İran, Trump’ı vurdu
Savaş cephesi sekiz günde iki kayıpla sarsıldı.
27 Ekim’de Netanyahu, 3 Kasım’da Trump ağır bir darbe yediler.
Gazze’de, Lübnan’da, İran’da, Hürmüz Boğazı’nda terör estirirken petrolü, taşımacılık maliyetlerini, enflasyonu tırmandırdılar. Bölgeyi sürükledikleri keşmekeş nedeniyle dünya ticaretinin ve piyasaların altını üstüne getirdiler.
Fakat dünyanın süper gücü de olsanız enerji ve ticaret güzergâhlarında savaş çıkarmanın sonuçlarını kendi sınırlarınızın dışında tutamıyorsunuz.
Türkiye ABD’yi İran’a saldırmaması, soykırımcı İsrail’i desteklememesi ve bölgedeki savaşların sona erdirilmesi konusunda defalarca uyarmıştı. Fakat Netanyahu’nun peşine takılan ABD Başkanı Donald Trump İran’da rejim değişikliği hayaliyle dibi görünmeyen bir kuyunun içine girdi.
ABD bir noktadan sonra kör dövüşüne dönen İran savaşını ekonomik yaptırımların seviyesini yükselterek çözmeye çalıştı. Ama İran’a bedel ödetirken İran ve Husilerin kontrolündeki ticari hatta yaşanacak tıkanmanın kendi halkının cebini yakacağını iyi hesap edemedi.
Trump şimdi görev süresinin kalan iki yılını rakiplerinin eline geçen Senato ve Temsilciler Meclisinin bunaltıcı denetimleri altında geçirmek zorunda. Kendisi artık Amerikan siyasetinin meşhur topal ördeği durumuna düştü. Fakat bu durum Türkiye açısından da yeni bir güçlük doğuruyor. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve F-35 programına dönüş gibi öncelikli meseleler Türkiye’nin ABD’den beklediği adımlardı. Demokratların güç kazanmasıyla bu dosyaların çözümünün çetin bir hâl alma olasılığı güçlendi.
Esasen Türkiye bu tehlikeyi görüyordu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Mart ayında CAATSA yaptırımlarının ara seçimlerden önce kaldırılması için çalıştıklarını açıklamıştı. Nitekim 17 Demokrat Partili Kongre üyesi KAAN için Amerikan yapımı F110 motorlarının satışını engellemeye yönelik bir girişimde bulundular. Girişime öncülük eden Demokrat Partili Dina Titus, Türkiye’nin İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’a yönelik askeri tehditlerde bulunduğunu ileri sürerek KAAN’ı bölgedeki Amerikan müttefiklerinin güvenliği açısından sakıncalı bulduklarını söylemişti. Demokratların tasarısı o Kongre'den geçmese de Türkiye'nin savunma sanayisine yönelik bu itirazların yeni kongrenin siyasi dengesi içinde daha etkili hâle geleceği anlaşılıyor.
Elbette Türkiye Trump’ın sarı saçlarına meftun değil. Türkiye ABD ilişkisinin geleceği Amerikan başkanının şahsına yahut siyasi geleceğine de bağlı değil. Fakat ABD’de yeni kurulacak dengeler Türkiye’nin çıkarlarını karşılayamayacak bir denklem oluşturursa ortada Türkiye’nin sevineceği bir netice de yok demektir. Seçimleri kimin kazandığından ziyade Türkiye’nin bu hesaplaşmadan ne kazanacağına bakmak gerekli.