Siyasi kokainmanlık ve dilencilik: Ümit Özdağ
“Dilencinin keyfi işlek caddede gelir.” derler…
Bugün yine aynı işlek caddenin bir dilencisini tarif edeceğiz. Çok tarif ettik ama akıllanmıyor. ABD-İsrail ekseninde kirli algılar yaymak için yeminli misyoner gibi davranıyor. “Gibi’si” çok. Aynı öyle…
2019 yerel seçimlerinde İYİ Parti yöneticisi ve İstanbul milletvekiliydi. O tarihlerde HDP ile yaptıkları ittifak kapsamında, Canan Kaftancıoğlu ile İstanbul’da omuz omuza Ekrem İmamoğlu için çalışıyordu. Biliyorsunuz, o seçimlerde Kandil’den KCK Eşbaşkanı Bese Hozat düzeyinde, “23 Haziran’da İstanbul’da Kürtler faşist bloğa karşı kim çıkacaksa, bu İmamoğlu’ysa İmamoğlu’na destek verecektir.” şeklinde art arda açıklamalar yapılarak CHP-HDP-İYİ Parti birlikteliğinin desteklenmesi istenirken, HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli de, “Kürdistan’da biz kazanacağız, batıda da AK Parti ve MHP’ye kaybettireceğiz.” diyordu.
HDP ve İYİ Parti, aday çıkarmayarak birçok büyükşehirde ve ilde CHP’nin belediye başkan adaylarını desteklemişti. Seçimi kazanan CHP’li belediye başkanları ise HDP’ye teşekkür kuyruğuna giriyordu. Ağızlarını şapırta şapırta “Bu zafer aynı zamanda HDP’nin zaferidir.” diyorlardı.
Bu zafer karşısında mutluluktan dört köşe olanlardan biri de bahsettiğim “siyasi dilenci” Ümit Özdağ’dı.
Belki de bütün bu yaptıklarına bakarak, “siyasi kokainman” desek daha doğru bir tarif yapmış oluruz.
2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de sözde çok karşı olduğu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kapısına, “Bakanlık verirseniz sizi ikinci turda desteklerim.” anlayışıyla gitti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisinden gelen bu ucuz bakanlık pazarlığına yüz vermeyince, bu kez HDP ile ittifak hâlindeki Kemal Kılıçdaroğlu’nun kapısını çaldı.
Biliyorsunuz, 2019 yerel seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanlığı seçimleri için de CHP, HDP ile yeni bir ittifaka yelken açmıştı. Dönemin HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptıkları görüşmenin ardından, “Sayın Başkan'ı bugün burada ağırlamamızın nedeni Kürt sorununun demokratik çözümünün TBMM çatısı altında olmasından yana olduğumuzu göstermekti. Sayın Başkan'ın buna vesile olmasını tercih ettik. Başta Kürt sorunu olmak üzere Türkiye'nin bütün sorunlarının çözümünde toplumun bizden beklentilerini ve gelecek seçimler sonrası yapılacakları da istişare ettik.” açıklamasını yapmıştı.
Hemen ardından “Bir oy Yeşil Sol’a, bir oy Kemal Kılıçdaroğlu’na.” sloganıyla ittifak çalışmalarına başladılar. Seçimler ikinci tura kalınca da HDP bu ittifaka devam etti. Bu kez yanlarında bakanlık pazarlığı yaparak gelen Ümit Özdağ vardı. Bir tarafta HDP, diğer tarafta Ümit Özdağ… İkisi de Kemal Kılıçdaroğlu için yan yana duruyordu.
Her siyasi menfaat atmosferinde, PKK’nın siyasi uzantısı olarak nitelenen HDP ile aynı ittifak zemininin içinde bulunmaktan hiçbir rahatsızlık duymayan Ümit Özdağ, bugün “Terörsüz Türkiye” projesine her türlü çirkef ifadeyle saldırıyor.
Peki, 2019 yerel seçimlerinde İYİ Parti içindeyken veya 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Zafer Partisi Genel Başkanı olarak, “HDP teröre cephe almadan, Kandil’in de destek verdiği bu ittifakın içinde olmayın, ben olmam.” dedi mi?
Elbette demedi.
