Meşrutiyette en önemli şey basın özgürlüğüdür

Bu meşrutiyet devam ettiği müddetçe kıymet vereceğiniz yalnız bir şey vardır. Bu şey, matbuatın serbestisidir. Millet derin bir uykudadır. Onu uyandıracak şey, milletin, kendi varlığını, hayatı için tehlikenin ve selametin hangi tarafta olduğunu, hulasa istikbaldeki hedeflerini, gayelerini öğrenmesidir. Hür ve serbest bir matbuat olmazsa, bunları milletin her ferdine anlatmak nasıl mümkün olabilir?

14.07.2019 09:18

ZİYA GÖKALP’İN EĞİTİM HAYATI - 12

Bilmelisiniz ki, bu ilk meşrutiyet -nasıl elde edilmiş olursa olsun- hakiki bir meşrutiyet olmayacaktır. Meşrutiyeti beş on kişinin anlaması ve istemesi kâfi değildir. Meşrutiyetin hakiki bir meşrutiyet olabilmesi için bütün milletin onu anlaması lazımdır. Hâlbuki milletimiz, şimdilik derin bir uyku içindedir. Uykuda olan bir millet, meşrutiyetin kıymetini takdir edebilir mi? Binaenaleyh, bu ilk meşrutiyet, çok devam edemeyecek, Meclis-i Mebusanın kapatılması kapısı yeniden kapanacaktır. Bu kapanmanın ne suretle olacağını Avrupa’daki emsaline ve memleketimizdeki ahvale nazaran tahayyül edebiliriz.

Ben muhayyilemde şöyle görüyorum: O zaman ruhlarda, henüz ihtirasları zapt edecek manevi bir dizgin bulunmayacağı için, mebuslar imtiyaz almak hususunda birbiriyle yarışa çıkacaklar. Gazeteler şantaj yapmaya kalkışacaklar Bazı müfritler, en canlı ananelere bile hücum edecekler. Tabii, bu gibi ahval, meşrutiyetperver olanları bile gücendirecektir. Bundan başka bazı kimseler ‘İttihat-ı İslam’ teşkilatı ve propagandası yapacaklar. İngilizler bu teşkilattan, bu propagandadan kuşkulanarak Saray’dan Meclisin kapatılmasını isteyecekler. Saray, zaten kürsüde söylenen ve gazetelerde yazılan demokratça sözlerden kendi nüfuzunun azalmakta olduğuna hükmetmeye başlayacağından, bu teklifi canına minnet bilecek, bir iki gazeteyi satın alarak meşrutiyet aleyhinde şiddetli bir hücum yaptırdıktan sonra, bir sabah ‘irade-i seniyye’ ile Meclisin müsait bir zaman gelince açılmak üzere seddedildiğini (kapatıldığını) ilan edecek. İşte, bu ilk meşrutiyetin uğrayacağı akıbet budur. Bunu ben şimdiden bütün vuzuhuyla (açıklığıyla) görüyorum. Benim kadar tecrübeniz olsaydı, siz de benim gibi görecektiniz.

MİLLET NASIL UYANABİLİR?

Mamafih, bu ilk meşrutiyetin böyle az zamanda elden çıkacağına müteessif olmayınız Bunun hakiki bir meşrutiyet olamayacağını daha evvel söylemiştim. Bu meşrutiyet devam ettiği müddetçe kıymet vereceğiniz yalnız bir şey vardır: Bu şey matbuatın serbestîsidir (basın özgürlüğüdür). Benim vasiyetim de yalnız bu noktaya aittir. Millet derin bir uykudadır, demiştim. Onu uyandıracak şey, milletin, kendi varlığını, hayatı için tehlikenin ve selametin hangi tarafta olduğunu, hulasa istikbaldeki hedeflerini, gayelerini öğrenmesidir. Hür ve serbest bir matbuat olmazsa, bunları milletin her ferdine anlatmak nasıl mümkün olabilir? Fakat bu hedefleri yazabilmek için evvelemirde mütefekkirlerimizin bunları bilmesi lazımdır. Hâlbuki bugün milletimizin hedeflerinin, gayelerinin ne olacağına dair hiçbir mütefekkirimizin muayyen bir kanaati yoktur. Benim en ziyade korktuğum cihet, meşrutiyet ilan olununca, bu meşrutiyete evvelden hazırlanmış mütefekkirlerin mevcut bulunmayışıdır. Eğer böyle bir hal vukua gelirse, matbuatın o vakit ki serbestisinden milletimizin hiçbir istifadesi olmayacak demektir. İşte bu korkudur ki, beni milletimin gençlerine vasiyet etmeye sevk ediyor. Beklediğimiz güne kadar, daha on sene kadar, bir zaman var! Siz gençler bu on sene zarfında geceli gündüzlü okuyarak, düşünerek aramalısınız. Bu milletin tehlike ve selamet noktalarını tayin ve tespit etmelisiniz.

