Müsavat Dervişoğlu'nun utanma duygusunu yitirdiği siyasi tiyatro
Bir insanın utanma duygusunu bu kadar yitirmesi için herhâlde adının Müsavat Dervişoğlu olması gerekir. Geçtiğimiz gün, partisinin grup toplantısında yine “Terörsüz Türkiye” sürecine yönelik esip gürlüyordu. Konuşma metnini kim yazıyorsa o da ya hafızasız ya da “ben aldığım ücrete bakarım” diyen ve partinin sicilini de pek umursamayan bir model sanırım.
“Terörsüz Türkiye” süreci çerçevesinde ne TBMM’nin hazırladığı raporlara ne de MHP’nin ortaya koyduğu raporlara somut bir itiraz yöneltebilen, bunlar üzerinden istismar edecek bir malzeme bulamayan Müsavat Dervişoğlu, şimdi de kendisine yeni bir istismar alanı oluşturmak için “çerçeve yasa” tartışması üzerinden gündem yaratmaya çalışıyor.
Nitekim kürsüdeki tiyatrosunda, “Soruyorum, bu kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi mi yapacaktır, yoksa Meclis; İmralı ile Kandil arasında kurulmuş siyasi takvimi kanunlaştırmak için mi kullanılacaktır?” sözleriyle toplumda fitne oluşturmaya çalışmıştır.
“Terörü kökten bitirme” meselesini öyle bir anlatıyor ki, sanırsın Öcalan ile yeniden devlet kuruluyor. Terör devam ederken PKK’nın siyasi uzantılarıyla ittifak yapmış bir adam için çok gevşek sözler değil mi bunlar?
Gerçi biz MHP’liler ve Ülkücüler, Müsavat Dervişoğlu’nun sergilediği siyasi ikiyüzlülükler ve çirkeflikler karşısında kızıyor, öfkeleniyor; geçmişte PKK ile ilgili söylem, tutum ve ilişkilerini sürekli hatırlatıyoruz.
Ama Allah korusun, siz de Müsavat Dervişoğlu’nun yerinde olsaydınız, içine düştüğü siyasi acizlik ve çaresizlik nedeniyle belki benzer, belki de daha ileri tutarsızlıklar sergilemek zorunda kalabilirdiniz. Çünkü o, güneş logosu altında eriyen partisini siyasette ayakta tutabilmek ve MHP’ye saldırarak kendisini ona buna pazarlayabilmek için kendi adına yapması gerekeni yapıyor.
Fakat “Terörsüz Türkiye” süreci başladığı günden bu yana, Müsavat Dervişoğlu’nun HDP, Öcalan, PKK ve terörle mücadele konularındaki çok yüzlü söylem ve tutumlarını kaleme alıyorum. Yazdıklarım artık neredeyse bir kitap hacmine ulaştı.
Sözde bu siyasetçinin partisi; Selahattin Demirtaş’ın, “Bizim başarımız, HDP’nin başarısıdır ki Sayın Öcalan’ın çok önemsediği bir projedir. Türkiye’de birlikte yaşama ve özgür, demokratik bir birliği sağlama projesidir. Kendisinin özellikle son 20 yılını adadığı bir projedir. Bu projenin başarılı olması ve benim şahsımda başarılı olması onu nasıl ve niye rahatsız etsin?” sözleriyle tarif ettiği HDP ile iki kez açık ittifak yapacak, Kent Uzlaşısı üzerinden DEM Parti ile de dolaylı bir ittifaka girecek, sınır ötesindeki tüm terörle mücadele operasyonlarına karşı çıkacak, HDP ile gizli anayasa taslakları hazırlayacak, Öcalan’ın kullandığı kavramları parti programına taşıyacak, “Kürtlerin siyasal temsilcisi HDP’dir.” diyecek, program taslağında “Kürdistan” ifadesine yer verecek; ama aynı parti, temel amacı terörü kökten bitirmek olan “Terörsüz Türkiye” sürecine karşı çıkacak…
Meral Akşener’in Genel Başkanlık dönemine ait “helikopterle Kandil’e gitme” tartışmasını, Müsavat Dervişoğlu’nun geçtiğimiz aylarda “Biz zaten hiç ayrılmadık, hep dostuz” dediği Ümit Özdağ şöyle anlatmadı mı?:
“Ümit Bey bir helikoptere atlayıp Kandil’e gitsem, Duran Kalkan’a ve Cemil Bayık’a sorsam, ‘Ulan siz ne istiyorsunuz anlatın bakalım’ dedi. İlk duyduğumda kulaklarıma inanamadım. Şaka yaptığını düşündüm ve ‘Meral Hanım böyle bir şey olmaz. Böyle bir şey yaparsanız sizi hemen elinizi kolunuzu bağlarlar, ilk mağaraya atarlar’ dedim. Aynı soruyu bir başka toplantıda tekrar sordu. Dışarıda bir daha söylememesi gerektiğini söyledim.”