Çünkü o günlerde mesele terör değil, yine siyasi menfaatti. Kandil’in desteklediği ittifakın kapısında beklemek sorun değildi; bugün “Terörsüz Türkiye” hedefinin karşısında durmak ise siyasi bir pozisyon ve ABD-İsrail eksenli karşı çıkış misyonu hâline getirildi.
Ümit Özdağ ile ilgili o dönemlerde başka bir konuya da değineceğiz: Türk Ordusu’nun terörle mücadele operasyonlarına karşı çıkan, Türk askerini acizlik içinde göstermeye çalışan ve sürdürülen operasyonlara yönelik kara propaganda yaptığı açıklamalarını da tek tek hatırlatacağız.
Şimdi ise temel amacı terörü kökten bitirmek olan “Terörsüz Türkiye” projesine karşı, çirkefliği adeta bir siyaset tarzı hâline getirerek saldırıyor.
Türkiye’nin yarım asırdır devam eden terör meselesini kökten çözmeyi hedefleyen stratejiler ve bu doğrultuda atılan adımlar karşısında yine siyasi menfaat peşine düşerek, “Bu imzayı içine sindiremeyen bütün Türk milliyetçilerini Zafer Partisine üye ve destek olmaya davet ediyorum.” diyor.
İşte siyasi dilencilik tam da budur.
Normalde bırakın Zafer Partisi’ne üye olmayı veya destek vermeyi, yanında duran ve şahsiyet sahibi olduğunu iddia eden insanların, “Yahu sen iki kez terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısı HDP ile terör devam ederken ittifak yaptın; Türkiye’nin gerçekleştirdiği terörle mücadele operasyonlarının neredeyse tamamına karşı çıktın; cezaevindeyken korkudan ‘Öcalan’dan çağrı alınmasını’ istedin; ABD ve İsrail bölgede ne zaman propaganda desteğine ihtiyaç duysa hemen ortaya çıktın.” diyerek yüzüne tükürmesi gerekir. Ama şahsiyet yoksunları da yanında figüranlık yaparak konum sahibi olacağını sanıyor.
Ama belli ki onlar da bizi hafızasız sanıyor. Bunca karanlık yüzlü duruşa ve ikiyüzlülüğe rağmen Ümit Özdağ’ın yanında figüranlık yapmaya devam ediyorlar.
Ümit Özdağ, “Çerçeve Yasa”ya tepki gösterirken, terör örgütü PKK’nın geçmişte gerçekleştirdiği alçakça katliamlardan örnek vererek, “PKK ile barış yapılmaz. PKK, çünkü sivilleri katleden bir terör örgütüdür. Terör örgütleriyle barış yapılmaz; terör örgütleri ancak ezilir, çökertilir ve yok edilir. Teslim olurlar.” demiş…
Aslında bu cümleler, istemeden de olsa Ümit Özdağ’ın bugün takındığı maskeyi paramparça ederken, altında saklamaya çalıştığı karanlık, aciz, ikiyüzlü ve menfaat uğruna her türlü siyasi kıvrımı göze alan gerçek yüzünü de bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.
Cumhur ittifakının kararlı duruşu ve iradesiyle Türk Ordusu Irak ve Suriye üzerinde terör örgütü PKK’dan şehitlerimizin intikamını alırken niçin çıkıp, “Recep Tayyip Erdoğan Afrin’i almak için ABD’ye ne verdin?” diye Türk milletinin zihninde şüphe yaratmaya çalışmıştın Ümit Özdağ?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Afrin’deki teröristler teslim olmazlarsa orayı da başlarına yıkacağız, bu böyle biline.” diyerek Türkiye’nin kararlılığını ortaya koyarken, MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli de, “Artık terör örgütü PYD-PKK’ya Afrin’in tabut, arkasından sırayı alacak olan Münbiç’in mezar olması yegâne ve sonuna kadar desteklediğimiz milli hedeftir. ABD’nin operasyonel ortağının kökü kazınmalıdır. Suriye Demokratik Güçleri çatısı altında kamufle edilen PYD-YPG’nin hesabı görülmeli, defteri dürülmeli, şehitlerimizin aziz ruhları şad edilmelidir. Bunun başka yolu kalmamıştır. Ya Afrin yıkılsın, ya da teröristler yakılsın. Ya istiklal ya ölüm, ya zafer ya da son nefere, son nefese kadar şehadet.” sözleriyle aynı kararlılığı ve milli duruşu ortaya koyuyordu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Lideri Devlet Bahçeli, Türk devletinin terörle mücadeledeki kararlılığını bu şekilde ortaya koyarken, sen ise ABD ve İsrail’in bölgesel hedeflerine hizmet eden bir söylemle Türk devletinin iradesini ve Türk Ordusu’nun fedakârca yürüttüğü mücadeleyi lekelemeye, itibarsızlaştırmaya çalışıyordun.