Bu millete her şeyden evvel hangi fikirleri, hangi duyguları, hangi idealleri telkin etmek faydalıdır? Hangi fikirler bu milleti dalmış olduğu derin uykudan uyandırabilir? Hangi mefkûreler onu yeni bir tekâmül istikametine doğru yürütebilir? Hangi umdeler (ilkeler) onu medeniyete doğru yükseltebilir? İşte bütün bu noktaları arayıp tarayıp keşfetmelisiniz! Hulasa, milletimizin uyanması ve yükselmesi için lazım gelen vazıh (açık) program elinizde hazır bulunmalı! Ta ki, meşrutiyet ilan edilince başkaları gibi şaşırıp kalmayasınız. Ne yazacağınızı ve hangi fikirleri neşredeceğinizi vazıh bir surette bilesiniz! Bence, tasavvur ettiğim gibi, programınızı hazırlamış olursanız, meşrutiyet gelip de matbuatın serbestisi hâsıl olunca derhal bir gazetenin yahut mecmuanın başına geçmelisiniz.

Hazırlamış olduğunuz efkâr-ı müdire ve muvecceheyi, (etkili ve doğru fikirleri) hedefleri, mefkûreleri (ülküleri), umdeleri (ilkeleri) hiç durmaksızın yazmalı ve neşretmelisiniz! Hiç durmaksızın diyorum! Çünkü bu ilk meşrutiyet hakiki olmadığı için uzun müddet devam etmeyecektir. Binaenaleyh matbuatın serbestisi milli hayatımızda süreksiz olacaktır. Bundan azami bir surette istifade edebilmek için ne kadar çok yazmaya ve mümkün olduğu kadar her meselenin ruhunu ve esasını teşrih edebilmeye (yaymaya) gayret etmelisiniz! Fırsat, kanatlı bir kuş gibidir, hemen elden kaçabilir. Böyle zamanlarda teenni ile hareket, ‘yavaş yavaş’ felsefesi çok muzırdır! Yazmakta müsâraat (acele/sürat) göstermediğiniz takdirde, yazacağınız birçok fikirler yazılmamış kalacaktır. Binaenaleyh milletimize, acilen bilmesi elzem olan fikirlerin hepsini yazabilmek için son derece istical (acele/ivedilik) lazımdır.

Bu yazılacak şeyler, zannetmeyiniz ki, yazıldığı zaman okunacak ve o zaman lazım gelen tesiri yapacaktır! Hayır! O heyecanlı devirde, o ihtiraslı keşmekeş arasında ihtimal ki, bu yazılar hiç okunmayacaktır. Yahut okunacaktır da anlaşılmayacaktır. Fakat elzem olan bunların derhal okunması anlaşılması değildir. Elzem olan milli programın, milli mefkûrelerin bir kere matbu sahifeler haline geçmesidir. Tab olunan bir yazı asla imha edilemez. Milli mefkûreler ve umdeler bir kere tab ve neşrolunduktan sonra, artık hiçbir şeyden korkum kalmaz. İsterse matbuat eskisinden daha ağır zincirlerle bağlansın. İsterse hürriyet devrinde basılan bütün mecmualar gazeteler memnu (yasak) ve mızır (zararlı) evrak sırasına geçsin. Bunların hiçbirisinden müteessir olmam ve hatta bu tazyikler ne kadar şiddetli bir surette avdet ederse (geri dönerse) o derece menün olurum.

