Bakan Yumaklı’nın sırrı!
Tarım sektörü, sadece toprağın ve suyun yönetildiği bir alan değil; doğası gereği fırtınalara, krizlere ve spekülasyonlara en açık, ülkenin doğrudan omurgasını oluşturan stratejik bir yapıdır. Bu yüzden Tarım ve Orman Bakanlığı koltuğu, her dönem siyasetin ve kamuoyunun en çok göz önünde bulundurduğu, en sıcak koltuklardan biri olmuştur. Ancak son yıllarda bu koltuk etrafında dönen tartışmalar, tarımın kendi gerçeklerinden ziyade, adeta bir “kabine totosuna” dönüştü.
İşte tam bu noktada, Ankara kulislerinde uzun süredir dönen o tanıdık senaryoları ve asıl meseleyi anlamak için akademi dünyasından sızıp bürokrasinin ve siyasetin koridorlarına cuk oturan meşhur bir hikâyeyi hatırlamakta fayda var:
Bir gün bir tavşan mağarasında oturmuş, harıl harıl doktora tezini yazıyormuş. O sırada oradan geçen bir tilki merak edip mağaranın ağzından içeri bakmış:
“Hayrola tavşan, ne yapıyorsun?” Tavşan hiç başını kaldırmadan cevap vermiş:
“Doktora tezimi yazıyorum.” Tilki şaşkınlıkla sormuş:
“Konun ne?”
“Bir tavşan bir tilkiyi nasıl yer?” Tilki kahkahalarla gülmüş:
“Sen beni mi yiyeceksin? Hadi canım!”
“İnanmıyorsan buyur içeri,” demiş tavşan. Tilki mağaraya girmiş ve bir daha çıkmamış.
Bir süre sonra mağaranın önünden bir çakal geçmiş. Dışarıda tilkinin kemiklerini görünce merak edip içeri seslenmiş:
“Tavşan, ne yapıyorsun?”
“Doktora tezimi yazıyorum.”
“Konun ne?”
“Bir tavşan bir çakalı nasıl yer?” Çakal da gülmüş:
“Hadi oradan!”
“Buyur içeri, istersen göstereyim.” Çakal da içeri girmiş ve o da çıkmamış.
Derken bir kurt gelmiş, dışarıdaki kemikleri görünce şaşırmış. Aynı diyalog onunla da geçmiş. Konu: “Bir tavşan bir kurdu nasıl yer?” Kurt da alay ederek içeri girmiş ama o da çıkmamış.
En sonunda iri bir ayı gelmiş. Merak edip mağaraya adımını atmış. İçeri girer girmez, sağ tarafta kocaman, heybetli bir aslanın uzandığını görmüş. Şaşkınlıkla tavşana dönmüş:
“Demek mesele buymuş!” Tavşan gülümseyerek cevap vermiş:
“Aynen öyle... Tezde önemli olan konu değildir; önemli olan danışmanın kim olduğudur.”
Şimdi gelelim madalyonun Ankara yüzüne... Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, göreve geldiği ilk günden beri ne hikmetse her kabine değişikliği dedikodusunda adı listenin en başında yer alan isim oldu. “Bugün gidiyor, yarın değişiyor, ilk revizyonda görevden alınacak” diye manşetler atıldı, lobiler yapıldı, beklentiler oluşturuldu.
Son olarak NATO Zirvesi’nin ardından yine büyük bir kabine değişikliği dalgası beklendi. Kulislere fısıldanan tasfiye listelerinin başköşesine yine Tarım Bakanı’nın adı yazıldı. Fakat günün sonunda ne oldu? NATO Zirvesi bitti, tartışmalar duruldu ve İbrahim Yumaklı, tıpkı o üç yılı aşkın süredir olduğu gibi, yine görevinin başında, yine masasında mesaisine devam ediyor.
Peki, herkesin “gidecek” gözüyle baktığı bir figür, nasıl oluyor da tüm bu yıpratma operasyonlarından ve kulis baskılarından sapasağlam çıkabiliyor?
Cevap, yukarıdaki hikâyede gizli. Siyasette ve devlet yönetiminde sadece yazdığınız “tez”, yani ortaya koyduğunuz projeler ya da teknik doğrularınız yetmez. En az onun kadar önemli olan, arkanızdaki irade, sistem içindeki yeriniz ve tabiri caizse “danışmanınızın”, yani sizi o vizyona ortak eden liderliğin gücüdür. İbrahim Yumaklı, Cumhurbaşkanlığı iradesinin ve o büyük “aslanın” tarım politikalarındaki güvenini kazanmış, sessiz ama derinden giden yapısıyla o güveni muhafaza etmeyi başarmış bir isimdir. Dışarıdaki tilkiler, çakallar veya kurtlar ne kadar gürültü koparırsa koparsın, mağaranın içindeki gerçek denge ve o büyük iradenin desteği değişmediği sürece, koltuk spekülasyonları sadece birer dedikodudan ibaret kalıyor.
Tarım, bugünden yarına radikal kararlarla, sürekli değişen bakanlarla ve her gelenin bir öncekini inkâr ettiği bir yönetim anlayışıyla yürütülemez. Tohumu bugün toprağa ekersiniz, mahsulü yıllar sonra alırsınız. Planlamayı bugün yaparsınız, gıda güvenliğini on yıl sonra garanti altına alırsınız. Dolayısıyla tarım yönetiminde en büyük başarı, günübirlik popülizm değil, sürekliliktir.
İbrahim Yumaklı’nın bu süreçteki en büyük başarısı da tam olarak budur: Gürültüye kulak asmadan, istikrarı korumak. Tarım 4.0, dijitalleşme, üretim planlaması ve su verimliliği gibi kadim tarım tecrübesiyle modern teknolojiyi buluşturan projeler, ancak böyle bir istikrar zemininde hayat bulabilir. Bakanlığın her an değişebileceği algısını yaratarak sektörü istikrarsızlaştırmak isteyenlere karşı, Yumaklı’nın görev süresindeki bu kararlılık en net cevap olmuştur.
Son söz: Tarımda yöneticilik, dışarıdan göründüğü gibi sadece teknik bir iş değildir; aynı zamanda siyasi fırtınalara karşı bir duruş, bir sabır ve doğru bir strateji işidir. Ankara koridorlarında kimin ne tez yazdığının, hangi dedikoduyu ürettiğinin bir önemi yok. Günün sonunda asıl mesele; arkandaki güce güvenerek, popülizme kaçmadan, memleketin gıda arzı ve geleceği için o mağarada işini doğru yapmaya devam edebilmektir.
Ve İbrahim Yumaklı, bu süreklilik sınavını başarıyla vermeye devam ediyor. Herkes “yolcu” diyordu, o istikrarın simgesi oldu!
Kalın sağlıcakla…