Şehitlerimizin intikamını; Türkiye’nin dağlarını teröristlerden temizleyen, Irak ve Suriye’de binlerce teröristi etkisiz hâle getiren Cumhur İttifakı’nın kararlı ve tavizsiz duruşu almıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Lideri Devlet Bahçeli, terörle mücadelede geri adım atmayarak Türk devletinin iradesini ortaya koymuştur. Irak’ta eylem alanı bulamayan, Suriye’de işgal ettiği yerlerden çıkmak zorunda kalan terör örgütü PKK’yı bu hale getiren işte mücadele, işte bu kararlılıktır.
Sen ise terörle mücadele operasyonlarına karşı çıkarak, ABD ve İsrail’in bölgesel hesaplarına hizmet eden PKK ve uzantılarına her daim adeta hayat öpücüğü vermeye çalışmıştın.
Hatta operasyonları yürüten Türk Ordusu’nu Suriye’de “aç, susuz ve çaresiz” göstermeye çalışmış; bu söylemlerinle, Türk milletini ve evlatlarını milli mücadeleye göndermiş her anneyi ve babayı kaygılandırmıştın. Bu kara propagandan, Millî Savunma Bakanlığı tarafından yapılan, “Kahraman askerlerimiz vatan ve millet savunması uğrunda canlarını hiçe sayarak büyük bir özveriyle mücadelelerini sürdürüyorlar. Hükümetimiz operasyondaki askerlerimize maddi ve manevi her türlü desteği veriyor. Milletimiz de ordusunun yanındadır. Türkiye, ‘tek yürek’ Fırat Kalkanı Harekâtı’nı destekliyor.” açıklamasıyla açıkça yalanlanmıştı.
Yani senin karalamaya çalıştığın Türk Ordusu, o gün de vatan savunmasında dimdik ayaktaydı; bugün de aynı kararlılıkla görevini sürdürüyor.
Elbette ABD-İsrail stratejilerine hizmet etme konusunda hiç soluklanmadın.
Beşar Esad devrildikten sonra Türkiye, iş birliği yaptığı ve öncülüğünü Türkmen komutanların yaptığı Suriye Millî Ordusu ile birlikte terör örgütü YPG’yi işgal ettiği bölgelerden çıkarmak amacıyla terörle mücadele operasyonu başlattığında, yine NOW TV ekranlarına koştun.
Eline bir çubuk alıp Suriye haritasının önünde gelişmeleri “Türkiye Kobani’yi istiyor. Amerikalılar da bunun karşılığında PYD’ye kabul ettirebilmek için Türkiye’den bir şey istiyor.” şeklinde yorumladın.
Sunucu ısrarla “Nedir bu?” diye sorunca ise gizemli bir tavırla “Şimdi söylemeyeyim onu.” diyerek yine fitne üreten, şüphe yaratan kaçamak bir cevap verdin.
Türkiye’nin terörle mücadelesini açıkça hedef alan bu tür yorumlarınla neyi amaçladığını, hangi bilgiyi sakladığını ve neden açıkça söylemekten kaçındığını elbette kamuoyunun takdirine bırakıyoruz. Çünkü sen görevli birisin!
Suriye’de YPG’nin (PKK) işgal ettiği bölgeler birer birer geri alınırken, hiç yorumu ve öngörüsü tutmayan Ümit Özdağ’ın (cezaevi günleri hariç) ısrarla “Terörsüz Türkiye” hedefine düşmanlığını herhalde İsrail merkezli değerlendirmemiz gerekiyor.
İsrail’in yayın politikasıyla bilinen Haaretz gazetesinin kaygıyla attığı “PKK’nın silah bırakması İsrail’in çıkarlarını tehlikeye sokabilir.” manşeti, sanırım Ümit Özdağ’ın da kaygısı olmuş olacak ki; terörle mücadeleyi en kararlı şekilde yapan Cumhur İttifakı iradesinin terörü kökten bitirme stratejisi bunlara adeta kabus yaratmaktadır.
