu siyasi savrulmaları kalite zannediyorsun.

Gerçekten öyle mi?

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...