OVP’de tarım var, kırsal nerede?
Orta Vadeli Program 2026-2028’i yanımıza koyup Orta Vadeli Program 2027-2029’a baktığımızda tarım adına bir kopuş değil, bir yön değişikliği görüyoruz. Önceki program daha çok verimlilik, üretim kapasitesi, katma değer ve fiyat istikrarı diyordu. Yeni OVP ise tarımı daha yukarı taşıyor; gıda arz güvenliği ve ekonomik güvenlik başlığının içine alıyor.
Bu doğru bir yaklaşımdır. Çünkü tarım artık yalnızca “ne kadar ürettik?” meselesi değildir. Tarım; su meselesidir, gıda meselesidir, enflasyon meselesidir, millî güvenlik meselesidir. Ama burada kendimizi kandırmayalım. Bir sektöre “stratejik” demekle o sektör ayağa kalkmaz. Tarımın ayağa kalkması için planın tarlaya, ahıra, meraya, balıkçıya ve en önemlisi çiftçinin cebine ulaşması gerekir.
PLANLAMA VAR, PEKİ KAZANÇ VAR MI?
2026-2028 OVP’de üretim planlaması yapılacak bir işti. 2027-2029 OVP’de artık “uygulamadaki üretim planlamasının sürdürüleceği” söyleniyor. Bu önemli bir ilerlemedir. Bitkisel üretim, hayvancılık ve su ürünleri için planlama mekanizması artık sadece metinde değil, uygulama alanında da karşılık bulmaya başlamıştır. Yeni denklem de doğru: Arz-talep, yeterlilik, su kısıtı ve bölgesel üretim kapasitesi birlikte değerlendirilecek.
Yani suyun olmadığı yerde su isteyen ürünü zorlamayacağız. Doğru havzada doğru ürünü üreteceğiz. Buna itirazımız yok. Ama çiftçi de haklı olarak soruyor: “Bana ne ekeceğimi söylüyorsun, peki kaça satacağımı da söyleyebiliyor musun?”
İşte planlamanın en zayıf noktası burada. Üretim planlaması, gelir planlamasıyla desteklenmezse çiftçi açısından emirden öteye geçmez. Çiftçiye buğday ek diyorsanız buğdayın maliyetini, destek miktarını, alım fiyatını ve ithalat politikasını birlikte düşünmek zorundasınız. Planlama çiftçinin kararına yön veriyorsa devlet de o kararın ekonomik sonucundan kaçamaz.
YAPAY ZEKÂ TARLADA, ÇİFTÇİ DIŞARIDA OLMASIN
Yeni OVP’nin güçlü taraflarından biri teknoloji. Yapay zekâ, hassas tarım, dijitalleşme, verim tahmini, hastalık ve zararlıların erken tespiti, toprak sağlığı ve düşük karbonlu üretim programın içine daha güçlü biçimde giriyor. Gübre, bitki koruma ürünleri ve aşı gibi stratejik girdilerde yerli kapasitenin artırılması da önemli bir değişimdir. Doğru…
Ama teknoloji heyecanıyla çiftçiyi unutmayalım. Yapay zekâyı tarlaya sokarken çiftçiyi tarladan çıkarmak gibi bir lüksümüz yok. Çünkü gıda arz güvenliğinin ilk halkası teknoloji değildir. Üretmeye devam eden çiftçidir. Çiftçi para kazanamıyorsa dünyanın en gelişmiş üretim planlaması sistemi de uzun süre yaşayamaz.
KIRSAL NEREDE?
Ben yeni OVP’ye baktığımda en çok şu kelimeyi arıyorum: Kırsal… Teknoloji var. Su var. Organize Tarım Bölgeleri var. Arz güvenliği var. Dijitalleşme var. Karbon var. Peki kırsal?
2026-2028 OVP’de gençlerin ve kadınların tarımsal faaliyetlere yönlendirilmesi, küçük işletmelerin pazara erişimi ve üretici örgütlerinin güçlendirilmesi daha açık biçimde yer alıyordu. Yeni programda bu başlıkların görünürlüğü zayıflamış durumda.
Mera politikası da aynı şekilde geri plana düşmüş görünüyor. Oysa mera, hayvancılıkta yem maliyetini düşürmenin en doğal yoludur. Burada ciddi bir zihniyet meselesi var. Türkiye tarımını yalnızca üretim rakamlarıyla kurtaramayız. Kırsalı ayağa kaldırmadan tarımı ayağa kaldıramayız. Köyde genç kalmıyorsa, kadın üretime katılmıyorsa, okul kapanıyorsa, sosyal hayat yoksa, üretici örgütsüzse, pazara erişemiyorsa o kırsalda birkaç yıl sonra üretim planlayacak çiftçi de bulamazsınız. İnsanı kırsalda tutmadan üretimi tarlada tutamazsınız.