Geçmişte yaptığım önemli bir hatırlatmayı yine yapmak istiyorum. İsrail’deki Moshe Dayan Strateji Merkezi’nde dikkat çeken bir isim var: Prof. Ofra Bengio.
Tel Aviv Üniversitesi’ne bağlı MDC’de Kürt Çalışmaları Programı’nın başkanı olan Bengio, İsrail’in bölgede taşeronluğunu üstlenecek “dört parçalı Kürdistan” hedefi doğrultusunda akademik çalışmalar yürütüyor.
Bu hedef doğrultusunda Türkiye’nin bölünmesi için de yıllardır sistemli bir çaba yürütülüyor.
Peki, bu ismi Türkiye’de ilk kez kim gündeme getirdi?
Ümit Özdağ, bir televizyon programında Ofra Bengio’ya nasıl hitap ediyordu?
“İsrail’in en iyi güvenlik uzmanlarından, saygıdeğer Prof. Ofra Bengio.”
Peki bu “saygıdeğer” Prof. Ofra Bengio ne diyor?
“Son yıllarda PKK bölgede güçlendi. İsrail’in geleceği için bu çok önemli... İsrail’in buna desteği sürecektir.”
Şimdi Prof. Ofra Bengio’nun bu sözlerini, Haaretz gazetesinin “PKK’nın silah bırakması İsrail’in çıkarlarını tehlikeye sokabilir.” şeklindeki manşetiyle birlikte düşünün.
Bir tarafta PKK’nın güçlenmesini İsrail’in geleceği açısından önemli gören bir isim, diğer tarafta PKK’nın silah bırakmasının İsrail’in çıkarlarını tehlikeye atacağından kaygı duyan bir İsrail gazetesi...
Diğer tarafta ise HDP ile iki kez ittifakta bulunmuş, terörle mücadele operasyonlarına karşı çıkmış, bölgemizde haritaları değiştirmeye yönelik ABD ve İsrail merkezli stratejiler geliştiren çevrelerle içli dışlı olmuş bir Ümit Özdağ...
Bütün bu tabloyu birlikte değerlendirdiğinizde, sanırım ortaya çıkan manzara üzerinde biraz düşünmek gerekiyor.
Daha o kadar çok örneği var ki… Bu adamın siyasi geçmişi üzerinde gerçekten ciddi ciddi düşünmemizi gerektirecek o kadar çok mesele bulunuyor ki…
Mesela yıllardır sık sık sorduğum bir soru var:
“CIA’nın alt kuruluşu olan Carnegie Vakfı’nın desteğiyle düzenlenen ‘Kürt Sorununa Çözüm’ konulu toplantıda sen ne geziyordun, Ümit Özdağ?”
Bu soruyu sormamdaki haber kaynağım ise Yeniçağ Gazetesi’dir. Yani Ümit Özdağ’ın yazarlık yaptığı Yeniçağ Gazetesi…
Yeniçağ Gazetesi, o yıllarda “Büyük Kurultay” adıyla haftalık olarak yayımlanıyordu. Orada yayımlanan bir haberi referans göstererek bu soruyu yıllardır gündeme getiriyorum.
Büyük Kurultay’ın 24 Ağustos 1998 tarihli 53. sayısında, “Washington Kürt Enstitüsü”nün temmuz ayının son haftasında, CIA’nın alt kuruluşu olan Carnegie Vakfı’nın desteğiyle düzenlediği “Kürt Sorununa Çözüm” konulu toplantıya Ümit Özdağ’ın da katıldığı aktarılıyordu.
Toplantının diğer katılımcıları arasında ise CIA’nın Türkiye Masası eski şeflerinden Graham Fuller, uzun yıllar ABD Dışişleri Bakanlığı İstihbarat ve Araştırma Bürosu’nda Güney Avrupa-Yakındoğu Şefi olarak görev yapan Alan Makovsky, Kürt devleti kurulmasının yararlarını çeşitli platformlarda savunan Profesör Michael Gunter, ABD Temsilciler Meclisi üyesi Robert Filmore, eski Diyarbakır Belediye Başkanı Mehdi Zana, Paris Kürt Enstitüsü Başkanı Kendal Nezan, Türkiye’den Doğu Ergil ile Avrupa ve Amerika’dan çok sayıda Kürt katılımcının bulunduğu belirtiliyordu.
