Siz gerçekten ne istiyorsunuz?

YAYINLAMA:
Siz gerçekten ne istiyorsunuz?

"Terörsüz Türkiye", "Terörsüz Bölge" hedefi doğrultusunda geçmişte yaşananları ve bugün devam eden gelişmeleri; kavramları, zihniyetleri ve kimin nerede, nasıl durduğunu doğru biçimde yerli yerine koymazsak, emin olun siyasi fitnecilere, düzenbazlara ve emperyalizm odaklarına geniş bir hareket alanı açmış oluruz. Fakat gerçekleri bilerek adım atar ve buna göre hareket edersek, bunların hareket alanını da önemli ölçüde daraltırız.

Terör örgütü PKK ve uzantılarının feshedilmesi ve silah bırakmasına yönelik ortaya konulan stratejiler, "Terörsüz Türkiye" hedefi çerçevesinde yalnızca Türkiye'yi değil; "Terörsüz Bölge" hedefi doğrultusunda İran, Irak ve Suriye'yi de doğrudan ilgilendirmektedir.

İran'da ABD ve İsrail'in en büyük arzularından birinin, PKK'nın kendisine verilen silahları kullanarak rejimin devrilmesine katkı sağlaması olduğunu tüm dünya biliyordu. Ancak "Terörsüz Türkiye" sürecinde ortaya konulan stratejilerin etkisiyle terör örgütü PKK'nın uzantılarının bu silahları kullanamadığı çok görülmüştür. Hatta Trump, terör örgütüne yönelik şu sözlerle tepki göstermişti:

"Belirli bir gruba çok öfkeliyim ve büyük bedel ödeyecekler. Alıyor, alıyor, alıyor... Kongre'de itibarları var ama para ödenince savaşıyorlar. Çok hayal kırıklığına uğradım."

İsrail'in ise İran'da rejim değişikliği hedefi doğrultusunda PKK'nın uzantısını organize edemediği gerekçesiyle bazı MOSSAD yetkililerini görevden uluslararası medyaya yansımıştır. İsrail'in Haaretz gazetesinde geçen yıl yayımlanan "PKK'nın silah bırakması İsrail'in çıkarlarını tehlikeye sokabilir." başlıklı haber de bugün yaşanan gelişmeler ışığında yeniden dikkat çekici hâle gelmiştir.

Irak'taki gelişmeler de Türkiye'nin ve bölgenin menfaatleri doğrultusunda ilerlemektedir. Türkiye ile Irak arasında "Kalkınma Yolu Projesi" gibi önemli anlaşmalar yapılırken, yıllar sonra Kerkük'e Türkmen bir valinin atanması ve terör örgütünün bölgede hareket alanı bulamaması; dostluğa, kardeşliğe, güvenliğe, huzura ve istikrara açılan kapıyı güçlendiren gelişmeler olmuştur.

Suriye'de ise terör örgütü YPG'nin işgal ettiği bölgelerden çıkarılmasıyla çatışmalar sona ermiş, sosyal hayat büyük ölçüde normale dönmüş ve Suriye devleti ülke genelinde hâkimiyetini yeniden tesis etme yönünde önemli adımlar atmıştır. Türkiye'den Suriye'ye yönelik geçişler de hızlanmıştır. Dikkat edin; Türkiye'deki "Suriyeliler" tartışması da uzun zamandır gündemin baş konusu olmaktan çıkmıştır.

Böyle bir idrak ve vizyondan yoksun Türkiye'deki muhalefet ise işine geldiğinde terör örgütü PKK'nın siyasi uzantılarıyla menfaat ittifakları kurabiliyor, onlarla gizli veya ortak Anayasa taslakları hazırlayabiliyor, PKK'nın talepleri ve çıkarları doğrultusunda iş birliği yapabiliyor, Türk devletinin sınır ötesindeki terörle mücadele operasyonlarına karşı çıkabiliyor.

Fakat aynı muhalefet, böyle bir siyasi sicile sahipken bugün neredeyse "PKK asla silah bırakmasın, kendisini feshetmesin" noktasına savrulmuş durumdadır. "Terörsüz Türkiye" ve "Terörsüz Bölge" hedefinin bölgeye sağlayacağı katkıları görmezden geliyorlar. İnsan ister istemez soruyor: Acaba onların projesi başka ülkelerin hesabına mı şekillenmektedir?

Türkiye'deki vizyonsuz ve gizli ajandası hiç eksilmeyen muhalefet anlayışının en büyük açmazı, terörle mücadele konusunda omurgalı bir duruş sergileyememesidir. PKK'ya yakınlıkta da uzaklıkta da hep siyasi menfaat hesabıyla hareket etmektedir.

