Şimşek enflasyonu, çiftçi maliyeti düşünüyor!

YAYINLAMA:
Şimşek enflasyonu, çiftçi maliyeti düşünüyor!

Tarımı yıllardır şöyle tarif ediyorum: Tarım; ekoloji, biyoloji ve ekonominin kesişim kümesidir. Ekolojiyi yönetemezseniz toprağı ve suyu, biyolojiyi yönetemezseniz bitkiyi ve hayvanı kaybedersiniz. Ekonomiyi yönetemezseniz de çiftçiyi tarlaya sokamazsınız.

Bugün Türk tarımının meselesi tam da burada düğümleniyor. Eylül enflasyonu açıklandı. Yıllık TÜFE yüzde 29,73’e gerileyerek Kasım 2021’den bu yana ilk kez yüzde 30’un altına indi. Yİ-ÜFE ise yüzde 27,38 oldu. Kâğıt üzerinde olumlu. Peki tarlada?

Temmuzda aylık enflasyon yüzde 1,78, ağustosta yüzde 1,84, eylülde yine yüzde 1,84 oldu. Temmuzda yıllık TÜFE yüzde 31,75’ti; ağustosta yüzde 31,51’e, eylülde yüzde 29,73’e geriledi. Burada çok önemli bir ayrım var: Enflasyonun düşmesi, fiyatların düşmesi değildir. Fiyatlar yükselmeye devam ediyor; sadece yükselme hızı yavaşlıyor.

Nitekim bu üç ayın bileşik fiyat artışı yaklaşık yüzde 5,6. Eylül sonunda yılbaşından bu yana TÜFE artışı ise yüzde 24,32’ye ulaşmış durumda. Dolayısıyla yıl sonu enflasyon hedeflerine ulaşmak için önümüzdeki üç ayda çok daha güçlü bir yavaşlama gerekiyor.

ÇİFTÇİNİN ENFLASYONU BAŞKA

Asıl mesele burada başlıyor. Çiftçi TÜFE tablosuyla değil; mazot, gübre, tohum, ilaç, yem, elektrik, işçilik, makine ve kredi maliyetiyle üretim yapıyor. Temmuzda aylık enflasyon yüzde 1,78, ağustosta yüzde 1,84, eylülde yine yüzde 1,84 oldu. Temmuzda yıllık TÜFE yüzde 31,75’ti; ağustosta yüzde 31,51’e, eylülde yüzde 29,73’e geriledi. 

Burada iki taraflı bir sorun var. Girdi pahalılaştıkça çiftçinin maliyeti yükseliyor. Çiftçi maliyet nedeniyle üretimi azaltırsa arz daralıyor. Arz daraldığında gıda fiyatları yeniden yükseliyor.YANİ ENFLASYON TARIMI VURUYOR, ZAYIFLAYAN TARIM DA DÖNÜP ENFLASYONU VURUYOR. İşte bu nedenle tarım politikasıyla enflasyon politikası birbirinden ayrı yürütülemez.

DESTEK ARTTI MI, ALIM GÜCÜ ARTTI MI?

Tarım desteklerinde de artık yalnızca nominal rakamları konuşmayı bırakmalıyız. “Destekleri yüzde şu kadar artırdık” demek tek başına hiçbir şey anlatmıyor. Sorulması gereken şu: 

Geçen yıl verilen destekle kaç litre mazot, kaç kilo DAP, kaç kilo üre, kaç kilo tohum alınabiliyordu; bugün kaç kilo alınabiliyor?

Destek yüzde 20 artarken çiftçinin temel girdisi yüzde 30-40 artıyorsa, destek artmış görünür ama çiftçinin satın alma gücü düşmüş demektir. Üretici rakama değil, desteğin reel değerine bakar.