Ümit Özdağ ise bu toplantıya merakından katıldığını söylüyor.
Peki, insan ister istemez soruyor:
CIA soslu böyle toplantılara merak eden herkesi mi davet ediyorlar, yoksa ileride kendisinden faydalanabilecekleri kişilere özel bir ilgi mi gösteriyorlar?
Madem mesele yalnızca merak…
O toplantıda kimler vardı?
Hangi konular konuşuldu?
Kim ne önerdi?
Ümit Özdağ orada ne söyledi?
Ve en önemlisi…
1998 yılında “Kürt Sorununa Çözüm” başlığıyla, ABD merkezli isimlerin ve Kürtçü çevrelerin bulunduğu böyle bir toplantıya “merak” nedeniyle katılan Ümit Özdağ’ın, bugün “Terörsüz Türkiye” sürecine yönelik sert söylemlerini bu geçmişten bağımsız mı değerlendireceğiz?
Elbette bütün bunların cevabını kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.
Çünkü insanın geçmişinde ne kadar çok soru işareti varsa, bugün söylediği her sözün de o geçmiş üzerinden sorgulanması kaçınılmaz hâle geliyor.
Şimdi Ümit Özdağ, “Terörsüz Türkiye” sürecini, “Zafer Partisi’ne üye olun, destek verin.” çağrıları üzerinden adeta bir siyasi dilencilik malzemesine çevirmeye çalışıyor.
Ama geçmişte söylediklerini, yaptıklarını ve özellikle cezaevinden attığı mesajları unutmuş değiliz.
Yazımın başında kullandığım ifadeyle söyleyelim:
Siyasi kokainman gibi davranarak bugün de kendisine biçtiği misyonu yerine getirmeye çalışıyor.
Fakat geçmişin kayıtları ortadayken, Türk milletinin hafızasız olduğunu düşünmek büyük bir yanılgıdır.
Türkiye, ABD ve İsrail’in terör örgütleriyle kurduğu taşeron sistemini bozmak için “Terörsüz Türkiye”, “Terörsüz Bölge” stratejisi geliştirirken buna niye karşı çıkıyorsun Ümit Özdağ? Bu sicilden dolayı mı?
Peki Ümit Özdağ, cezaevindeyken niçin “Terörsüz Türkiye” süreci için atılan adımlara karşı çıkmıyordun?
Hatta terör örgütü PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’ın muhatap olduğu çağrılar konusunda, “Bu konunun hızla açıklığa kavuşmasının tek yolu, Öcalan’ın ikinci bir açıklama yaparak YPG ve PJAK’a silah bırakma çağrısında bulunmasıdır. Bu çağrıyı reddederlerse süreç durdurulmalıdır.” (6 Mart 2025) demiyor muydun?
Hatta bir gün önce, eski AK Parti milletvekili Şamil Tayyar’ın, “Öcalan’ın çağrısının SDG’yi, yani PKK’nın (KCK) Suriye kolu YPG’yi kapsayıp kapsamadığı sorusuna, ‘Metinde olmayan bir şeyi söyleme yetkimiz yok,’ demişler. Nitekim DEM Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da ‘Çağrı SDG’ye değil,’ demişti.” şeklindeki açıklamasını alıntılayarak, “Şamil Tayyar çok doğru söylüyor. Öcalan’dan ikinci bir açıklama almak çok mu zor?” (5 Mart 2025) çağrısını da sen yapmadın mı?
Şimdi soruyorum:
Terör örgütü PKK’nın kurucusu Öcalan’dan iki kez çağrı yapılmasını isteyen sen değil miydin, Ümit Özdağ?
O gün “ikinci çağrı” bekleyen Ümit Özdağ ile bugün “Terörsüz Türkiye” sürecine karşı çıkan Ümit Özdağ aynı kişi değil mi?
Peki seni bugün yaptığın konuşmalar üzerinden nasıl konumlandıralım?
Dün söylediğini bugün inkâr eden, dün beklediği adımı bugün reddeden bu siyasi savrulmanın sebebi nedir?
