Siyonistlerin gazına gelen Yunanistan ve Rum Yönetimi
İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye’ye karşı ortak bir güvenlik ve strateji anlayışı çerçevesinde birbirlerini sürekli motive eden bir iş birliği ve ortak hareket eden düşmanlık konsepti oluşturmaktadır. Bu motivasyon elbette sadece söylem düzeyinde kalmamakta; enerji, güvenlik, savunma ve askerî iş birliği gibi birçok alanda somut adımlarla desteklenmektedir. Türkiye’ye yönelik korku ve Türkiye’nin bölgesel gücünden duydukları kaygı, bu üç aktörü sürekli daha yakın iş birliğine yöneltmektedir.
İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki bu üçlü ortaklık, bugün enerji, güvenlik, askerî tatbikatlar, ekonomi ve bölgesel politikaları kapsayan çok boyutlu bir yapıya dönüşmüştür. Fransa da zaman zaman bu yapıya dördüncü ortak gibi dâhil olmakta ve destek vermektedir. Uluslararası ilişkiler literatüründe bu ortaklık, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de izlediği ve giderek güçlenen politikalarını dengelemeyi veya sınırlandırmayı amaçlayan bölgesel bir iş birliği modeli olarak değerlendirilmektedir.
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli de 5 Mayıs 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, “Fransa’nın, Yunanistan’ın, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ve İsrail’in Doğu Akdeniz’de kurmaya çalıştığı güvenlik ve enerji merkezli temaslar dikkatle takip edilmelidir. Her devlet kendi dış politikasını yürütür, kendi ittifaklarını kurar. Fakat bu ittifakların Türkiye’yi çevreleme, Kıbrıs Türkü'nü sıkıştırma, Ege’de mevcut dengeyi bozma veya Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye rağmen fiilî durum üretme amacına yönelmesi hâlinde buna kayıtsız kalmamız beklenemez.” sözleriyle bu ülkeler arasındaki iş birliğine dikkat çekmiş ve gerekli uyarıda bulunmuştu.
22 Aralık 2025 tarihinde Kudüs’te gerçekleştirilen 10. Üçlü Zirve’de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Nikos Hristodulidis bir araya gelmişti. Bu zirvenin ardından üç ülke arasındaki iş birliği, ortak projeler, imzalanan anlaşmalar ve siyasi-askerî koordinasyonun daha da hız kazandığı görülmektedir.
Tüm bu gelişmeleri, Yunanistan’ın eski Maliye Bakanı Yanis Varoufakis’in, “Türkiye, İsrail için çok büyük bir balık. Eğer bu sistem Türk füzelerinin yarısını düşürmeyi başarırsa Ankara bunun yerine iki katından fazlasını fırlatır. Böylece silahlar daha fazla güvenlik değil, daha tehlikeli bir tırmanma üretir.” şeklindeki açıklamasını görünce yeniden hatırlatma ihtiyacı duydum.
Aslında İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ortak psikolojisi de şu fıkrayı andırmaktadır:
"Köpeğe sormuşlar: 'Niye havlıyorsun?'
'Cesaretimden.' demiş.
'Ama arkan gidip geliyor.' demişler.
'O da korkaklığımdandır.' demiş."
Bir yandan sert söylemler ve güç gösterileri sergilerken, diğer yandan duydukları güvenlik kaygıları nedeniyle sürekli yeni ittifaklar kurma ve dış destek arayışı içinde olmaları, bu psikolojiyi yansıtan bir tablo ortaya koymaktadır.
İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi sürekli Türkiye korkusuyla yaşıyor; yaptıkları açıklamaların ve attıkları adımların önemli bir kısmı da bu psikolojinin yansıması olarak ortaya çıkıyor.
İsrail’in sürekli "Osmanlı yeniden diriliyor" kâbusunu görmesi, Yunanistan’ın Türkiye’nin millî savunma teknolojilerindeki yükselişini sürekli bir tehdit olarak göstermesi ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin sırtını İsrail ile Yunanistan’a dayayarak Kıbrıs Türklerini tahrik eden politikalar izlemesi, bu psikolojinin adeta bir röntgenini ortaya koymaktadır.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni özellikle son yıllarda sürekli gazlayan, Türkiye’ye karşı düşmanlık konseptini besleyip yönlendirmeye çalışan ülke İsrail’dir.
İsrail, Gazze’de başlattığı soykırım ve katliamların ardından, bölgede birçok ülkeyi hedef alan politikalarıyla adeta kendi sonunu hazırlayan bir sürecin içine girmiştir. Türkiye’ye karşı fiilî bir girişimde bulunamasa da, söylem düzeyinde tehditkâr açıklamalarını sürdürmektedir. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ise bu söylemlerden cesaret alarak, İsrail’in bölgedeki politikalarına destek veren ve onun stratejisinde figüranlık yapan bir tutum sergilemektedir.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, akıl ve ruh sağlığını kaybetmiş Siyonistlere figüranlık yaparak bölgenin huzurunu, güvenliğini ve istikrarını bozmamalıdır.
Türkiye, gerek Yunanistan gerekse Güney Kıbrıs Rum Yönetimi konusunda barışın korunması için son derece sağduyulu ve ölçülü davranmaktadır. Bu yüzden Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail’in gazlamaları, yönlendirmeleri ve tahrikleri karşısında dikkatli olmalıdır. Bu tür girişimlerin bölgesel barışı zedelemesine fırsat vermemelidir.
Kendilerini, “Keçi sarhoş olunca dövüşmeye kurt arar.” atasözündeki duruma düşürmemeli; İsrail’in sarhoşluk veren ikramlarına, tahriklerine ve kışkırtmalarına kapılmamalıdırlar.
Bakın Yunanistan’ın eski Maliye Bakanı Yanis Varoufakis bile herşeyin farkında uyarısını yapıyor. Siz farkındasınız, biz farkındayız o halde İsrail’in peşinden gitmek neyin nesi?
Anlaşılan o ki gerek Yunanistan gerekse Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, “Domuz derisi post olmaz, eski düşman dost olmaz.” atasözünü doğrularcasına, ısrarla Siyonizmin gölgesine sığınmayı tercih ediyor.
İsrail, bir gün Türkiye ile doğrudan karşı karşıya kalırsa onu kim kurtaracak ki? Buna rağmen Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail’den aldığı cesaretle Türkiye’ye karşı efeleniyor. Oysa denizde, karada ve havada telafisi güç sıkıntılar yaşamamak için bu uyarıları dikkate almalarında fayda vardır.