Bu sicili ve bu çelişkileri sürekli yazıyor, hatırlatıyoruz. Hadi, Müsavat Dervişoğlu sürdürdüğü bu siyasi tiyatronun devamı için cevap veremiyor; peki, bu kötü tiyatronun figüranı hâline gelen İYİ Parti milletvekilleri neden susuyor?
Cihan Paçacı, Selcen Taşçı, Adnan Şefik Çirkin, Ayyüce Türkeş, Erhan Usta, Hasan Toktaş, Ömer Karakaş, Metin Ergun, Şenol Sunat ve diğerleri…
Siz de Müsavat Dervişoğlu’nun sergilediği bu siyasi tiyatro hakkında bari bir iki cümle söyleyin. Yoksa “biz de onun gibi tiyatrocuyuz” mu diyorsunuz?
Yoksa bu ikiyüzlü yaklaşımlar karşısında susmayı mı tercih ediyorsunuz?
Yahu, Meral Akşener döneminde partinizden istifa eden milletvekilleri, il başkanları ve genel merkez yöneticileriniz, PKK/HDP iş birliğinize ve ittifakınıza tepki göstererek istifa etmemiş miydi?
İYİ Parti’nin sergilediği ikiyüzlü söylemler karşısında, kendi partilerinden ayrılan isimlerin geçmişte yaptığı açıklamaları hatırlamakta fayda var.
Mesela, İYİ Parti’den istifa eden Adana Milletvekili İsmail Koncuk ne demişti?:
“Akşener ve ekibi, seçimleri kazanmak için PKK’nın talebine bile ‘evet’ der.”
Yine İYİ Parti’den istifa eden Milletvekili İsmail Ok ise şunları söylemişti:
“Akşener’e şu soruyu sordum: Biz CHP ile ittifakız. Ama görülüyor ki CHP’nin HDP ile de bir iş birliği var. Dolayısıyla ben bundan rahatsızlık duyuyorum. Bunu kabul edemem ve sürdüremem, dedim. Sayın Akşener de bana, ‘Hâlâ yerel yönetimler meselesini aşamamışsınız.’ dedi.”
Mesela, İYİ Parti Elazığ Kurucu İl Başkanı Abdulvahap Erdem de istifasını şu sözlerle açıklamıştı:
“HDP’nin, Kürt siyasal hareketinin temsilcisi olarak görülen bir zihniyetle aynı çatı altında olmam mümkün değildir. Bu nedenle İYİ Parti’den istifa ettiğimi kamuoyuyla paylaşıyorum.”
İYİ Parti Kurucular Kurulu Üyesi Hayrettin Barut ise şu ifadeleri kullanmıştı:
“Bir Türk milliyetçisi ve hayatını bu uğurda vakfetmiş biri olarak, bardağı taşıran son damla; bölücü bir partinin, Kürt kökenli vatandaşlarımızın siyasi temsilcisi olarak nitelendirilmesidir. Bu suretle hem Kürt kardeşlerimize hakaret edilmekte hem de bölücülük yapılmaktadır. Bunu kabul etmem mümkün değildir.”
Yine İYİ Parti Kurucu Üyesi Hediye Akdere de şu gerekçeyle istifa etmişti:
“Bölücülerin Kürt kardeşlerimizin temsilcisi olduğunu beyan eden, bünyesindeki Ülkücüleri tasfiye eden İYİ Parti’nin toplumdaki karşılığı ortadadır.”
İYİ Parti Kurucular Kurulu ve Genel İdare Kurulu Üyesi, Genel Başkan Başdanışmanı Emekli Tuğgeneral Ali Aydın da istifa açıklamasında şu değerlendirmeyi yapmıştı:
“Ellerinde şehit kanı bulunan HDP’yi ‘Kürt siyasi hareketinin temsilcisi’ olarak nitelendirmesi, hem yüce Türk milletini hem de yüce Türk devletine gönülden bağlı Kürt kardeşlerimizi derinden yaralamıştır. Ne yazık ki bu talihsiz açıklama, şahsım gibi terörle mücadeleye yıllarını vermiş biri adına bardağı taşıran son damla olmuştur.”