Yoksa cezaevinde olduğun günlerde farklı, cezaevinden çıktıktan sonra farklı konuşmana sebep olan şey, gerçekten de cezaevi korkusu muydu?
Nitekim cezaevinden çıktıktan sonra çevrene söylediğin aktarılan “Beni bir daha bu sidik kokan yere kimse getiremez.” sözü de bu korkunun psikolojisini yansıtmıyor mu?
O hâlde kamuoyunun sormaya hakkı var:
Cezaevindeyken Öcalan’dan ikinci çağrı isteyen Ümit Özdağ, bugün neden “Terörsüz Türkiye” sürecine karşı çıkıyor?
Şimdi “Kurucu Önder” dediniz diye, kendi kurduğu terör örgütünün bileşenleriyle yüzleştirilerek sonuç alınmaya çalışılan, ülkenin kaderini ilgilendiren ciddi bir konuyu istismar eden, zekâ seviyesini bir kez daha tartışmaya açan cümleler kuran Ümit Özdağ’ın nasıl bir ikiyüzlülük ve bilgi kirliliği yaymaya çalıştığını kendi sözleriyle ispatlamıştım.
O cevap veremiyor da, yanındaki kimliğini kaybetmiş, hükümsüz şahsiyetlerin söyleyecek bir sözü yok mu?
7 Ocak 2005 tarihli Yeniçağ gazetesindeki yazısında Öcalan’ı “Önderlik karşısında itaat sonsuz.” şeklinde tarif eden kimdir?
Birçok yazısında Öcalan için “PKK lideri”, PKK’nın yöneticileri için de “PKK lider kadroları” ifadelerini kullanan kimdir?
18 Mayıs 2005 tarihli Akşam gazetesindeki bir yazısında, “Devlet, Öcalan’ı asmaz ve elinde tutmaya karar vermiş ise geleceği tasarlamalı ve yönlendirmelidir.” diyen kimdir?
Cezaevinden çıktıktan sonra düzenlediği bir basın toplantısında, “Abdullah Öcalan’ın, kurucu olmasından kaynaklanan simgesel bir otoritesi var.” diyen kimdir?
Hepsini ve daha fazlasını söyleyen Ümit Özdağ’dır.
Bugün “Kurucu Önder” ifadesi üzerinden siyasi istismar üretmeye çalışan da aynı Ümit Özdağ’dır.
Ümit Özdağ’ın her eylemi ve söylemi Türk milleti nazarında şüpheli bir durumdadır.
“Terörsüz Türkiye” konusundaki ikiyüzlülük sicili işte burada…
Terör örgütlerinin siyasi uzantısıyla ittifaklarda var… Fakat onlara “Teröre cephe alın. Türkiye partisi olun” denmesinde yok…
Terörle mücadeleye karşı çıkanda o, “Terörsüz Türkiye’ye” karşı çıkanda o…
ABD ve İsrail’in etki ajanlarıyla saygı ve sevgi ölçüsünde buluşuyor. Ama Türkiye sevdalısı MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin güvencesindeki “Terörsüz Türkiye” üzerinden siyasi alçaklık kokan açıklamalar yapıyor.
İsrail ne konuda kaygı duyuyorsa, Ümit Özdağ’ın Türkiye’de de aynı kaygıyı taşıdığını görmek artık zor değil.
İsrail, Gazze’de katliam ve soykırım yaparken “Türk milletinin Filistin gibi bir davası yoktur.” diyen anlayışı, yandaşlarının Gazzeli mazlumlarla dalga geçen paylaşımlarını bir arada düşünün bakalım.
Ortaya Türkiye sevdasından başka ne çıkıyor?
İsrail sevdası dışında nasıl bir manzara görünüyor?
Terör örgütü PKK kendini fesheder, silah bırakır ve Türkiye’nin yarım asırlık terör meselesi kökten çözülürse kim kaybedecekse, Ümit Özdağ da bugün onun kaygısını ve telaşını taşıyor.
İsrail’in Haaretz gazetesinin attığı “PKK’nın silah bırakması İsrail’in çıkarlarını tehlikeye sokabilir.” manşetini sen mi attın, yoksa “saygıdeğer” gördüğün Prof. Ofra Bengio mu attı, Ümit Özdağ?