Karadeniz savaş cephesi olmamalı
Rusya-Ukrayna savaşının dördüncü yılını geride bırakırken cephede yaşanan tıkanıklık, savaşın farklı alanlara taşınmasına neden olmaktadır. Tarafların askeri hedeflerle sınırlı kalmayarak, cephe gerisindeki enerji tesislerine, limanlara, lojistik merkezlere ve ekonomik değeri bulunan unsurlara yönelmesi savaşın Karadeniz’deki boyutunu da giderek daha tehlikeli hale getirmektedir.
Tüm uyarılara rağmen Karadeniz, savaşın yeni mücadele alanlarından birisine dönüşmektedir. Başlangıçta askeri limanlar ve savaş gemileri üzerinden yürütülen saldırıların bugün ticari gemileri de kapsayacak şekilde genişlemesi ise dikkatlerden kaçmamaktadır. Nitekim savaşın başlangıcından bu yana Karadeniz’de 400’ün üzerinde saldırı gerçekleştirilmiş, Kasım 2025-Ağustos 2026 döneminde saldırıya uğrayan Türk sahipli veya Türk işletenli gemilerin sayısı ise 40’a ulaşmıştır.
Burada bir noktaya dikkat çekmek gerekmektedir. Karadeniz’de ortaya çıkan güvenlik sorunu yalnızca Rusya ve Ukrayna arasında devam eden savaşın bir sonucu olarak değerlendirilmemelidir. Karadeniz aynı zamanda enerji, tahıl ve petrol taşımacılığı açısından küresel ticaretin önemli güzergâhlarından birisidir. Son dönemde saldırıların artmasıyla savaş sigortası maliyetlerinin yükselmesi ve taşımacılık maliyetlerinin artması, güvenlik krizinin ekonomik sonuçlarının da giderek ağırlaşacağını göstermektedir.
Şartlar böyleyken Türkiye’nin Karadeniz güvenliğindeki rolü daha önemli hale gelmektedir. Türkiye bir taraftan Rusya ve Ukrayna ile doğrudan temas kurabilen önemli aktörlerden birisi olurken diğer taraftan İstanbul ve Çanakkale boğazındaki hakimiyeti stratejik bir öneme haizdir. Bu noktada Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin ehemmiyeti bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
1936 yılından beri Türkiye tarafından titizlikle uygulanan Montrö, Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin savaş gemilerine tonaj ve kalış süresi başta olmak üzere önemli sınırlamalar getirmektedir. Dolayısıyla Montrö, Boğazlardan geçişleri düzenleyen bir sözleşme olmakla beraber Karadeniz’de askeri dengenin kontrolsüz biçimde değişmesinin önündeki en önemli mekanizmalardan birisidir. Savaşın Karadeniz’e yayıldığı mevcut şartlarda sözleşmenin aşındırılması bölgedeki güvenlik risklerini daha da artıracaktır.
Karadeniz’deki tansiyonun düşmesi adına öncelikle Rusya ve Ukrayna arasında ticari gemiler, limanlar ve sivil deniz taşımacılığını saldırıların dışında bırakacak bir mutabakat oluşturulması gerekmektedir. Türkiye’nin taraflara Karadeniz’de saldırılara ilişkin moratoryum çağrısında bulunması bu açıdan önemlidir. Bunun yanında gemilere yönelik erken uyarı mekanizmalarının geliştirilmesi, riskli bölgelerde seyir planlarının yeniden düzenlenmesi ve mayın tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin artırılması gerekmektedir. Türkiye, Romanya ve Bulgaristan’ın Karadeniz’de mayın tehdidine karşı yürüttüğü ortak faaliyetlerin güçlendirilmesi de bu kapsamda değerlendirilmelidir.
Unutulmamalıdır ki Karadeniz’de kontrolsüz biçimde büyüyecek bir gerilim yalnızca Rusya ve Ukrayna’yı etkilemeyecektir. Türkiye’nin ticari çıkarlarından enerji güvenliğine, gıda güvenliğinden Boğazların güvenliğine kadar geniş bir alanda yeni riskler ortaya çıkaracaktır.
Bu nedenle Türkiye, bir taraftan Montrö’nün kendisine sağladığı dengeyi kararlılıkla korurken diğer taraftan Karadeniz’de sivil seyrüsefer güvenliğini sağlayacak yeni bir güvenlik mekanizmasının oluşturulmasına öncülük etmek durumundadır. Zira Karadeniz’in bir savaş denizine dönüşmesi hem kendi güvenliğimiz hem bölgesel hem de küresel güvenlik riskini doğrudan etkileyecektir.