HAYVANCILIKTA SAYI DEĞİL VERİM
Hayvancılıkta da planlama yalnızca hayvan sayısı üzerinden yürütülemez. Büyükbaş sayısı artabilir, küçükbaş sayısı artabilir. Ama süt düşüyorsa, et üretimi geriliyorsa, yem maliyeti üreticiyi eziyorsa orada sorun devam ediyor demektir. Hayvancılığın yeni planlama modeli; mera, yem, genetik, hayvan sağlığı, işletme ölçeği ve pazar üzerine kurulmalıdır.
Sadece “kaç baş hayvanımız var?” diye sorarsak resmi yanlış okuruz. Asıl soru şudur: Bir hayvandan ne kadar süt ne kadar et, hangi maliyetle alıyoruz?
BALIKÇILIK KIYIDA KALMASIN
Su ürünleri ve balıkçılıkta ise başka bir fırsat var. Yetiştiriciliğin toplam su ürünleri üretimindeki ağırlığı giderek artıyor. Bu alan, özellikle ihracat ve katma değer açısından Türkiye’nin güçlü sektörlerinden biri hâline geliyor. Ama burada da planlama yalnızca ton hesabına indirgenmemeli. Yem hammaddesi, su kalitesi, çevresel taşıma kapasitesi, kıyı kullanımı, iç su kaynakları, işleme ve ihracat birlikte düşünülmeli. Balıkçılık artık tarım politikasının dipnotu değil, ana başlıklarından biri olmalıdır.
Ankara’da yazmak kolay, sahada uygulamak zor. OVP 2027-2029’un en büyük riski bana göre şudur: Ankara’da doğru yazılıp Anadolu’da eksik uygulanması. Biz Türkiye’de plan yapmayı biliyoruz. Yönetmelik çıkarmayı da biliyoruz. Komisyon kurmayı, toplantı yapmayı, sunum hazırlamayı da biliyoruz. Ama esas mesele uygulama.
BAKANLIK NASIL ÇALIŞMALI?
Tarım ve Orman Bakanlığının 2027-2029 dönemindeki en önemli görevi yeni proje isimleri üretmek değil, mevcut sistemi aynı hedefe kilitlemek olmalıdır. Genel Tarım Sayımı, ÇKS, hayvan kayıtları, parsel verileri, meteoroloji, su varlığı, rekolte, girdi maliyetleri ve piyasa fiyatları tek bir karar sisteminde buluşmalıdır. Belgelerde de veri temelli tarım yönetimi yeni dönemin temel yönelimlerinden biri olarak gösterilmektedir.
Merkez planlamalı. İl yönetmeli. İlçe uygulamalı. Mühendis ve veteriner sahada olmalı. Üretici örgütü çiftçiyi sisteme bağlamalı. Ve herkesin önüne ölçülebilir hedef konulmalı. Kaç dekar alan planlamaya uydu? Ne kadar su tasarrufu sağlandı? Verim ne kadar arttı? Kaç genç tarımda kaldı? Mera verimi ne oldu? Üretici geliri arttı mı? Bakanlığın başarısı toplantı sayısıyla değil, tarladaki sonuçla ölçülmeli.
Son söz: OVP 2027-2029 kâğıt üzerinde kötü bir tarım programı değil. Hatta eski programa göre daha stratejik, daha teknolojik ve daha bütüncül. Tarımın ekonomik güvenlik meselesi yapılması, üretim planlaması, suya göre tarım, yapay zekâ, girdilerde yerlileşme, Genel Tarım Sayımı, OTB’ler ve iklim dayanıklılığı doğru başlıklardır. Ama eksik olan taraf çok nettir: Tarım politikası güçleniyor, çiftçi politikası aynı hızla güçlenmiyor. Türkiye tarımını düzlüğe çıkarmak istiyorsak yalnızca ürünü değil üreticiyi, yalnızca tarlayı değil kırsalı, yalnızca arzı değil geliri planlamalıyız.
2029’a geldiğimizde başarıyı kaç genelge yayımlandığıyla değil; çiftçi kazanıyor mu, genç köyünde kalıyor mu, su daha verimli kullanılıyor mu, ithal girdiye bağımlılık azalıyor mu, hayvancılıkta verim artıyor mu ve vatandaş makul fiyatla gıdaya ulaşabiliyor mu? Bunlarla ölçelim.
Çünkü tarımı Ankara’da planlayabilirsiniz. Ama Eskişehir’de,Konya’da, Yozgat’ta uygulayamıyorsanız elinizde kalan şey sadece güzel yazılmış bir OVP olur.
Kalın sağlıcakla…