Ölü eşek, fonlar ve kolay para hayali!

YAYINLAMA:
Ölü eşek, fonlar ve kolay para hayali!

Yıllardır anlatılan anonim bir siyasi hiciv vardır.Pedro köye gider, yaşlı bir köylüden 500 avroya bir eşek satın alır. Ertesi gün eşeği teslim almaya geldiğinde köylü mahcup şekilde:

“Üzgünüm Pedro, eşek öldü,” der.

Pedro parasını ister. Köylü parayı harcadığını söyleyince Pedro hiç telaşlanmaz:

“O hâlde ölü eşeği ver.”

“Ne yapacaksın ölü eşekle?”

“Çekilişe koyacağım.”

“Ölü eşeği kim alır?”

Pedro’nun cevabı nettir:

“Öldüğünü söylemeyeceğim!”

Aylar sonra köylü Pedro’ya rastlar:

“Ne yaptın eşeği?”

“500 kişiye 20’şer avrodan bilet sattım. 10 bin avro topladım.”

“Kimse şikâyet etmedi mi?”

“Sadece kazanan! Onun da 20 avrosunu geri verdim.”

İşte size ekonomi, siyaset ve algı yönetimi üzerine koca kitaplara bedel bir hikâye!Çünkü mesele ölü eşek değildir.Mesele, ölü eşeğin hâlâ yaşıyormuş gibi pazarlanabilmesidir.

Son haftalarda ülkemizin gündemini meşgul eden fon tartışmalarını izlerken aklıma Pedro geldi.SPK’nın 23 Eylül açıklamasına göre 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verildi. Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre bu fonlardaki tekil yatırımcı sayısı 455 bin 758 kişi.Az buz değil!

Elbette hukuki sorumlulukları soruşturmalar ve yargı belirleyecek. Kimseyi peşinen suçlu ilan edemeyiz.Ancak asıl konuşmamız gereken başka bir mesele var:

Türkiye üretmeden zengin olma hayaline mi kapılıyor?

TARLADA BİR YIL, EKRANDA BİR TIK!

Çiftçi toprağı sürüyor.Mazot alıyor, gübre atıyor, tohum ekiyor. Donu, kuraklığı, hastalığı, yağmuru düşünüyor. Aylarca bekliyor. Hasat ediyor, pazara götürüyor ve sonunda maliyetini çıkarıp çıkaramayacağını hesaplıyor.Sanayici fabrika kuruyor. Makine alıyor. Enerji faturası ödüyor, işçi çalıştırıyor, ihracat pazarı arıyor.Esnaf sabah kepenk açıyor.İşçi sekiz-on saat çalışıyor.Mühendis proje üretiyor.

Sonra bütün bunların karşısına başka bir dünya çıkıyor:Bir telefon ekranı…Bir fon…Bir hisse…Bir grafik…Ve kısa zamanda serveti katlama hayali!İşte tehlike burada başlıyor.Finans piyasaları ekonominin düşmanı değildir. Tam tersine doğru işlediğinde tasarrufu yatırıma, yatırımı üretime dönüştüren önemli araçlardır.Sorun fon değil, üretmeden zengin olunabileceğine dair oluşan kültürdür.

Çünkühiçbir ülke birbirine fon satarak buğday üretemez.Hiçbir borsa ekranından süt sağılmaz.Hiçbir hisse grafiği traktörün deposunu doldurmaz.Ve hiçbir sanal getiri fabrikada makinenin başına geçip üretim yapmaz.

PEKİ ÜRETİM NE DURUMDA?

Rakamlar dikkatle okunmalı.TÜİK verilerine göre tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerin üretimi 2023’te 77,7 milyon tondu. 2024’te 75,5 milyon tona, 2025’te ise 68,1 milyon tona geriledi.

2026’nın ilk tahmini yaklaşık 75,4 milyon tonla toparlanmaya işaret ediyor. Dolayısıyla “tarımsal üretim her yıl kesintisiz düşüyor” demek doğru olmaz.Ancak başka bir gerçek var:Üreticinin maliyet baskısı devam ediyor.