Terör örgütü PKK'nın siyasi koluyla çeşitli ittifaklar yapanlar, bugün "Terörsüz Türkiye" ve "Terörsüz Bölge" hedeflerine neden bu kadar şiddetle karşı çıkıyor? Üstelik aynı çevreler, geçmişte ve "Terörsüz Türkiye" süreci başladıktan sonra da terörle mücadele operasyonlarına yine aynı ölçüsüz biçimde karşı çıkmıştı.

O hâlde çok basit bir soru soralım: Hem terörle mücadeleye karşı çıkanlar hem de "Terörsüz Türkiye" hedefine karşı çıkanlar neyi hedefliyor?

Mesela "Terörsüz Türkiye" ve "Terörsüz Bölge" hedefinin mimarlarından MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, bu süreçte Suriye'deki PKK uzantısı YPG konusunda ortaya koyduğu net duruşla, terör örgütleri karşısındaki mücadelesinde ne kadar kararlı olduğunu göstermişti.

Sayın Devlet Bahçeli, Suriye'de işgal ettiği bölgeleri teslim etme konusunda YPG'nin direnmesi hâlinde şu uyarıda bulunmuştu:

"Aksi hâlde Türkiye'nin ve bölge ülkelerinin güvenlik damarını tarumar edecek her münafık mülahaza ve müzmin hazırlığın sonu, fail ve figüranları için vahim olacaktır."

Daha sonraki bir başka açıklamasında ise şu ifadeleri kullanmıştır:

"Sadece Fırat'ın batısı değil, Fırat'ın doğusu da; Ayn el-Arap'tan Kamışlı'ya kadar faal hâlde bulunan terörist faaliyetlerin kökü kurutulmalı, mıntıka temizliği bütüncül ve eşgüdüm hâlinde hayata geçirilmelidir. Ne yurt içinde ne de yurt dışında terörizmin ve terör örgütlerinin kanlı kumpas ve komplikasyonlarına tahammül etmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz, alttan almayacağız."

Sayın Devlet Bahçeli'nin bu duruşu, "Terörsüz Türkiye" ve "Terörsüz Bölge" hedefinin terör örgütlerine karşı tavizsiz bir mücadele anlayışıyla birlikte ele alındığını açıkça ortaya koymuştur.

Peki, "Terörsüz Türkiye" ve "Terörsüz Bölge" projesine her türlü söylem ve gerekçeyle karşı çıkan İP Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, PKK'nın etkin olduğu bölgelere yönelik operasyonlara nasıl yaklaşmıştır?

Türkiye destekli Suriye Ordusu, YPG'li teröristleri işgal ettikleri bölgelerden çıkarıp Halep Kalesi'ne Türk bayrağı asarken, bu gelişmeyi eleştiren şu sözleri söyleyen Müsavat Dervişoğlu değil miydi?

"Halep Kalesi'ne asılan şanlı bayrağımız duygularımıza dokunsa da oynanan oyunu ve aktörlerini görmemize engel değildir. Türk insanı, kendi vatanı ve milleti dışında artık hiç kimse için ölmeyecektir! Kendi vatanı için gelecektir."

Yine terör örgütü YPG'ye karşı kapsamlı bir operasyon başlatıldığında da çıkıp şöyle diyen Müsavat Dervişoğlu değil miydi?

"Şimdi kalkmışlar, Suriye'deki gelişmeleri sanki bir zafermiş gibi sunmaya çalışıyorlar... PKK'yı perdelemek için uydurdukları SDG, Fırat'ın batısından süpürülünce bunu uluslararası bir başarı gibi pazarlıyorlar."

Terör örgütlerine karşı silahlı mücadeleye de karşı çıkıyorlar; terör örgütü PKK'nın silah bırakmasına ve kendisini feshetmesine zemin hazırlayan "Terörsüz Türkiye" projesine de karşı çıkıyorlar.

O hâlde şu soruyu sormak hakkımızdır:

PKK'nın silahlı varlığının sona ermesine de terör örgütlerine karşı askerî mücadeleye de karşı çıkan bu yaklaşım, bölgede PKK'yı taşeron olarak kullanan güçlerin çıkarlarına hizmet etmiyor mu? Bütün bu tabloya bakıldığında başka nasıl bir sonuç çıkar?

Ancak bütün bu istismar ve kara propaganda çabalarına rağmen, "Terörsüz Türkiye" projesinin TBMM'de büyük bir çoğunlukla kabul görmesi, milletimizin terörsüz, huzurlu ve güvenli bir Türkiye iradesini bir kez daha ortaya koymuştur.

Huzurlu, güvenli ve terörden arındırılmış bir Türkiye ve bölgemiz için hayırlı olsun.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...