İkiyüzlülüğü duruş diye pazarlayanların bildirisi
Sosyal medyada haberleri takip ederken karşıma, Milli Düşünce Merkezi adlı bir oluşumun "Terörsüz Türkiye" projesini eleştiren "Biz Türk Milletiyiz, 'Hayır' Diyoruz" başlıklı bir bildiri çıktı.
Bu bildiriyi imzalayan isimler ise dikkatimi çekti. Aralarında siyasetçiler, emekli askerler, akademisyenler ve yazarlar bulunuyor. Azmi Karamahmutoğlu, Atilla Kaya, Cezmi Polat, Şevket Bülent Yahnici, Ahmet Yavuz, Fahrettin Yokuş, Özcan Yeniçeri, Orkun Özeller, Hüsnü Bozkurt, İskender Öksüz, Ahmet Bican Ercilasun, Bahadır Dinçarslan, Fatih Eryılmaz, Hakan Ünser, Bartu Soral ve Oktay Vural bunlardan sadece bazıları. Bunun dışında da benzer siyasi çizgide yer alan çok sayıda isim bulunuyor.
Bu isimlerin önemli bir bölümü, geçmişte CHP, İYİ Parti ve Zafer Partisi ekseninde siyaset yapmış, halen yapmaya devam eden ya da bu partilerle yakın ilişki içinde olmuş kişilerden oluşuyor.
Bu partilerin, özellikle CHP'nin önceki dönem politikaları da dikkate alındığında, 2019 yerel seçimlerinde, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve 2024 yerel seçimlerinde PKK'nın siyasi uzantısı olarak nitelendirilen (HDP, Yeşil Sol Parti ve DEM Parti) ile seçim iş birlikleri yaptığı bilinen bir gerçektir.
Siyasi iş birliği yalnızca seçimlerle de sınırlı değildi. O dönemde yeni anayasa çalışmaları da gündemdeydi. Dönemin CHP İstanbul Milletvekili ve Anayasa Komisyonu Üyesi İbrahim Kaboğlu, CHP, İYİ Parti, HDP ve Saadet Partisi'nin ortak bir anayasa çalışması yürüttüğünü şu sözlerle ifade etmişti:
" Evet, bu çalışma yapıldı ama ben milletvekili olmadan, 2018’in başında bu partilerin daha çok uzman temsilcileri ile yapılan ortak parlamenter rejime yönelik bir yol haritası ortak ilkeler raporu diye çalışma yapıldı. Bizlerin yürüttüğü anayasa çalışmaları biraz kamuoyundan uzak durdu. Bu çalışmalar, zannediyorum önümüzdeki haftalarda kamuoyu ile paylaşılacaktır. HDP'yi de kapsayacak şekilde yapıldı. HDP'nin de olması önemliydi, bence gerekliydi."
Bu siyasi çizgide yer alan partilerin ortak özelliklerinden biri de, Türk devletinin sınır ötesi terörle mücadele operasyonlarına yönelik karşı tutum sergilemeleri olmuştur. Ayrıca, CHP adına farklı dönemlerde yapılan bazı açıklamalarda, Suriye'nin kuzeyindeki terör örgütü PKK/YPG'nin özerklik ya da federasyon kurmasını istedikleri yönünde değerlendirmelere neden olan ifadeler kullanılmıştır.
Hafızaları bir kez daha tazeleyelim:
- Kemal Kılıçdaroğlu: "YPG terör örgütü değil, vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşumdur.", "Türkiye'nin beka sorunu yok, YPG bize saldırmaz."
- Dönemin CHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek: "Sınırımızda başkası olacağına PYD (YPG) olsun."
- CHP'li Türker Ertürk: "O bölgede radikal İslami örgütler olacağına, iyi ilişkilerimizi geliştireceğimiz, güçlü merkezi otoritenin egemen olduğu federatif bir yapı içerisinde 'Kürtler' (PKK/PYD) olsun daha iyi. PYD'nin laik yapısını da zaten biliyoruz."
- CHP'li Erdal Aksünger: "PYD terör örgütü değildir."
- CHP Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke: "Ne ben ne arkadaşlarım PYD'nin terör örgütü olup olmadığına dair değerlendirme yapacak istihbari bilgiye ve kurumsal yapıya sahip değiliz."
- İYİ Parti: Tek adam rejimini kalıcı kılmaktan başka hiçbir amaca hizmet etmeyecek ve beka sorunu yaratabilecek Afrin savaş senaryolarına tamamen karşıyız.
- İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ümit Özdağ: "Afrin'e girilmeden önce Halk TV'de yapmış olduğum yayınlarda, bir anlaşma durumunda çatışmasız da Afrin'e girilebileceğini; bu durumda ise 'Afrin'i almak için ne verdiniz?' sorusunun sorulması gerektiğini ifade etmiştim."
Şimdi ise bu atmosferin oluştuğu dönemlerde aynı siyasi çizgi içinde yer alan bazı isimler, ABD ve İsrail'in terör örgütleri üzerinden kurduğu taşeron düzenini bozacak olan "Terörsüz Türkiye" ve "Terörsüz Bölge" hedeflerine karşı çıkmaktadır.
Terörün en yoğun yaşandığı dönemlerde PKK ve siyasi uzantılarıyla iş birliği ve ittifak yapan çevrelerin, bugün terör örgütünün tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik stratejilere, adımlara ve gelişmelere neden karşı çıktıkları sorgulanmayı hak eden bir konudur. Sadece sorgulamak yetmez, bu ikiyüzlülüğün taşlanması lazımdır.
