Düşman başına muhalefetin SDG/YPG ikiyüzlülüğü

YAYINLAMA:
Düşman başına muhalefetin SDG/YPG ikiyüzlülüğü

Yüce Allah, Türkiye’deki gibi bir muhalefeti dost ülkelerin başından uzak tutsun, düşman ülkelerin başına ise her daim musallat etsin… Vallahi, bu dua hem stratejik hem de vizyon sahibi bir duadır. Milli savunma ve milli güvenlik açısından, düşmanların başında böyle bir muhalefetin bulunması şarttır. Bunun kazanımı elbette Türkiye’nin, elbette dost ülkelerin lehine olacaktır.

Gelelim neden böyle düşündüğüme…

Yıllardır bana böyle düşündürecek yüzlerce olay yaşandı. Ancak biz bugün güncel olana bakalım.

Yaklaşık iki yıldır Türkiye’nin ana gündemlerinden biri de “Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” projeleridir. Bu projeler etrafında artık ete kemiğe bürünen somut gelişmeler de yaşandı.

Söz konusu projeler; tarih, kültür ve kader bağlarıyla birbirine doğrudan bağlı olan Türkiye, Irak, İran ve Suriye’yi ilgilendirmektedir. Çünkü bu ülkelerden birinin güvenliği diğerini, birinin istikrarı diğerini, birinin huzuru da diğerini doğrudan ilgilendirmektedir.

Bu ülkeler üzerinde yıllardır ABD ve İsrail’in bölme, parçalama, iç çatışma çıkarma, işgal etme, birbirine kırdırma, istikrarsızlaştırma ve kendi menfaatleri doğrultusunda kullanacağı kukla yönetimler oluşturma projeleri olmuştur.

ABD ve İsrail emperyalizmi, bu ülkelerde yalnızca kan akıtmakla kalmamış; kendi sapkın düşüncelerini hâkim kılmak ve çıkarlarını güvence altına almak için kimi zaman Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), kimi zaman Vadedilmiş Topraklar (Arz-ı Mev‘ûd), kimi zaman da Arap Baharı adı altında kanlı projelerini bu coğrafyaya musallat etmiştir.

Bu kanlı projelerin tamamında da kimi din maskeli, kimi sol maskeli taşeron terör örgütleri kullanılmıştır.

15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından devlet bünyesinde, özellikle de milli güvenlik mekanizmalarında büyük bir temizlik gerçekleştiren Türkiye; ülkemiz ve bölgemiz üzerinde oynanan oyunları bozmak, taşeron olarak kullanılan terör örgütlerini ortadan kaldırmak için gerçekten büyük mücadeleler vermiştir.

Bu süreçlerin siyasi irade mimarı ise Cumhur İttifakı olmuştur.

İşte benim tarifini yaptığım muhalefetin asıl meselesine de burada geliyoruz: Türkiye bu mücadeleyi verirken, söz konusu muhalefet her defasında bu mücadelenin karşısında barikat olmaya çalışmıştır. 

“Düşman başına” dediğimiz şey tam da budur!

Türkiye’de CHP’nin başını çektiği muhalefet, bu sınır ötesi terörle mücadeleyi kimi zaman “Irak’ta ne işimiz var?”, kimi zaman “Suriye’de ne işimiz var?” sorgulamasını yaptırarak, Türk milletinin duygu ve düşüncelerine hep şüphe düşürmeye çalışmıştır. Kimi zaman da direkt terör örgütlerine sahip çıkarak, Türk devletinin, hükümetinin ve Cumhur İttifakının bu mücadelesi karşısında ihanet safını tercih ediyordu.

Zaten Türkiye’deki muhalefet, ülke ve bölge adına hangi adım atılırsa atılsın karşı çıkmadı mı?

Terör örgütlerine karşı adeta kasırga yaratırcasına büyük bir mücadele verilen Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Bahar Kalkanı ve Pençe-Kilit gibi operasyonlara karşı çıkan da bu muhalefet değil miydi?

Gelin, o günlerde düşman cephelere hizmet eden duruşlarını ve karşı çıkışlarını hatırlayalım:

Kemal Kılıçdaroğlu / CHP:

“YPG terör örgütü değil, vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşumdur.”

“Türkiye’nin beka sorunu yok, YPG bize saldırmaz.”

Fırat Kalkanı Operasyonu için de şu değerlendirmeyi yapmıştı:

“Fırat Kalkanı Operasyonu, çok tehlikeli bir sürecin içine Türkiye’yi sürükleyebilir. Buradan hükümet yetkililerine sağduyuyla davranmalarını tavsiye etmenin ötesinde bir şey söyleyemeyeceğim.”

Afrin operasyonu konusunda ise:           

“Afrin’e girmeyelim. Afrin’e girilmesini asla doğru bulmuyorum.”

Yine Afrin konusunda şu ifadeleri kullanmıştı:

“Afrin’e girmek için bağırıp çağırıyorlar. Önce siz diplomasiyi sonuna kadar zorlayacaksınız.”

