Günah bizden gitti

14.11.2019 10:00

ABD ziyaretinin her sorunu çözeceğini, iki ülke arasında bir bahar havası oluşturacağını beklemek beyhudedir. Karşımızda kana doymayan, bir damla petrol için dünyayı ateşe vermekten çekinmeyen bir emperyalist canavar var. Bir anda bu kan emici tavrından vazgeçmesini beklemek iyimserliğin de ötesinde, saflık olur.

MÜTTEFİKLİK KÂĞIT ÜZERİNDE

Ben bu yazıyı yazarken, Sayın Cumhurbaşkanının Trump ile görüşmesi henüz başlamamıştı. Karşımızdakinin kim olduğunu bildiğimiz için, sonucun ne olacağını da tahmin edebiliyoruz. ABD ile çok ve derin meselelerimiz var. En ivedi ve büyük meselemiz olan terörle mücadelede hep arkamızdan vurulduk. Gözümüzün içine bakarak, can düşmanımız olan terör örgütlerine binlerce tır dolusu silah verdiler. Bir terör elebaşısını muhatap aldılar. Yaşananlarla bağlı olarak, stratejik ortaklık kağıt üzerinde kalmıştır. Müttefikliğin içi boşaltılmıştır. Masada her şey güzel gitse, Türkiye’nin bütün istekleri kabul görse bile, bunun sahaya aynı şekilde yansımayacağını defalarca test ettik ve gördük. Kaldı ki, karşımızda bir dediği diğerini tutmayan, günde birkaç defa tavır değiştiren, iç siyasette kendi derdine düşmüş; dışarıda itibarı, saygınlığı yerlerde sürünen bir adam var.

VERİLEN SÖZLERDE DURULACAK MI?

Davet, Trump’tan gelmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı durum değerlendirmesi yapmış, bir telefon görüşmesi ile ön temaslarda bulunmuş ve karşılıklı görüşmenin faydalı olacağı kanaatine vardığı için de davete icabet etmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı bu ziyareti yapmakla diplomasi yolunun açık olduğunu ortaya koymuş, bütün dünyaya Türkiye’nin iyi niyetini göstermiş ve “günah bizden gitti” demiştir. Muhatabına olanları da, olması gerekenleri de, olacakları da söylemiş ve Türkiye’nin kararlılığını net olarak dostadüşmana ilan etmiştir. Verilen sözlerde durulur, yapılan görüşmeden çıkan sonuçlara bağlı kalınırsa mesele yoktur ve her iki taraf da bundan fayda görecektir. Ama şimdiye kadar olduğu gibi, yine terör örgütleri bize tercih edilirse, masada başka şeyler söylenir, sahada tam tersi işler yapılırsa, artık dönüşü olmayan bir yola girilecektir ve Türkiye kendi milli güvenliğinin, kendi varlığının ve geleceğinin gereklerini en küçük bir tereddüt göstermeden yerine getirecektir.

BU YOLDAN DÖNMEYİZ

Sayın Devlet Bahçeli’nin belirttiği gibi, hiç şüphe yok ki, muhatapları açısından Türkiye’nin dostluğu değerli, düşmanlığı ise çok tehlikelidir. Ziyaretten çıkacak sonuç ne olursa olsun, Türkiye çıktığı bu yoldan dönmeyecektir. Bu terör belasını artık tamamen defetmek ve huzuru sağlamak zorundayız. Türkiye üzerinde oynanan oyunları bozmak ve her kalleşliğe, her ihanete sonuna kadar direnmek durumundayız. Sayın Cumhurbaşkanı Türkiye’nin güvenliği ve menfaatleri açısından çok doğru şeyler söylüyor, çok doğru şeyler yapıyor. Bu durumda sonuna kadar destek olmak görevimizdir. Hükümetin zaafa uğraması, Sayın Cumhurbaşkanının zarar görmesi uğruna ülkenin varlığı ve birliğini hiçe sayanlar, sözde muhalefet yapmak uğruna ABD’nin sözcülüğünü yapanlar ihanet içindedirler.

KILIÇDAROĞLU VE MACRON

Bu gafiller, ülke yönetimi kendilerine geçerse, ABD’nin bütün bu kalleşliklerden vazgeçeceğini, terör örgütlerinin geri çekileceğini, Ermeni iftiralarının artık sona ereceğini, Türkiye üzerindeki tezgâhların yıkılacağını mı zannediyorlar? Tam tersine, CHP gibi tutarsız, savruk, ciddiyetsiz, ülke ve dünya gerçeklerinden habersiz, küçük menfaatler uğruna ihanete bile onay veren partilerin yöneteceği bir Türkiye, çok daha büyük bir tehdit altına girecek, bu ülke ve milletle meselesi olanlar bayram edecektir. Trump’la Kılıçdaroğlu’nun birbirlerini tamamlayarak gittikleri yolun sonu başka nereye çıkabilir? Macron’un söylediklerini alın, yanına da Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarını koyun, nasıl örtüştüğünü ibret verecek biçimde göreceksiniz. Başka bir şey olmasa dahi, Türkiye topyekûn bir mücadele verirken, Sayın Cumhurbaşkanı çok önemli, çok kritik, çok hayati bir ziyaret için yola çıkmışken, Kılıçdaroğlu’nun özellikle Türkiye’nin milli güvenliği ile ilgili konularda aslı astarı olmayan şeylerle saldırıya geçmesi, kime ve neye hizmet ettiğini anlamaya da anlatmaya da fazlasıyla yetmez mi?

YOL DOĞRU, NİYET TAM

Aldıkları birkaç belediyenin şımarıklığı ile tamamen kendilerini kaybetmiş durumdalar. Partinin başı, Türkiye ile meselesi olanlara malzeme vermek, ülkenin direncini kırmaya çabalamakla meşgulken, İstanbul’un sorunlarını çözmekle görevli belediye başkanı da temel atmamakla, yani sorunları çözmemekle övünüyor. Bu zihniyete İstanbul’u teslim etmenin, ne büyük bir yanlış olduğunu, yaşayarak görüyoruz. O zaman da söylemiştik, CHP’ye verilen belediyeler, çok daha büyük bir felaketin önünü kesmiştir. Bunları bilmeyen, tanımayanlar, ne olduklarını görmüş ve bu zihniyetin yokluktan, sorundan, kargaşadan, kavgadan ve ihanetten başka bir şey getiremeyeceğini bir defa daha anlamışlardır. Biz işimize bakalım. Yol doğru, niyet tamdır. Bu ülke bizim, bu devlet bizim, bu millet de bizimledir.