İYİ Parti içinde ismini tek tek sayamadığım daha birçok milletvekili, il başkanı ve yönetici de partinin PKK/HDP ile iş birliği yaptığı ve ittifak kurduğu gerekçesiyle tepki göstererek istifa etmiştir.
Terörün en kanlı dönemlerinde PKK ile iş birliği ve ittifak yapanlar, bugün terörle mücadelede elde edilen başarıların ardından terörü bölgede tamamen bitirmeyi hedefleyen “Terörsüz Türkiye” stratejisine neden böylesine öfkeli bir tavır sergiliyor?
Bu öfkenin ve sergilenen bu siyasi tiyatronun sebebi nedir?
Meral Akşener’in Genel Başkanlığı döneminde İYİ Parti Grup Başkanvekili olan Müsavat Dervişoğlu, bu HDP’li/PKK’lı manzarayı güçlendiren bir siyaset figürü değil miydi?
Müsavat Dervişoğlu’nun sürekli hatırlattığım şu açıklamaları hayal ürünü mü, yoksa ben kendi kendime mi üretiyorum?
Emperyalizmin ürettiği “Kürt sorunu” kavramı üzerinden, “HDP’yi meşru bir organ olarak görebiliriz. Eğer bu sorun çözülecekse meşru bir organla çözebiliriz.” diyen Kemal Kılıçdaroğlu’na, “HDP yasal ve meşrudur. Kemal Kılıçdaroğlu’nun çözüm süreci için Meclis’i işaret etmesini destekliyorum.” mealinde destek veren de Müsavat Dervişoğlu değil miydi? Şimdi bazı strateji ve yasalarla terörü bitirmek için tarihi bir fırsat yakalanmışken, karşı çıktığı nedir?
Bir basın mensubunun, “Kemal Kılıçdaroğlu’nun tezkereye ‘hayır’ deyip sonra Kandil’i bombalama vaadinde bulunmasının çelişkili olduğu söyleniyor.” demesi üzerine, “Kapsamlı bir çelişki de görmüyorum. Kandil başka bir yer, Suriye’nin kuzeyi başka bir yer.” diyerek tuhaf bir cevap veren ve sınır ötesi terörle mücadeleye karşı çıkanlara fiilen destek veren de Müsavat Dervişoğlu değil miydi?
Türkiye destekli Suriye Ordusu, YPG’li teröristleri işgal ettiği yerlerden çıkarıp Halep Kalesi’ne Türk bayrağı asarken, bu tarihi başarıyı gölgelemek için şu sözleri söyleyen Müsavat Dervişoğlu değil miydi?
“Halep Kalesi’ne asılan şanlı bayrağımız duygularımıza dokunsa da oynanan oyunu ve aktörlerini görmemize engel değildir. Türk insanı, kendi vatanı ve milleti dışında artık hiç kimse için ölmeyecektir! Kendi vatanı için gelecektir.”
Yine terör örgütü YPG’ye karşı köklü bir işgal temizliği için operasyon başlatıldığında da çıkıp şöyle diyen Müsavat Dervişoğlu değil miydi?
“Şimdi kalkmışlar, Suriye’deki gelişmeleri sanki bir zafermiş gibi sunmaya çalışıyorlar… PKK’yı perdelemek için uydurdukları SDG, Fırat’ın batısından süpürülünce bunu uluslararası bir başarı gibi pazarlıyorlar.”
2023 Cumhurbaşkanlığı seçimleri arifesinde, YSK önünde basın açıklaması yapan Altılı Masa temsilcileri arasında Müsavat Dervişoğlu da vardı. Bir muhabir kendilerine şu soruyu yöneltti:
“PKK, Kandil ve Yeşil Sol bileşenleri Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararı aldı. Bu gelişmeye ne diyorsunuz?”
Bu soru karşısında, “Dağılın beyler!” komutunu alır almaz apar topar uzaklaşanlar arasında Müsavat Dervişoğlu da bulunuyordu. Tıpkı Şener Şen’in unutulmaz kaçış sahnelerinden birini andıran o görüntüde hemen arkasında Özgür Özel de vardı.
HDP’nin, “Profilimize İzmir’de en uygun aday.” dediği ve “HDP’nin gücüne güç katmaya geldim.” ifadelerini kullanan Tunç Soyer’i, 1980 dönemi cezaevlerinde Ülkücülere işkence yapan babası üzerinden dahi savunarak sınırsız destek veren de Müsavat Dervişoğlu değil miydi?
Bir tane İYİ Partili çıksın ve yazdıklarımın hayal ürünü olduğunu, bunların hiçbirinin yaşanmadığını iddia etsin.