Bunlar yalnızca Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları değildi. CHP içerisinde başka isimler de benzer ifadeler kullandı:

  • Dönemin CHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek:

“Sınırımızda başkası olacağına PYD (YPG) olsun.”

  • CHP’li Türker Ertürk:

“O bölgede radikal İslami örgütler olacağına, iyi ilişkilerimizi geliştireceğimiz, güçlü merkezi otoritenin egemen olduğu federatif bir yapı içerisinde ‘Kürtler’ (PKK/PYD) olsun daha iyi. PYD’nin laik yapısını da zaten biliyoruz.”

  • CHP’li Erdal Aksünger:

“PYD terör örgütü değildir.”

  • CHP Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke:

“Ne ben ne arkadaşlarım PYD’nin terör örgütü olup olmadığına dair değerlendirme yapacak istihbari bilgiye ve kurumsal yapıya sahip değiliz.”

  • CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel:

“Afrin ayaklarına dolaştı.”

İYİ Parti cephesinden de Afrin operasyonuna yönelik şu açıklamalar geldi:

  • İYİ Parti Sözcüsü Aytun Çıray:

“Tek adam rejimini kalıcı kılmaktan başka hiçbir amaca hizmet etmeyecek ve beka sorunu yaratabilecek Afrin savaş senaryolarına tamamen karşıyız.”

  • İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener:

“Afrin’e önce ‘kefenli tosunlar’ gitsin.”

  • İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ümit Özdağ:

“Afrin’e girilmeden önce Halk TV’de yapmış olduğum yayınlarda, bir anlaşma durumunda çatışmasız da Afrin’e girilebileceğini; bu durumda ise ‘Afrin’i almak için ne verdiniz?’ sorusunun sorulması gerektiğini ifade etmiştim.”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da Afrin operasyonunu şu sözlerle eleştirmişti:

“Diyelim, Afrin’e girdik, çıktık. Bu Suriye problemini çözecek mi? Hükümetin bu noktadaki tavrı kapsamlı değil; problemler bu şekilde çözülmez.”

Bir başka açıklamada ise şu değerlendirme yapılmıştı:

“Girersek karşımızda sadece ABD askerlerini buluruz. Eğer karar verildiyse 20 de değil, 10 kilometre gireriz; 11’de sınırı çekerler.”

O dönem 6+HDP masasının temel çabası belliydi: Suriye’deki terör örgütlerine meşruiyet kazandırmak, Türkiye’nin yürüttüğü operasyonların etkisini kırmak ve Türk milleti üzerinde sürekli korku, şüphe ve tereddüt oluşturmaktı.

Türkiye’deki “düşman başına” diyebileceğimiz muhalefetin karşı çıktığı Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Bahar Kalkanı ve Pençe-Kilit gibi operasyonlarda onbinlerce terörist öldürülmüş, terör koridorları ortadan kaldırılmıştır. 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası, temizlenen milli güvenlik kadrolarının gerçekleştirdiği terörle mücadele operasyonları olmasaydı, bugün emperyalizm bekçiliği adına kurulmuş devletçiklerden bahsediyor olacaktık…

En tuhaf olanı ise dün terörle mücadele operasyonlarına karşı çıkan milliyetçi maskesi takan partilerin bugün ise “Terörsüz Türkiye” projesine de karşı çıkıyor olmasıdır.

Aylardır cevabını aradığımız soru şu: Terör örgütü PKK’nın siyasi uzantılarıyla ittifak yaptınız, onlarla Anayasa taslakları hazırladınız. Terörle mücadeleye karşısınız, “Terörsüz Türkiye” projesine de karşısınız. O hâlde ne istiyorsunuz?

Davranışlardaki çelişkileri, tuhaflıkları ve reflekslerin körlüğünü açıklamak için sohbetlerde sıkça anlatılan meşhur bir hikâye vardır:

Baba ile oğlu uyuyormuş. Yan odadan gelen tıkırtılar üzerine baba, oğluna, “Git bak bakalım,” demiş. Oğlu gitmiş, ancak ses seda çıkmayınca baba seslenmiş:

“Oğlum, ne oldu?”

“Baba, bir hırsız tuttum.”

“Tut kolundan, getir.”

“Gelmiyor.”

“Bırak, gitsin.”

“Gitmiyor.”

“Sen gel, oğlum.”

“Gelemiyorum.”

“Niye gelemiyorsun?”

“Ben onu bırakıyorum, ama o beni bırakmıyor.”

Bunların hâli de budur.

Milliyetçi maskeli Zafer Partisi, İYİ Parti ve bunların yancıları, çıldırmış gibi şimdi de SDG/YPG’nin başındaki Mazlum Abdi’nin “Bugün itibarıyla Suriye Demokratik Güçleri’nin görevinin sona erdiğini ilan ediyoruz. SDG’nin bağımsız bir askeri güç olarak feshedildiğini tam bir sorumlulukla duyuruyoruz.” açıklamasını çürütmeye çalışıyor.

SDG’nin başındaki isim, feshedildiklerini ve Suriye devletine hizmet edeceklerini açıklıyor. Ama bunlar “SDG-YPG feshedilmedi” diye adeta bir telaş içinde olduklarını gösteriyorlar.