Çünkü tazyik ne kadar artarsa uyanmayı o derece tesri eder (hızlandırır). Bundan başka, muzır evrak sırasına geçmiş olan yazıları okumaya insanlar daha çok hırslıdırlar. Biz bugün nasıl tehlikelere atılarak, bugünkü evrâk-ı muzireyi (zararlı evrakı/ yayımları) okuyorsak, istikbaldeki istibdat (baskı) devrinde de o memnu (yasak) yazılar bu derece iştiyaklarla aranacak ve elden dolaşarak herkes tarafından okunacaktır. Eğer gösterilen mefkûreler doğru ise, eğer ortaya atılan umdeler faydalıysa, bu yazıların böyle ihtiras ve iştiyakla okunması milleti gerçekten uyandıracak ve kendi mukadderatını eline almaya sevk edecektir. İşte bu suretledir ki, uykudan uyanan millet, kendi içtihadıyla hayatına elzem göreceği meşrutiyet hakiki bir meşrutiyet olacak ve artık millete ve matbuata daimi bir hürriyet temin edecektir. İşte, bugün milletimin bütün gençlerine tebliğ etmekte olduğum vasiyet bundan ibarettir!”

İSTİBDAT AVDET ETTİ

Aynı yazısında Ziya Gökalp, Naim Bey’in vasiyetini bu şekilde anlattıktan sonra kendisi sonraki gelişmeleri de dikkate alarak şu yorumu yapmıştır: “Bu sözlerin ne kadar doğru olduğunu zaman gösterdi. Mütarekeden sonra istibdat avdet ederek (geri dönerek) Meclis-i Mebusanı dağıttı. Birçok mütefekkirlerle gazeteciler Malta’ya götürülerek matbuatın serbestisine nihayet verildi. Fakat büyük felaketler, fikirlere nispetle daha kuvvetli münebbihler (uyarıcılar) olduğu için millet okumaya, düşünmeye vakit bulamadan, uyanmaya, çiğnenen haysiyet ve hukukunu kurtarmaya mecbur oldu. Dahi bir kahraman öne düşerek milleti büyük muzafferiyetlere nail etti. Mamafih, bu harikulade ahval zuhur etmeseydi, ihtiyar meşrutiyetperverin bütün görüşleri noktası noktasına doğru çıkacaktı.

İhtiyar meşrutiyetperver bu sözleri söyledikten sonra vasiyetini tutacağıma dair benden söz aldı. Ben de vatan yolunda nasıl çalışmam lazım geldiğini vazıh (açık) bir surette göstererek beni gerçekten irşat eden bu arif insanı kendime “pir” addettim.” BİTTİ

 

SEÇİLMİŞ KAYNAKÇA

ASENA, A. C., “Arkadaşım Ziya Gökalp”,
Ziya Gökalp Dergisi, Cilt: 1, sayı: 3-4. Ve C:
2, Sayı: 6 (Ocak-Nisan 1977).
AYNÎ, M. A., “Ziya Gökalp’in Diyarbekir’deki
Talebeliği”, İş Dergisi, Sayı: 10
(Ekim, 1954).
CEVDET, Dr. A., “Ziya’nın Ziyaı”, Son
Telgraf Gazetesi, 26 Ekim 1924.
CEVDET, Dr. A., “Ziya”, Milli Mecmua,
Sayı: 24 (Kasım, 1924), s. 375-376.
DİZDAROĞLU, H., Ziya Gökalp Üzerinde
Araştırmalar, Ankara, Aslımlar Matbaası,
1981.
DURU, K. N., Ziya Gökalp, İstanbul,
1949.
ERİŞİRGİL, M. E., Bir Fikir Adamının Romanı
Ziya Gökalp, 3. Baskı, Yayıma Hazırlayanlar:
A. Kazancıgil, C. Alpar, Nobel,
Ankara, 2007.
GÖKALP, N., “Ağabeyim Ziya Gökalp’in
Hayatı”, M. F. Kırzıoğlu, Doğumunun 80.
Yıldönümü Dolayısıyla Ziya Gökalp ve
Açılan Ziya Gökalp Müzesi, Işıl Matbaası,
İstanbul, 1956.
GÖKALP, N., “Merhum Ziya Gökalp
Beğ’in Doğumu ve Ölümü-II”, M. F. Kırzıoğlu,
Doğumunun 80. Yıldönümü Dolayısıyla
Ziya Gökalp ve Açılan Ziya Gökalp
Müzesi, Işıl Matbaası, İstanbul, 1956.
GÖKALP, Z., “Felsefi Vasiyetler-II., Hocamın
Vasiyeti,” Küçük Mecmua, Sayı: 8 (2
Ekim 1922), s. 1-15.
GÖKALP, Z., “Felsefi Vasiyetler-III., Pirimin
Vasiyeti”, Küçük Mecmua, Sayı: 19 (9
Ekim 1922), s. 1-15.
GÖKALP, Z., “Mektepte Cumhuriyet İlanı”,
Cumhuriyet, 21 Ekim 1924.
GÖKALP, Z., “Münteşir ve Müteazzi Müeyyideler”,
Yeni Mecmua, C: II., Sayı: 42-2
(1918)., s. 306-308.
GÖKALP, Z., “Refah mı Saadet mi?”, Küçük
Mecmua, Sayı:1 (5 Haziran 1922), s.
3-6. Z. Gökalp, Makaleler VII., Hazırlayan:
A. H. Çay, Ankara, 1982, s. 5.

