COP31 tarıma ne kazandıracak?
Değerli okurlar, sevgili çiftçi ve üretici dostlarım…
Dünyanın gözü Antalya’ya çevriliyor! Türkiye, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde dünyanın en önemli iklim buluşmalarından biri olan COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.
Türkiye hazırlandı. İstanbul ve Antalya hazırlandı. Oteller, turizmciler, işletmeler, ulaşım sektörü hazırlandı. Peki, Türk tarımı hazır mı?
Antalya COP31’den ekonomik kazanç sağlayacak. Asıl soru şu: Zirve bittikten sonra Anadolu çiftçisi ne kazanacak?
COP31, yalnızca uluslararası bir toplantı değil; Türkiye’nin diplomasi, ekonomi, çevre ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında kendisini dünyaya anlatacağı önemli bir fırsat. Ancak benim bu zirveye bir ziraat mühendisi ve tarım yazarı olarak baktığım pencere biraz farklı!
İklim konuşulurken tarım neden yeterince görünür değil? Oysa iklim meselesinin tam merkezinde toprak, su, üretim ve gıda güvenliği bulunmuyor mu?
COP31 NEDİR, BİZE NE ANLATIYOR?
COP, İngilizce Conference of the Parties ifadesinin kısaltması. Türkçesi Taraflar Konferansı. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin en üst karar organı.COP31 ise bu küresel buluşmanın 31’incisi.Dünyanın dört bir yanından ülkeler; iklim değişikliğini, sera gazı emisyonlarını, temiz enerjiyi, su kaynaklarını, gıda güvenliğini ve iklim finansmanını müzakere edecek.
Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenecek zirvenin başkanlığını Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum üstleniyor.Murat Kurum’un öncülüğünde şekillenen “Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon” yaklaşımı önemli bir mesaj taşıyor: İklim politikaları yalnızca verilen sözlerden ibaret kalmamalı, somut uygulamalara dönüşmeli.Özellikle Türkiye’nin Sıfır Atık tecrübesini uluslararası gündeme taşıması, yeşil dönüşüm ve iklim finansmanı konularında yeni iş birliklerine öncülük etmesi ülkemiz adına değerli.Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapması diplomatik bir başarı olduğu kadar ekonomik bir fırsattır.
ANTALYA KAZANACAK, PEKİ ANADOLU?
COP31’in Antalya ekonomisine canlılık kazandırması bekleniyor.Dünyanın farklı ülkelerinden gelecek heyetler, uzmanlar, gazeteciler, iş insanları ve sivil toplum temsilcileri şehrin ekonomik hareketliliğini artıracak.Oteller dolacak, restoranlar ve kafeler kazanacak. Taksiciler, araç kiralama şirketleri, tur operatörleri, esnaf ve hizmet sektörü bu hareketlilikten pay alacak.
Antalya’nın uluslararası tanıtımı güçlenecek. Türkiye’nin turizm, organizasyon ve diplomasi kapasitesi dünyaya gösterilecek.Bunlar küçümsenecek kazanımlar değil!
Ancak COP31’in ekonomik etkisi yalnızca Antalya’daki otellerin doluluk oranıyla ölçülmemeli.Zirve 20 Kasım’da sona erecek. Konuklar ülkelerine dönecek. Oteller olağan faaliyetlerine devam edecek.
Peki, Konya’daki buğday, Yozgat’taki nohut üreticisi, Çukurova’daki pamukçu, Manisa’daki üzümcü, Ardahan’daki hayvancı bu zirveden ne kazanmış olacak?İşte Türkiye’nin COP31 sonrasında cevaplaması gereken asıl soru budur!
İKLİMİN MERKEZİNDE ASLINDA TARIM VAR!
