Antalya'dan 1,8 trilyon dolarlık uzay pazarına

YAYINLAMA:
Antalya'dan 1,8 trilyon dolarlık uzay pazarına

Bu hafta Antalya'da 77. Uluslararası Uzay Kongresi var. Kongre 1950'den beri ilk kez Türkiye'de toplanıyor ve 9 Ekim'e kadar sürecek kongre Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın koordinasyonunda, Türkiye Uzay Ajansı'nın ve SAHA İstanbul'un eş ev sahipliğinde düzenleniyor. 108 ülkeden gelen 8330 bildiri özeti arasında kabul edilen bildiri sayısında Türkiye 674 ile birinci. Arkasından da ABD 383, Çin 334, İtalya 330 geliyor.

Artık uzay da bir ekonomi oluşturuyor. Uzay ekonomisi 2023'te 630 milyar dolar iken, 2035 için 1,8 trilyon dolar öngörülüyor. Üstelik bu ekonominin %78'i ticari. Bu kapsamdaki büyümenin %60'tan fazlası lojistik, gıda, perakende, savunma, haberleşme gibi uzay dışı sektörlerden gelecek. Ülkeler için uzay, gurur duyma programı olmaktan çıkıp sanayi dalına dönüşmüş durumda.

Türkiye Uzay Ajansı Başkanı Yusuf Kıraç da bu durumu, "uzay yarışı artık devletlerden çıkıp girişimcilerin yarışı haline geldi" diye özetledi. SAHA İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Bayraktar da kongrenin açılışında, paydaşlar olarak, Uzay Ajansı'nın kamu tarafını, Uluslararası Uzay Federasyonu'nun (IAF) küresel uzay topluluğunu, SAHA İstanbul kümelenmesinin de üretim sahasını temsil ettiğini söyledi.

Türkiye’de uzay işi yapılıyor mu? Evet, birkaç örnek verelim. TÜRKSAT 6A'nın ksenon yakıt tankını bir İzmir firması geliştiriyor, yüksek basınçlı dolum sistemini de bir Bursa firması yapıyor. TUSAŞ ile ROKETSAN, seri üretilebilir ve ihracata yönelik olarak geliştirilen HÜRSAT-2 uydu projesinin sözleşmesini Antalya’da imzaladı. HÜRSAT-2’nin ROKETSAN’ın ŞİMŞEK-1 roketiyle fırlatılması hedeflenirken ASELSAN da 198 uydudan oluşacak ASTRALINK, yani GÖKBAĞI LEO takım uydu projesini açıkladı. ROKETSAN ise 400 kilogramlık yük taşıması hedeflenen ŞİMŞEK-1’in ardından 1,5 ton kapasiteli ŞİMŞEK-2 üzerinde çalışıyor. Bunlar önemli gelişmeler; çünkü Türkiye açısından artık mesele tek tek uydu yapmak değil, tekrarlanabilir, seri üretilebilir, fırlatılabilir ve başka ülkelere satılabilir ürün aileleri oluşturabilmek.  

Bu kongrenin Türkiye’ye gelmesinde de büyük rolü olan Saha İstanbul Kümelenmesi’nin 2022'de kurduğu Millî Uzay Endüstrisi Komitesi de (MUEK) uzay paydaşlarını bir araya getiriyor. Komite çevresinde, TÜBİTAK, TUSAŞ, Roketsan ve Aselsan ile KOBİ'lerden olmak üzere yaklaşık yüzlerce uzman görev alıyor.

Cumhurbaşkanımızın da katıldığı açılışta, Cumhurbaşkanımız Ay aracının üretim ve entegrasyonunun tamamlandığını, yaklaşık 3,5 tonluk aracın yerlilik oranının %80'in üzerinde olduğunu açıkladı. Ay'a sert iniş hedefi de 2027 olarak veriliyor. 2026 bütçesinde uzay ve havacılığa ayrılan 9 milyar liraya (0.20 milyar USD) yakın ödenek ise, küresel kamu uzay harcamasının 132 milyar dolar olduğu bir dünyada oldukça mütevazı kalıyor.

Türkiye’nin uzay sanayiinde kalıcı başarı sağlaması için hedef, birkaç prestij projesi gerçekleştirmenin ötesinde, kendi kendini besleyen ve ihracat yapabilen bir uzay ekonomisi kurmak olmalı. Uydu ve fırlatma sistemlerinin yanında haberleşme, görüntüleme, sensörler, elektronik bileşenler, yapay zekâ, siber güvenlik, yer istasyonları ve uzay verisinden katma değer üreten yazılımlar ve servisler bu sanayinin parçası olarak görülmelidir.

Devlet, elbette ilk müşteri ve stratejik yönlendirici rolünü üstlenecektir. Ancak, özel sektörün ölçeklenebileceği, üniversitelerin teknoloji üretebileceği ve girişimlerin küresel pazara çıkabileceği bir tedarik zinciri oluşturulmalıdır. Kamu bu alanda küresel pazara doğru bir nevi taşıyıcı olmalıdır. Belki bir pazarlama şirketi ile belki Uzay Ajansı ile. Çünkü münferit hareket eden şirketlerin KOBİ halleri ile böyle bir alanda ilerlemesi gerçekten kolay olmayacaktır. Savunma sanayiinde başarı getiren uzun vadeli program, ticari uzay pazarına özelleştirilmeli, yerlileştirme, nitelikli insan kaynağı ve ihracat odaklı yaklaşım uzay alanına da taşınmalıdır. Tek yol Türk şirketlerinin uluslararası büyük projelerde yüklenici olması da değil. Bu zaten kolay da değil.  Peki hala kritik teknoloji ve alt sistem sağlayıcısı olmak da bir başarı olacaktır ve bence daha erişilebilirdir.

Uzay yarışında başarı, uzaya bir şey göndermekten çok, uzaya gönderilen sistemlerde dünyaya satabileceğimiz teknolojilerin ne kadarının bize ait olduğuyla ölçülmelidir. Türk uzay sanayi sistem ve alt sistem üreticileri küresel pazardan ne kadar sipariş alabilirse o kadar başarılı sayılacak, ülkemiz uzayla anılacaktır. 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...