GÖKSEL, Ali Nüzhet, Ziya Gökalp ve Çınaraltı,
İstanbul, İkbal Kitabevi, 1939.
GÜLER, Ali, Bayraklaşan Akif: Mehmet
Akif Ersoy’un Soyu, Ailesi ve Hayatı, Halk
Kitabevi, İstanbul 2017, s. 44 vd.
GÜLER, Ali, Ziya Gökalp: Cumhuriyet’e
Ruh Veren Adam (Soyu, Ailesi, Hayatı ve
Kişiliği), Halk Kitabevi, İstanbul, 2018.
HANİOĞLU, Ş., Dr. Abdullah Cevdet ve
Dönemi, İstanbul, 1982.
K. N. Duru, Ziya Gökalp, İstanbul, 1949.
KIRZIOĞLU, M. F., “Ziya Gökalp Müzesi
Kılavuzu, Gökalp Ailesi Kütüğü, Ziya Gökalp
Kronolojisi ve Gökalp Albümü”, Doğumunun
80. Yıldönümü Dolayısıyla Ziya
Gökalp ve Açılan Ziya Gökalp Müzesi, Işıl
Matbaası, İstanbul, 1956.
KORKMAZ, A., Ziya Gökalp, Aksiyonu,
Meşrutiyet ve Cumhuriyet Üzerindeki Tesirleri,
MEB. Yayınları, İstanbul, 1994.
METEHAN, O., Ziya Gökalp ve Din (Ziya
Gökalp’in Dini Görüşleri), Dede Korkut
Yayınları, Tarihsiz.
SOMEL, S. A., “Melekler, Vatanperverler
ve Ajan Provokatörler: Mutlakıyet Devri
Diyarbakır Okul Gençliği, Bürokrasi ve
Ziya Gökalp’in İdadi Öğrenciliğine İlişkin
Soruşturma Kayıtları (1894-1895)”, Yakın
Türkiye Tarihinden Sayfalar: Sina Akşin’e
Armağan, Editör: M. Ö. Alkan, İş Bankası
Kültür Yayınları, İstanbul, 2014. http://
research. sabanciuniv.edu/ 24852/1/
Gen%C3%A7_Ziya_G%C3%B6kalp_makale_
Yeni_Versiyon_Somel.pdf
ŞAPOLYO, E. B., Ziya Gökalp, İttihadı
Terakki ve Meşrutiyet Tarihi, İnkılap ve
Aka Kitabevi, 2. Baskı, İstanbul, 1974.
TÜRKDOĞAN, O., Ziya Gökalp Sosyolojisinde
Bazı Kavramların Değerlendirilmesi,
İstanbul, 1978.
TÜTENGİL, C. O., Ziya Gökalp Üstüne
Notlar, Genişletilmiş Yeni Basım, Varlık
Yayınları, İstanbul, 1964.
ÜLKEN, H. Z., Türkiye’de Çağdaş Düşünce
Tarihi, İstanbul, 1966.
YAĞMURDERELİ, Z., Ziya Gökalp’in
Ölüm Yılında Yazılanlardan Seçmeler,
Ankara, 1982.