Haydi, buyurun…
Neyse, bu sicili hatırlattıktan sonra bir de olaya başka bir pencereden bakmak istiyorum. Müsavat Dervişoğlu, “Terörsüz Türkiye” konusunda neden Cumhur İttifakı’nın MHP tarafına çirkef sayılacak ifadeler kullanıyor da, niçin bu sürece sahip çıkan AK Parti’ye karşı sesi çıkmıyor?
Hele bir de iktidar medyasının, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) bünyesindeki rüşvet, yolsuzluk ve kara para aklama çarkına yönelik yürütülen kapsamlı soruşturmada “etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanarak itirafçı olan tutuklu iş insanı Sarp Yalçınkaya’nın, “Can güvenliğim tehlikeye girer, ailem ve şahsım mahvolur.” diyerek savcılığa ismini vermekten açıkça çekindiği kişinin, “Beylikdüzü Yaşam Vadisi’nde milyarlık hafriyat ve döküm işi için pazarlık yaptı, sonra gelip komisyonunu istedi.” dediği kişinin İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu olduğu yönündeki iddiayı gündeme taşımasının ardından, iktidara karşı adeta süt dökmüş kediye döndün…
“Terörsüz Türkiye”, devlet aklı ve devlet politikası doğrultusunda ilerleyen bir stratejiyken, neden özne ve yüklem olarak sürekli MHP’yi hedef alıyorsun, Müsavat Dervişoğlu?
İktidardan çekindiğin için mi?
Yoksa Cumhur İttifakı içinde güçlü bir duruş sergileyen MHP’yi devre dışı bırakmaya çalışarak bir yerlere yaranma peşinde olduğun için mi?
Yahut, “Cumhur İttifakı’nın güçlü MHP kanadına bu kadar saldırdım.” diyerek kendini yeni partiye pazarlamak için mi?
Zaten geçmişte de İYİ Parti’yi CHP’ye pazarlamıyor muydunuz?
Geçtiğimiz aylarda, “DEM’le hiçbir sıkıntımız yok. Bizim DEM’le ilişkileri bozma lüksümüz yok. DEM’le CHP ayrı ayrı düşemez.” diyen ve CHP Genel Başkanı olarak “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında kurulması planlanan “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”na CHP adına üye veren Özgür Özel’e, “Her basın açıklamasının başında ifade ettiğim gibi, mevkidaşlık hukukunun yanı sıra aramızda bir de abi-kardeşlik hukuku vardır. Ben Özgür Özel ile bu denli yakın olmaktan iftihar ediyorum. Herkes öncelikle bunu bilsin. Aramızdaki kardeşlik hukuku sıradan bir hukuk değildir.” sözleriyle yakınlığını vurgularken; 2015 yılında ise, “Benim adım Müsavat Dervişoğlu. Benim olduğum yerde Sayın Devlet Bahçeli’nin liderliğine, kişiliğine, hocalığına, ağabeyliğine sekte vuracak tek bir cümle edilemez. Buna en başta ben izin vermem.” demiştin.
Peki, bugün sergilediğin bu üslup ve söylem değişikliğinin sebebi nedir? Bu keskin değişimin arkasında hangi siyasi tercih ya da hesap var? Çirkef ve pespaye dili kullanman konusunda seni kim görevlendirdi?
“Abdullah Öcalan o halkının önderi, lideridir” diyen Kadir İnar’a sağlığında da hayatını kaybedince de zerre sevgini, saygını yitirmedin; hep “O benim solcu ağabeyimdi” dedin… Bu örnek gösteriyor ki, senin derdin asla PKK/Öcalan değil…
Sakın, “Terörsüz Türkiye süreci beni bu hâle getirdi.” deme… Çünkü bunu dersen, bugün olduğu gibi geçmişte PKK ile kurduğunuz ittifak ve iş birliklerini yine önünüze koyarız.
O zaman akıllara şu soru gelir: Size verilen görev, Türkiye’de ve bölgede terörün sona ermesi değil, devam etmesi midir?
Böyle bir siyasi sicilin ardından, terör örgütü PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’a, “Kurucusu olduğun örgütü feshet, silahları bıraktır.” çağrısı yapılması ve DEM Parti’ye, “Teröre karşı net tavır alın, Türkiye partisi olun.” denilmesi seni bu derece rahatsız ediyorsa, herkes bu tepkinin sebebini sorgulamalıdır.
Tekrar tekrar soralım: Geçmişte ittifak yaptığınız Öcalan’ın kurduğu siyasi çizgiye mensup partilere, “Teröre karşı net tavır alın.” çağrısı yapılmasından neden bu kadar rahatsız oluyorsunuz?