Peki, Milli Düşünce Merkezi adlı oluşum, bu isimleri ve sergiledikleri tutumu ilkesel bir duruşun temsilcileri olarak sunarken, ortaya çıkan bu ikiyüzlü ve ucube çelişkiyi nasıl izah etmektedir?
Madem "Terörsüz Türkiye" konusunda bir duruş sergilediğinizi iddia ediyorsunuz; o hâlde, geçmişte PKK ile menfaat ittifakı kuran, sınır ötesi terörle mücadele operasyonlarına karşı çıkan, HDP ile gizli ve ortak anayasa çalışmaları yürüttüğü ortaya çıkan siyasi partiler içinde yer almış, bu partilere destek vermiş ya da o dönemde sessiz kalmış isimlerin bugün sergiledikleri ikiyüzlü tutumu neden bir ilke ve duruş örneği olarak sunuyorsunuz?
Asıl sorgulanması gereken konu şu değil midir: Duruş sahibi gibi pazarlanan bu isimlerin temel kaygısı gerçekten PKK ile mücadele midir; yoksa Cumhur İttifakı hangi adımı atarsa atsın, peşinen karşısında konumlanmayı tercih eden bir siyasi refleks midir?
Terör örgütü PKK'ya karşı yürütülen sınır ötesi operasyonlarla önemli askerî başarılar elde edilirken bu operasyonlara karşı çıkan partilerde siyaset yapmış ya da bu çizgide yer almış isimlere, "Terörsüz Türkiye" projesine karşı bir bildiriye imza attırıp, ardından da "Türk güvenlik güçleri on binlerce şehidi ve gazisiyle mücadele ederek PKK'yı mağlup etmiştir. Yenilen düşmanla pazarlık yapmak teslimiyettir. Türk milleti olarak teslimiyete 'Hayır!' diyoruz." ifadelerinin yer aldığı bir metni kamuoyuna sunmak, bana göre ikiyüzlülüğün çok boyutlu halidir.
Zaten o terörle mücadeleyi yürüten Cumhur İttifakı iradesi, bugün de "Terörsüz Türkiye" ve "Terörsüz Bölge" hedefleri doğrultusunda terörü tamamen sona erdirmeyi amaçlayan stratejiyi ortaya koyan irade değil midir?
İsrail'in yayın politikasıyla bilinen Haaretz gazetesi dahi, "PKK'nın silah bırakması İsrail'in çıkarlarını tehlikeye sokabilir." Şeklinde manşet atarken, sizin "Terörsüz Türkiye" ve "Terörsüz Bölge" hedefi doğrultusunda atılan adımlardan kaygı duymanızın gerekçesi nedir?
PKK'nın kendisini feshetmesi, silah bırakması, ABD ve İsrail'in terör örgütleri üzerinden kurduğu taşeron yapının ortadan kalkması ve Türkiye başta olmak üzere İran, Irak ve Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması hâlinde, sizin buna karşı çıkmanızın veya bundan kaygı duymanızın gerekçesi nedir? Bundan nasıl bir kaybınız olacaktır?
Türkiye, hiçbir taviz vermeden ve herhangi bir zarara uğramadan yaklaşık iki yıldır bir şehit ya da gazi haberiyle sarsılmıyorsa ve bu tablonun kalıcı hâle gelmesi için mücadele ediliyorsa, bundan rahatsız olmanızın temel sebebi nedir?
Terör örgütü PKK'nın kurucusu Abdullah Öcalan'a, "PKK'nın anlam yoksunluğu ve aşırı tekrarı, ömrünü tamamlamasına ve feshini gerekli kılmasına yol açmıştır. Ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültürel çözümler tarihsel toplum sosyolojisine yanıt verememektedir. Bu koşullarda silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihî sorumluluğunu üstleniyorum. Devlet ve toplumla bütünleşme adına kongrenizi toplayın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir." açıklamasının yaptırılmış olmasının, terörle mücadele eden Türkiye açısından zararı nedir? Bu açıklamalar sizi ve sizin gibi düşünenleri neden bu kadar rahatsız etmektedir? Kaygınız ABD ve İsrail adına mıdır?
Terör örgütü PKK ve onun siyasi uzantılarıyla işbirliği –ittifak yaparken bir gün olsun “Terörü bitirin, teröre cephe alın” diyememiş adamların bugün “Terörsüz Türkiye” yolunda barikat kurmaya çalışması en hafif tabiriyle alçaklıktır.
Ey Milli Düşünce Merkezi!
Bu bildiriye imza atan isimlerin önemli bir bölümünün, bana göre bir duruştan ziyade Cumhur İttifakı'nın karşısında konumlanma refleksiyle hareket ettiği görülmektedir. Türkiye'nin ve bölgenin geleceğine ilişkin kaygılardan çok, siyasi konumlanma peşindedir. Kaldı ki, geçmişte PKK ile kurulan siyasi iş birlikleri ve bu döneme ilişkin sicilleri de kamuoyunun hafızasındadır.
"Millî Düşünce" adını taşımaktan önce, bu çelişkiler ve ikiyüzlülükler üzerinde samimiyetle kendinizi ve halinizi düşünün. Kaldı ki, bir samimiyetinizin olmadığı ortada…