Bu neyin ve kimin geleceği?

Kurulan partinin, neyin geleceği olacağı şimdiden bellidir. Kemal Derviş türevi transferlerin yapılacağının işaretini, ipin ucunu tutanlar açık ve net şekilde göstermişlerdir. Millet iradesini birbirlerine peşkeş çekiyorlar, sonra da dönüp milletin aklıyla alay ederek, haktan, hukuktan, adaletten, ahlaktan ve demokrasiden bahsediyorlar.

14.12.2019 10:00

           Ahmet Davutoğlugiller, üstendikleri Kemal Derviş rolünde yeni bir adım daha attılar ve parti kurduklarını açıkladılar. Partinin adı “Gelecek Partisi” olmuş. GP’nin kime, nasıl bir gelecek oluşturacağı, başındaki şahsiyetin sicilinden, hedeflerinden ve hatta varlık sebebinden bellidir. Kaldı ki, ilginç gelişmeler, tesadüf sayılamayacak kararlar da yeteri kadar fikir veriyor.

SÜLEYMAN ŞAH’I KAÇIRDI

         Ahmet Davutoğlu, bu ülkede gelmiş geçmiş en başarısız Dışişleri Bakanı ve Başbakan olarak siyaset tarihinde yer almıştır. Türkiye’nin ağır bedeller ödemek zorunda kaldığı ve temizlemek için bugün dahi uğraşmak zorunda kaldığımız ne kadar şey varsa, tamamı, işbaşında olduğu döneminde yaşanmıştır. Başka hiçbir şey olmasa dahi, Süleyman Şah Türbesi’ni alıp kaçmak ve kendi toprağımızı terk etmek gibi tarihimizde eşi emsali görülmemiş bir vahamet, Davutoğlu’nun marifetidir. Bir de bunu üstün başarı olarak anlatmıştı. AK Parti’ye nasıl girdiği, nasıl yükseldiği ve bu kadar yetersizliğe rağmen nasıl devam ettiğinin, ayrıca üzerinde durulması gerekir ki, bugün tam da bu aşamadayız. Kurduğu partinin bir siyasi boşluğu doldurmayacağı, millette bir karşılığının olmadığı ve hiçbir zaman olmayacağı iki kere ikinin dört ettiği kadar kesindir. Buna rağmen ısrarla, inatla ve biraz da acele ile parti kurup, bu partinin adını da  “Gelecek” olarak açıklaması, aldığı rolü oynamakta Kemal Derviş’i bile geride bırakacağını ispatlamaktadır.

ALIN SİZE GELECEK!

         Hiç uzatmadan, kurduğu partinin neyin geleceği olacağını ortaya koyan bazı hatırlatmalarda bulunalım. Türkiye büyük bir beka mücadelesi veriyor. Barış Pınarı Harekâtı gibi, bütün dünyanın dikkat kesildiği ve varlığımızı ve geleceğimizi doğrudan ilgilendiren bir operasyon yaptık. Siz yıllarca Dışişleri Bakanlığı yapmış, Başbakanlık görevi üstlenmiş birisi olarak Ahmet Davutoğlu’ndan bu konuda ülkenin ve milletin faydasına sayılacak, yapılana destek olacak bir açıklama, bir söz, hatta bir kelime duydunuz mu? Ama bu harekâtı yapan, destek olan, moral ve siyasi destek veren Cumhur İttifakı'nı nasıl hedefe koyduğunu, hangi yakıştırmalarla nasıl saldırdığını ibret verecek biçimde izledik. Alın size gelecek!

TESADÜFE BAKIN

         ABD ile bu kadar meselemiz var. S-400’leri alıp kendi hava sahamızı savunmaktaki kararlılığımıza karşılık olarak, F-35’leri vermeyeceklerini açıkladılar. Bununla da kalmadılar, yaptırım tehditlerinde bulundular. Kendi kirli ve kanlı geçmişlerine bakmadan, Ermeni iftiraları ile ilgili tasarıyı önce Temsilciler Meclisinden, şimdi de Senatodan geçirip, güya bize gözdağı verdiler. Peki, siz Ahmet Davutoğlu’ndan bu konuda bir küçük laf işittiniz mi? Kendi partisine ültimatom veren  Davutoğlu, ülkenin en önemli, en hayati meselelerinde neden sessiz kalır? Şu işe bakın ki, partisini kurduğu gün, ABD’nin Ermeni iftiraları ile ilgili tasarıyı kabul ederek Türkiye’ye parmak salladığı güne denk geldi. Hadi bunu tesadüf saydık da, bu suskunluğu nasıl izah edeceğiz? Susmak, kabullenmek değil midir? Bu durum çıktığı yolun, kurduğu partinin neyin geleceği olduğunu anlamaya da anlatmaya da yetmez mi? Belli ki birileri, “biz dışarıdan saldırıyoruz, siz de içeriden harekete geçin” diyor.

 TRANSFER İPİ UZATILDI

         Partisi açıklandığı için Ahmet Davutoğlu üzerinden gidiyoruz, yoksa diğerlerinin de bir farkı yoktur. Hepsi aynı yolun yolcusudur. Bakmayın siz ayrı ayrı hareket ediyormuş gibi görünmelerine, sadece cepheyi genişletiyor, güya bir boşluk bırakmıyorlar. Çıkış noktaları aynıdır, hedefi gösterenler aynıdır, yürüdükleri yol aynıdır. Aralarında şahsi sürtüşmelerin olması, benlik kavgalarının bulunması sonucu değiştirmeyecektir, zaten bir süre sonra yollarının kesişmesi de bizim için şaşırtıcı olmayacaktır. Kurulacak ikinci partinin, planlanan geleceğin detayları ile ilgili yeni ipuçları vermesi kuvvetle muhtemeldir. Hatta isimde bile aralarındaki paslaşmanın yansımalarını görmek yine ihtimal dahilindedir. Kurulan ve kurulacak parti ile de sınırlı olmadıklarını biliyoruz. Daha ilk günden kendilerine uzatılan ip’i ibretle izliyoruz. Kemal Derviş türevi transferlerin yapılacağının işaretini ipin ucunu tutanlar açık ve net şekilde göstermişlerdir. Millet iradesini birbirlerine peşkeş çekiyorlar, sonra da dönüp milletin aklıyla alay ederek, haktan, hukuktan, adaletten, ahlaktan ve demokrasiden bahsediyorlar.

GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER

         Karanlığın en zifiri olduğu an, sabahın en yakın olduğu saattir. Herkes varlık sebebinin gereğini yerine getiriyor. Türkiye’ye karanlık bir gelecek öngörenler, meydanın boş olmadığını bilmelidirler. Türklüğe düşman, gerçeğe ters, sicili bozuk, niyeti karanlık olanların gelecek hesabının bu milletin faydasına olmasını beklemek mümkün değildir. Kemal Dervişler geldikleri gibi gittiler. Zarar verdiler, iz bıraktılar, uğraştırdılar, bedel ödettiler ama bu milleti teslim alamadılar. Şimdi yeni bir taktikle ortaya çıkmaları sonucu değiştirmeyecektir.