Müsavat Dervişoğlu, görev ve misyon demişken…
Senin, MİT Müsteşar Yardımcılığı görevinde bulunmuş Muhammed Dervişoğlu isminde bir yakınını da hatırlıyoruz. Kimi kardeşin olduğunu söyledi, kimi amcaoğlun olduğunu ileri sürdü. Doğrusu hangisiydi, tam olarak öğrenemedik. Ancak bildiğimiz bir şey var ki, bizim şiddetle karşı çıktığımız çözüm sürecinde, yaşanan gelişmelerin tam merkezindeki isimlerden biri olarak anılıyordu.
Çıkan haberlerden bazıları şöyleydi:
(Sabah / 2014)
“Çözüm Süreci’nin yeni patronu Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı oluyor. Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’nın başına getirilen Millî İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) eski Müsteşar Yardımcısı Muhammet Dervişoğlu, bundan böyle Çözüm Süreci’nden sorumlu olacak. Daha önce İmralı’da pek çok kez Abdullah Öcalan ile görüşen ve Çözüm Süreci’ni en iyi bilen isimlerden biri olan Dervişoğlu, Cumhuriyet tarihinin en büyük barış sürecine ilişkin siyasi ve diplomatik temasların patronu hâline gelecek. Kurum, İmralı-HDP-Kandil ile devlet-MİT-hükûmet arasındaki koordinasyonun yürütülmesinden sorumlu olacak. Yani Çözüm Süreci’nin diplomasisi bu kurum üzerinden yürütülecek.”
***
(Milliyet / 2014)
“Temmuz ayında yasalaşan ve Çözüm Süreci Yasası olarak anılan ‘Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’ kapsamında, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı çözüm sürecinin koordinasyonu ve sekretarya hizmetlerini yürütmekle görevlendirilmişti. Müsteşarlık o dönemde Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’a bağlıydı. Ahmet Davutoğlu başkanlığında yeni hükûmet kurulunca, çözüm süreci çerçevesinde önemli görev verilen isim Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç oldu. Ancak bu müsteşarlık Arınç’a bağlanmadı. Başbakanlık tezkeresiyle müsteşarlık İçişleri Bakanlığı’na bağlandı. Çözüm süreci kapsamında önemli görev üstlenen bu müsteşarlığa, İmralı ile temasları yürüten MİT’ten bir ismin atanmasının tercih edilmesi dikkat çekti.”
***
28 Şubat 2015
Dolmabahçe Sarayı’nda Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal, Öcalan’la görüşmeleri yürüten eski MİT başkan yardımcısı, Kamu Güvenliği Müsteşarı Muhammed Dervişoğlu ve İmralı Heyeti’nden Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve İdris Baluken’in olduğu toplantıda Öcalan’ın PKK’ya silahsızlanma kongresi toplama çağrısı Sırrı Süreyya Önder tarafından okundu.
***
MİT Müsteşar Yardımcılığı görevinde bulunmuş, daha sonra da Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı görevine getirilen; çözüm sürecinin en aktif görevlisi olan kardeşin ya da kuzenin olduğu ileri sürülen Muhammed Dervişoğlu’nun, görevleri kapsamında İmralı’da Abdullah Öcalan’la, Kandil’de ya da yurt dışında ise PKK mensuplarıyla defalarca görüştüğüne ilişkin kamuoyuna yansıyan bilgiler bulunuyor.
Hiç onunla, geçmişte yürütülen “Çözüm Süreci” ile bugün yürütülen “Terörsüz Türkiye” süreci arasındaki farkları konuştun mu?
Ey Müsavat Dervişoğlu!
Yakının olan Sayın Muhammed Dervişoğlu; bir zamanlar, senin “Hâlâ anlamadıysanız söyleyeyim: Yüklenilen görev çok büyük. Unutmayalım ki Türk’ün liderini delege değil, kâinatın gerçek sahibi seçiyor. Sadakat, ona itaatten ibarettir.” sözleriyle aşırıya varan ifadelerle övdüğün, bugün ise hadsizlik, çirkeflik yapmaya kalktığın MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin baş aktörü olduğu ya da içinde yer aldığı hiçbir sürecin Türk milletine ve Türk devletine zarar vermeyeceğini, sahip olduğu tecrübeler ışığında sana anlatmadı mı?
Değmez Müsavat Dervişoğlu, değmez…
Siyasi menfaat için bu kadar küçülmeye, bu kadar savrulmaya, bu kadar hafızasız gibi rol yapmaya değmez.