SAYIN YUMAKLI, BU DOSYA SADECE TARIM BAKANLIĞININ DEĞİL

Burada Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ve ekibine önemli bir görev düşüyor. Çünkü tarımı artık yalnız Tarım Bakanlığı yönetemez. Tarım Bakanlığı üretimi planlıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçeyi, finansmanı ve ekonomi programını yürütüyor. Ticaret Bakanlığı ithalat-ihracat ve piyasa düzenlemelerinde etkili. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ise kaynakların nereye ve ne ölçüde ayrılacağını belirleyen temel yapılardan biri. O halde soralım:

Sayın Yumaklı ve ekibi, tarımın gerçeklerini Mehmet Şimşek’e, Ticaret Bakanlığına ve Strateji ve Bütçe Başkanlığına yeterince güçlü anlatabiliyor mu?

Bunun cevabını kişiler üzerinden değil, sonuçlar üzerinden okumak gerekir. Çünkü ekonomi yönetimi enflasyonu düşürmeye çalışırken üreticinin maliyetini kontrol edemezsek yarın gıda arzında başka bir sorunla karşılaşabiliriz. Bu nedenle dört kurumun aynı masada oturması gerekiyor: Tarım, Hazine ve Maliye, Ticaret, Strateji ve Bütçe. Ortak soru da şu olmalı: “Bu maliyetlerle çiftçi gelecek yıl üretmeye devam eder mi?”

KIŞLIK EKİLİŞTE ASIL SINAV BAŞLIYOR

Eylül enflasyonunun ardından şimdi çok kritik bir döneme giriyoruz. Çiftçi kışlık ekiliş için tarlaya çıkacak. Buğday mı ekecek, arpa mı? Ne kadar ekecek? Ne kadar gübre kullanacak? Çiftçinin önünde basit ama acımasız bir hesap var:

Tohum kaç para? Gübre kaç para? Mazot kaç para? İlaç, işçilik, kredi kaç para? Dekara maliyetim ne? Ve en önemlisi: Hasatta ürünümü kaça satacağım?

Çiftçi, ilk soruların cevabını biliyor. Sonuncusunu bilmiyor. İşte tarımdaki ekonomik belirsizliğin özü budur. Bunun sonucu mutlaka “çiftçi tarlayı tamamen bıraktı” şeklinde görülmez. Daha tehlikelisi olabilir. 500 dekar ekecek çiftçi 350 dekar eker. Taban gübresini azaltır. Üst gübreyi kısar. Sertifikalı tohumdan vazgeçer. İlaçlamayı erteler. Kâğıt üzerinde çiftçilik devam eder ama üretim kapasitesi sessizce küçülür. Bugün yapılmayan gübreleme yarın verim kaybı, bugün ekilmeyen tarla yarın arz açığı, arz açığı ise daha yüksek gıda fiyatı demektir.

Son söz: Çiftçiye “ek” demek yetmez. Çiftçi de artık her dekarın hesabını yapmak zorunda. Toprak analizine göre gübreleme, doğru ürün tercihi, münavebe, su ve maliyet yönetimi artık tercihten öte zorunluluk. Ancak bütün sorumluluğu çiftçiye yüklemek kolaycılıktır. 

Çiftçi, döviz kurunu belirlemiyor. 

Çiftçi, faizi belirlemiyor.

Çiftçi, mazot fiyatını belirlemiyor.

Çiftçi, gübre fiyatını belirlemiyor.

Çiftçi, ithalat kararını vermiyor.

O nedenle Tarım Bakanlığı artık yalnızca üretimin bakanlığı değil, üreticinin ekonomisinin de savunucusu olmak zorundadır. Ekonomi yönetimine söylenmesi gereken cümle nettir: Üreticiyi kaybederek gıda enflasyonunu kalıcı biçimde düşüremezsiniz.

Tarım ekolojidir. Tarım biyolojidir. Ama bunları üretime dönüştüren üçüncü ayak ekonomidir. Ekonomiyi bozarsanız çiftçi ekmez. Çiftçi ekmezse üretim azalır. Üretim azalırsa fiyat yükselir. Sonra yine enflasyonu konuşuruz. Eylül enflasyonu yüzde 30’un altına indi diye rehavete kapılmayalım. Türkiye’nin 2027 gıda enflasyonunun ilk rakamları TÜİK’in bilgisayarında değil, bu sonbaharda çiftçinin tarlasına atacağı tohumda yazılacak.

Kalın sağlıcakla…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...