Temmuz 2026’da Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi yıllık yüzde 27,62 arttı.Ağustos 2026’da Tarım-ÜFE’nin yıllık artışı ise yüzde 21,91 oldu.Bunlar doğrudan çiftçinin kâr-zarar hesabı değildir. Ama üreticinin neden sürekli “maliyet” dediğini anlamamız için yeterince güçlü göstergelerdir.

Sanayide de dikkatli olmamız gerekiyor. Temmuz 2026’da sanayi üretimi yıllık bazda yüzde 0,3 geriledi.İşte benim meselem tam burada başlıyor.Bir tarafta bir kilo üründen birkaç lira daha fazla kazanabilmek için aylarca çalışan üretici…Diğer tarafta birkaç ay içinde parasını ikiye, üçe katlama hayali.Bir tarafta traktörün üzerinde çiftçi…Diğer tarafta telefon ekranında grafik bekleyen yatırımcı.Söyler misiniz, Türkiye hangisini büyütecek?

ÜRETİM Mİ, FON VURGUNU MU?

İnsanlar elbette tasarruf edecek, fon alacak, hisse alacak, yatırım yapacak. Türkiye’nin güçlü ve güvenilir sermaye piyasalarına ihtiyacı var.Fakat sermaye piyasalarının nihai amacı gerçek ekonomiden kopuk bir para döngüsü yaratmak değil; tasarrufu üretime, yatırıma ve istihdama taşımaktır.Fabrika kurulacak.Tarım modernleşecek.Teknoloji geliştirilecek.İhracat yapılacak.İstihdam oluşturulacak.Çünkü ekonominin sonunda mutlaka gerçek hayata dokunması gerekir.Ekrandaki rakamı istediğiniz kadar büyütün; tarladaki üretim artmıyorsa, fabrikadaki makine daha fazla çalışmıyorsa, verimlilik yükselmiyorsa, katma değerli ihracat gelişmiyorsa orada ekonomi yönetiminin düşünmesi gereken ciddi bir problem vardır.Üstelik bu yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bir tercihtir.

Bir ülkenin ekonomi politikası vatandaşına hangi yolu gösteriyor?“Üret, çalış, yatırım yap, ihracat yap” mı?Yoksa toplum giderek “bir fon bul, bir hisse yakala, kısa yoldan köşeyi dön” psikolojisine mi sürükleniyor?İşte siyaset kurumunun asıl tartışması gereken budur.Türkiye’nin önündeki tercih siyasi sloganlardan çok daha büyüktür:Rant ekonomisi mi, üretim ekonomisi mi?

Çiftçiyi tarlada, sanayiciyi fabrikada, girişimciyi yatırımda tutamayan bir ekonomik düzenin bedelini yalnızca üretici ödemez.86 milyon öder.

Pedro’nun hikâyesindeki en önemli ders de burada saklıdır.Bir süre herkes kazanıyor gibi görünebilir.Biletler satılır.Rakamlar büyür.Yeni insanlar gelir.Herkes birbirine ne kadar kazandığını anlatır.Ta ki birisi çıkıp:“Ben eşeğimi almaya geldim!”deyinceye kadar.O gün algı biter, gerçek ekonomi başlar.

Son söz:Türkiye’nin ihtiyacı Pedro’ların çoğalması değil; üreten çiftçinin, yatırım yapan sanayicinin, dükkânını açan esnafın, teknoloji geliştiren mühendisin ve ihracat yapan girişimcinin çoğalmasıdır.

Ekonomi yönetiminin de siyasetin de pusulası buraya dönmelidir.Çünkü ülkeler fonlarla yatırım yapabilir ama fon hikâyeleriyle kalkınamaz.Bir milletin gerçek serveti ekranlarda görünen rakamlarda değil; tarlasında, fabrikasında, teknolojisinde, ihracatında ve insanının emeğindedir.

Pedro belki yine kazanır.Ölü eşeği de bir süre pazarlayabilir.Ama unutmayalım:Pedro para kazanabilir…Ama ÖLÜ EŞEK ÜRETMEZ!

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...