Bunlar bu propagandaları sürdürürken Suriye devletinin güvenlik güçleri ise dört koldan harekete geçerek, her bölgenin irade ve güvenliğini teslim almaya başladı.

SDG-YPG’nin Suriye’de silah bırakmadığına, feshedilmediğine inandırmaya çalışanların hepsinin, SDG/YPG’ye bugüne kadar sahip çıkan, onlara yönelik terörle mücadele operasyonlarına karşı çıkan kişiler olması büyük bir ikiyüzlülük ve çelişki değil midir?

Beşar Esad rejiminin devrilmesinden sonra, Türkiye destekli Suriye Özgür Ordusu, terör örgütü YPG/PKK’nın işgal ettiği yerlerde temizlik operasyonu yapıp Halep Kalesi’ne Türk bayrağı asılınca Müsavat Dervişoğlu niçin “Halep Kalesi’ne asılan şanlı bayrağımız duygularımıza dokunsa da oynanan oyunu ve aktörlerini görmemize engel değildir. Türk insanı, kendi vatanı ve milleti dışında artık hiç kimse için ölmeyecektir! Kendi vatanı için gelecektir.” sözleriyle bu mücadeleyi gölgelemeye çalışmıştı?

Aynı Müsavat Dervişoğlu, ilerleyen PKK işgalindeki yerleri işgalden temizlemek için Türkiye destekli Suriye devletinin operasyonlara başlaması üzerine de “Şimdi kalkmışlar, Suriye’deki gelişmeleri sanki bir zafermiş gibi sunmaya çalışıyorlar… PKK’yı perdelemek için uydurdukları SDG, Fırat’ın batısından süpürülünce bunu uluslararası bir başarı gibi pazarlıyorlar.” dememiş miydi?

Türkiye; ABD ve İsrail’in planlarını bozmak adına Suriye’deki terör örgütü YPG’ye ağır bir darbe indirdiği Zeytin Dalı (Afrin) Harekâtı sırasında, “Recep Tayyip Erdoğan, Afrin’i alma karşılığında ABD’ye ne veriyorsun?” diyerek operasyona gölge düşürmeye çalışan Ümit Özdağ, Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından, Türk devletinin desteklediği Suriye’deki unsurlar YPG’nin (PKK) işgal ettiği bölgeleri birer birer geri alırken, NOW TV’de Suriye haritası önünde gelişmeleri yorumlayan Ümit Özdağ ise şu ifadeyi kullanmıştı:

“Türkiye Kobani’yi istiyor. Amerikalılar da bunun karşılığında PYD’ye kabul ettirebilmek için Türkiye’den bir şey istiyor.”

Sunucu ısrarla “Nedir bu?” diye sormuş, Ümit Özdağ ise gizem yaratarak, sanki bir halt biliyormuş gibi “Şimdi söylemeyeyim onu” diyerek triplere girip, her terörle mücadele operasyonunu gölgelemeye, sulandırmaya ve şüpheler yaratmaya çalışmamış mıydı? 

Bu sahte ve maskeli milliyetçiler hangi gün Türk Ordusunun ve Türkiye destekli Suriye güçlerinin YPG/PKK’ya karşı terörle mücadele operasyonlarını desteklemişti? Var mı bir tane örneğiniz?

“Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” süreci başladıktan sonra, daha 8 ay önce MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, “Sadece Fırat’ın batısı değil, Fırat’ın doğusu da; Ayn el-Arap’tan Kamışlı’ya kadar faal hâlde bulunan terörist faaliyetlerin kökü kurutulmalı, mıntıka temizliği bütüncül ve eşgüdüm hâlinde hayata geçirilmelidir.” ve “Son tahlilde Fırat’ın doğusu, tıpkı batısı gibi terörden ve kanlı hesaplardan tamamıyla arındırılmalıdır. O gün işte bugündür.” diyerek terörle mücadelede net bir duruş sergilerken, bugün SDG/YPG’nin silah bırakmasını ve feshedilmesini basitleştirmeye çalışanlar, o günlerde de bu millî duruşa karşıydı.

SDG-YPG’nin feshedilmesine, silah bırakmasına İsrail o yandan, bunlar bu yandan adeta propaganda seferberliği yapıyor. İsrail, kullandığı taşeronları kaybetme korkusuyla; Türkiye’deki Siyon uzantıları ise “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” projesinin başarıya ulaşması kaygısıyla her türlü kelime oyununu oynuyor, her türlü senaryoyu servis ediyorlar. Bunlara inanan ahmak yok mu? Elbette var. Biri de çıkıp bizim yaptığımız gibi şu terörle mücadele konusundaki ikiyüzlülüklerini hatırlatmıyor onlara…

Ne diyelim, Türkiye’deki böyle bir muhalefet düzeninin İsrail’in başına da musallat olmasını temenni ediyoruz… Düşman başına, düşman başına…

Türkiye’de muhalefet olanların İsrail’in bölgesel hesabına çalışması gibi, İsrail’de de Türkiye hesabına çalışacak bir muhalefet iyi olmaz mı?

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...