COP31: Antalya’dan hayatımıza ne yansıyacak?
Antalya’da kurulacak iklim masasında yalnızca sıcaklık artışı konuşulmayacak. Üretimin, enerjinin, gıdanın ve finansmanın geleceği de tartışılacak. Asıl mesele, ülkelerin açıkladığı iklim hedeflerini hangi kaynaklarla ve hangi adımlarla hayata geçireceği olacak.
9 Kasım’da dünyanın gözü Antalya’ya çevrilecek. Türkiye’nin ev sahipliğinde 20 Kasım’a kadar sürecek COP31, ülkeleri iklim değişikliğiyle mücadelede ortak çözümler aramak üzere bir araya getirecek. Peki, günlerce süren toplantılarda ne konuşulacak? Daha önemlisi, çıkan sonuçlar fabrikadaki üreticiyi, tarlasındaki çiftçiyi ve evindeki vatandaşı neden ilgilendiriyor?
COP, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf ülkelerin yılda bir düzenlenen ve yaklaşık 197 ülkenin katıldığı bir konferanstır. Bu yıl otuz birincisi düzenleniyor. Aynı çatı altında Paris Anlaşması’nın uygulanması da görüşülüyor. Daha önce bu köşede COP31’in enerji boyutunu ele almıştık. Şimdi konferansın bütününe bakalım: Antalya’da konuşulacak konular hayatımızın hangi alanlarına dokunacak?Açıklanan sözlerin uygulamaya dönüştüğünü nasıl anlayacağız?
Masanın temel soruları açık:
- Sera gazı salımları nasıl azaltılacak?
- Kuraklığa, taşkına ve aşırı sıcaklara nasıl hazırlanacağız?Dönüşümün finansmanını kim sağlayacak?
- İklim afetlerinden ağır zarar gören ülkeler nasıl desteklenecek?
- Açıklanan hedeflerin yerine getirilip getirilmediği nasıl izlenecek?
Cevaplarda uzlaşmak ise kolay değil. Sanayileşmiş ülkelerin geçmişten bugüne atmosfere bıraktıkları sera gazlarından doğan sorumluluklarıile gelişmekte olan ülkelerin kalkınma ihtiyaçlarıarasında bir denge kurulması gerekiyor. Küçük bir ada ülkesi yükselen deniz seviyesine karşı varlığını korumaya çalışırken, başka bir ülke büyüyen nüfusuna güvenilir ve uygun maliyetli enerji sağlamak istiyor. Müzakere, bu farklı ihtiyaçlar arasında adil ve uygulanabilir bir denge kurma çabasıdır.
COP31’in Aksiyon Ajandası da meselenin hayatımızdaki karşılığını 10 öncelikli tema üzerinden ortaya koyuyor.
Sıfır Atık, kaynakları çöpe göndermeden değerlendirmeyi; Okyanuslar ve Denizler, deniz ekosistemlerini korumayı; Gıda Güvenliği, değişen iklimde üretimi ve sofralarımızı güvence altına almayı öne çıkarıyor. İklim Dirençli Şehirler, yerleşimleri afetlere hazırlamayı;İklim Uygulama Köprüsü, hedeflerle sahadaki uygulama arasındaki mesafeyi kapatmayı amaçlıyor.
Gençlik ve Eğitim, dönüşümün gerektirdiği bilgi ve becerilere; Yeşil Sanayileşme, daha temiz ve rekabetçi üretime; Temiz Enerji Dönüşümü, enerji sistemlerindeki dönüşüme odaklanıyor.Rio Sinerjisi, iklim, biyolojik çeşitlilik ve çölleşmeyle mücadeleyi birlikte değerlendirmeyiifade ediyor. Dinamik ve Dayanıklı Sağlık Sistemleri ise sağlık hizmetlerini iklim risklerine hazırlamayı amaçlıyor.
Bu temalar, ülkelerin müzakere ederek karara bağlayacağı resmî gündemle aynı şey değil. Hükümetlerin yanında belediyeleri, şirketleri, üniversiteleri ve toplumu da çözüm üretmeye çağıran uygulama alanlarıdır. Finansman, teknoloji ve kurumsal kapasite ise bu alanların ortak ihtiyaçlarıdır.
Vatandaş açısından bunların hepsi ne anlama geliyor? Çiftçi için kuraklıkta ürününü koruyacak sulama sistemine, sanayici için ise daha az enerji tüketen makinealmasını sağlayacakfinansmana erişmekdemektir. Şehirlerde yağmur suyunu taşıyabilecek altyapının güçlendirilmesi, evlerin ve iş yerlerinin taşkınlara karşı korunmasıdemektir. Çalışanlar içinse değişen üretim yöntemlerine uyum sağlayacak eğitimlere erişmek, yeni iş alanlarına hazırlanmak demektir.
Antalya’da alınacak kararlar ertesi sabah faturamızı değiştirmeyecek. Ancak hangi yatırımların destekleneceğini, finansmanın nereye yöneleceğini ve hangi mesleklere ihtiyaç duyulacağını zaman içinde etkileyebilir. Bu yüzden iklim müzakereleri, geçimimizden işimize, soframızdan yaşadığımız şehrin güvenliğine kadar uzanan çok önemli bir meseledir.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) bünyesindeki teknik inceleme çalışmalarımda gördüğüm temel meselelerden biri de budur: Hedef açıklamak kadar, yapılan işi güvenilir verilerle göstermek de önemlidir. Niyet ile sonuç arasındaki farkı ancak şeffaf raporlama ve düzenli değerlendirmeyle görebiliriz.
Türkiye için ev sahipliğinin değeri de burada yatıyor. Antalya, farklı kalkınma ihtiyaçlarının dinlendiği, çözüm ortaklıklarının kurulduğu ve uygulanabilir projelerin geliştirildiği bir buluşmaya dönüşmeli. Kamu kurumlarımızın, sanayimizin, belediyelerimizin ve üniversitelerimizin hazırlığı, konferans sonrasında da karşılık bulmalı.
COP31’i izlerken aklımızda üç soruyu tutalım:
- Hangi konuda ilerleme sağlandı?
- Uygulama için hangi kaynaklar ve sorumluluklar belirlendi?
- Sonuç nasıl takip edilecek?
Antalya’nın başarısı, kapanışta verilen mesajların gücüyle birlikte, sonrasında hayata geçirilen işlerle de ölçülecek. Türkiye’nin kalıcı katkısı, müzakere masasındaki uzlaşmayı sahadaki uygulamayla buluşturmak olacaktır.