Elma, ayva, nar

YAYINLAMA:
Elma, ayva, nar

Hemen hemen hepimizin “Bebelikten” çıkıp okullu olduğumuz ilk günlerde ailemizi darladığımız bir bilmecemiz var.

“Çarşıdan aldım bir tane eve geldim bin tane; nedir bu?” Kendisi de aynı yoldan geçmiş olan büyüklerimiz direkt “NAR” demezler, oyalar dururlardı.

Dışı gevrek içi yumuşak, katman katman bir kabuğun içinde birbirine sıkı sıkıya sarılmış yüzlerce tanedendir nar. Hepsi birbirinden farklıdır ama bir araya gelip kocaman bir küre olmuşlardır nar taneleri.

Üstelik tadı hariç her şeyiyle Kur’an-ı Kerîm’de defalarca adı geçen bir meyvedir nar. 

Allah (C.C.) En’âm suresi 99. Ayette “O, gökten su indirendir. Biz, her türlü bitkiyi o suyla yetiştiririz. O bitkiden bir filiz, filizden de üst üste dizili dâneler, başaklar çıkarırız. Hurma ağacının tomurcuklarından yere doğru sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar bahçeleri çıkarırız. Bunların hepsinin hem birbirine çok benzeyen yönleri, hem de birbirinden çok farklı özellikleri vardır. Her birinin meyvesine bir ilk ortaya çıktığı, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Gözünüzün önünde cereyan eden bu işlerde, iman eden bir toplum için elbette nice dersler ve ibretler vardır.” der.

Bu kadar kıymetli olmasının sebebi ÖZÜNDE tane tane ZAHİRİNDE merdane olmasındandır.

Hazreti Mevlânâ Mesnevisinin 1. Cildinin 677 beytinde: “Ger tû sad sib û sad âbî büşmüri; Sad nemâned yek şeved çün büfşüri” buyurur. Yani der ki Hazreti Mevlânâ: “Eğer sen yüz tane elma ve yüz tane ayvayı sayıp da rendeleyecek ve sıkacak olursan, yüz kalmaz bir olur.”

Yüz elmanın hiç birisi, aynı ağaçtan toplansa bile birbirine benzemez. Yüz ayvanın da hiç birisi birbirine benzemez. Aynı ağaçtan toplanan bu meyvelerin rehası, rengi, dokusu, çizgileri, damarları hatta tüyleri bile birbirine benzemez. Elma da yuvarlaktır Ayva da ama daha elinize aldığınızda birbirlerinden farklı olduklarını anlarsınız. Öyle pek uzun uzun incelemeye gerek bile kalmaz. Hepsi farklıdır.

Hazreti Mevlânâ’nın bu beytinde en çok dikkat edilmesi gereken vurgu, meyvelerin rendelenmesi ve sıkılması vurgusudur. Birbirinden farklı olan meyvelerin farklarını ortadan kaldırma yolunu rendelenmek ve sıkılmakta bulmuştur Hazreti Mevlânâ. Rendelenerek, dış görünüşünden, statüsünden, kokusundan kurtulur Elma da Ayva da. Rendelenerek, sıkılarak özünden vazgeçip yeni bir öze kavuşurlar. Rendelenmek en dışından başlar elmanın. Sonra katre katre en özüne varıncaya kadar her yönde sürtülür rende taşına. Öz artık yeni bir öz, şekil artık yeni bir şekildir. Hatta özünün özü havalandıkça elmanın rengi de değişir. 

Rendelenen Elmalarda da Ayvalarda da artık bir fark kalmamıştır. Önceki farklılıkları kaybolmuştur hepsinin. Artık bir tas elma püresi bir tas da ayva püresi vardır meydanda. Her lifi karışmıştır meyvelerin. Sonrası sıkılma. Yüz farklı elmayı sıksak ve suyunu çıkarıp karıştırsak, artık bütün elmalar bir ve eşittir. Üstelik yepyeni ve ferah bir lezzet vardır suyun özünde. Yüz farklı Ayva’nın da suyunu çıkartıp karıştırsak elmaların suyuna daha bir başka olmaz mı? Bin taneli Narları da bir etsek suyunu çıkarıp karıştırsak, birleştirsek mesela nasıl bir lezzet nasıl güçlü bir tat ortaya çıkar biliriz.

Millet de böyle değil midir?

Yüzlerce huy, yüzlerce gönül, onlarca gelenek, fert fert, aile aile, köy köy birleşip millet olunmaz mı? Farklı farklı insanlar, farklılıklarından uzaklaşıp, özlerinde kavuştuklarında daha bir tatlı, daha bir güçlü olmaz mı?

Hele bir de NAR gibi, dışı sert, güçlü ve gevrek, içi koyun yününden yastık gibi katman katman, yumuşacık bir kabuğun içindeki birbirine benzemez danelerin birleştiği gibi birleşirse bu millet, kimin gücü yeter?

Birlikte azmeden, adalete meyleden, hak gözeten bir millete ne içerideki ne de dışarıdaki Çakalların dişi geçmez.

Böyle bir millet Aslan gibi kükrer, Kurt gibi atılırsa Çakalların hükmü sürer mi? 

Satılmışların da Satılmışlara yandaş olanların da, onları satın alanlarında foyası çok çabuk ortaya çıkar.

Türk milleti, Oğuz atamdan beri işte böyle bir millettir. Başbuğumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün bir araya getirdiği milletle kurduğu devlette işte böyle bir devlettir. Türk Milleti Türkiye Cumhuriyetinin ikinci yüzyılına işte bu bilinçle adım atmaktadır. Siz bakmayın bugün hala Milli Birlik ve kardeşlik istemeyenlerin yaygaralarına.

Siz bakmayın ortaya hiçbir fikir koymadan, hiçbir projesi olmadan, kandan ve kinden beslenme arzusuyla “İstemezuk” diye feryat edenlere. Onların evvelleri hafızamızda berrak sular gibi nettir. Onlara en güzel yaftayı merhum Neyzen Tevfik “Geldikleri gibi gitmediler” kıt’asında vermiştir de yeri burası değildir.

Türk milletine mensup herkes, (diğerleri zaten mensup değil) Terörsüz Türkiye’ye taraftır. 

Türk Milleti kendi farklılıklarını kendi içinde yaşayan ama konu devlet ve millet olunca rendelenip, sıkılıp, çağıl çağıl birbirine karışan insanların tamamıdır. Kimseyi de zorla bu aziz milletin parçası yapacak halimiz yok. 

Aksi halde biz binlerce taneden NAR SUYU olurken, siz Ayva’yı yersiniz.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...