COP31’in gündeminde enerji dönüşümü, sıfır atık, yeşil sanayi ve şehirlerin iklim değişikliğine uyumu öne çıkıyor.Tarım ise gıda güvenliği başlığı altında önemli bir yer tutmasına rağmen kamuoyundaki tartışmalarda aynı görünürlüğe sahip değil.Oysa iklim krizinin en somut sonuçları tarlada yaşanıyor!Kuraklık çiftçinin verimini düşürüyor. Aşırı sıcaklık hayvancılığı etkiliyor. Düzensiz yağış ürünkalitesini bozuyor. Su kıtlığı üretim maliyetlerini artırıyor.Üstelik rakamlar oldukça çarpıcı!Küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte biri gıda sistemlerinden kaynaklanırken, gıda sistemlerinin iklim finansmanından aldığı payın yalnızca yüzde 4 düzeyinde olduğu belirtiliyor.
2024 yılında Bakü’de düzenlenen COP29’da gelişmekte olan ülkelere yönelik yıllık en az 300 milyar dolarlık iklim finansmanı hedefi kabul edildi. Küresel finansman ihtiyacı ise yıllık 1,3 trilyon dolar düzeyinde ele alınıyor.Bu rakamlar bize önemli bir gerçeği gösteriyor.Dünya iklim için milyarlarca dolar konuşuyor. Peki, bu finansmanın ne kadarı toprağa, suya ve çiftçiye ulaşacak?İklim değişikliğinin sonuçlarıyla mücadele eden üretici, dönüşümün finansmanında da öncelikli olmalıdır.
MURAT KURUM’UN İKLİM VİZYONU TARIM İÇİN FIRSAT!
COP31 Başkanlığı’nın geliştirdiği İklim Uygulama Köprüsü yaklaşımı, ülkelerin iklim hedeflerini finansmana erişebilen somut projelere dönüştürmeyi amaçlıyor.Bu yaklaşım Türk tarımı açısından önemli fırsatlar barındırıyor.Modern sulama sistemleri, kuraklığa dayanıklı tohumlar, güneş enerjili tarımsal üretim, akıllı tarım teknolojileri, tarımsal atıkların değerlendirilmesi ve iklim sigortaları bu dönüşümün başlıca alanları olabilir.
Burada Murat Kurum’un yürüttüğü uluslararası iklim diplomasisiyle Tarım ve Orman Bakanlığı’nın üretim politikalarının güçlü biçimde buluşturulması gerekiyor.Çünkü iklim politikası tarımdan, tarım politikası da iklimden bağımsız düşünülemez!
Türkiye’nin hedefi yalnızca COP31’e başarılı biçimde ev sahipliği yapmak değil, bu zirveyi kalıcı tarımsal yatırımlara dönüştürmek olmalıdır.
ANTALYA’DAN ARDAHAN’A BİR ÇAĞRI!
Değerli okurlar…
COP31 Türkiye için önemli bir fırsat. Bu fırsatın diplomatik ve ekonomik kazanımlarını önemsiyorum.Ancak zirvenin gerçek başarısının Anadolu’nun üretim gücüne sağlayacağı katkıyla daha da anlam kazanacağına inanıyorum.
Antalya’da iklim konuşulurken Ardahan’ın meraları, Konya’nın suyu, Çukurova’nın toprağı, Karadeniz’in fındığı, Ege’nin zeytini, Yozgat’ın mercimeği, nohudu unutulmamalı!
Buradan Ardahan’dan Tekirdağ’a, Edirne’den Kars’a, Türkiye’nin dört bir yanındaki çiftçilerimize, üreticilerimize, ziraat odalarımıza, kooperatiflerimize ve çiftçi temsilcilerimize bir çağrıda bulunuyorum:
COP31’i yalnızca çevreyle ilgili uluslararası bir toplantı olarak görmeyelim. Bu süreci takip edelim, görüşlerimizi açıklayalım, projelerimizi hazırlayalım ve tarımın geleceğine ilişkin taleplerimizi karar vericilere ulaştıralım.
Çünkü iklimin geleceği konuşulurken toprağın sahibi, üretimin emektarı ve gıda güvenliğinin teminatı olan çiftçi masada mutlaka yer almalıdır!
Unutmayalım!İklim güvenliği olmadan su güvenliği, su güvenliği olmadan gıda güvenliği, gıda güvenliği olmadan güçlü bir Türkiye olmaz!
Tek dünya, tek çağrı, Let’s COP...
Kalın sağlıcakla…