Bağımlılık terörü
Tehditleri genelde gürültüsünden tanırız. Patlayan bir bomba, çalan bir siren, ekrana düşen o meşhur “son dakika” yazısı. Terör böyledir; ani gelir, sarsar, hepimizi aynı anda irkiltir. Korkutucudur çünkü görünürdür.
Ancakuyuşturucu, alkol, kumar, bahis ve dijital bağımlılıklar öyle değildir. Patlamazlar. Manşet olmazlar. Siren çalmazlar. Sessizdirler. İşte tam da bu yüzden daha tehlikelidirler. Toplumun içine sızar, çözülmeyi derinleştirir ve geride onarılması zor yıkımlar bırakır.
Terörün aktörleri bellidir. Devlet güvenlik önlemlerini alır, failler yakalanır. Acısı büyüktür ama mücadele yolu bellidir. Bağımlılıkta ise tablo çok daha karmaşıktır. Ne bir örgüt adı vardır ne de tek bir fail. Evin içine girer; çocuğun odasına, okul koridorlarına, iş yerlerine, hatta siyasetin ve yönetimin içine kadar sızar. Kimseyi bir anda öldürmez ama kişiyi, aileyi, toplumu ve yönetimi adım adım esir alır.
En tehlikeli tarafı da burada başlar;normalleşme.“Bir kereden bir şey olmaz.”“Herkes yapıyor.”“Abartıyorsunuz.”
Toplum terörü bir beka meselesi olarak görür, ayağa kalkar. Bağımlılık karşısında ise çoğu zaman susar. O sessizlik, bağımlılığın en büyük müttefikidir. Sessizlik büyüdükçe bireysel ve toplumsal irade zayıflar. İradesi zayıflayan birey ailesini ihmal eder, işini kaybeder, topluma yabancılaşır. Bu sessiz bir çöküştür.
İşin bir de ekonomik boyutu var. Bağımlılık sürekli, kronik ve sinsi bir kayıp üretir, yıllar boyunca bütçeleri eritir. Bu bedeli sadece devlet değil; toplum, aileler ve bireyler ağır ağır öder.
Terör korkutarak bölmeye çalışır. Bağımlılık ise çürüterek.
O yüzden “bağımlılık terörü” demek, terörü küçümsemek değildir. Aksine, uzun vadeli güvenliğin nereden geçtiğini hatırlatmaktır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Uyuşturucu, alkol, sigara, bahis ve kumar bağımlılığı milli bünyemiz açısından terör kadar, hatta terörden daha zararlı boyutlara ulaşmıştır” sözü tam da bu yüzden önemlidir. Bu, sıradan bir sağlık uyarısı değil; aileyi, toplumu, geleceği ve devleti ilgilendiren açık bir milli alarmdır. Nitekim MHP Grubu da Meclis’te ve kamuoyunda bu tehdidin hafife alınmaması gerektiğini defalarca dile getirmiştir.
Ancak ortada bir de tutarlılık sorunu var. Bir yandan bu alanlar milli güvenlik tehdidi olarak tanımlanıyor, diğer yandan hepsi yasal düzenlemelerle hayatın tam ortasında duruyor.Dünyanın en ucuz sigara ve alkolü her köşe başında, yasal bahis cebimizde, vergi gelirleri kasada.Uyuşturucuyla mücadelede sokaktaki torbacılar yakalanıyor ama asıl üretim ve dağıtım ağları sisli.
Mesele yasakçılık değil,meselenormalleştirme. Devlet yalnızca düzenlemekle yetindikçe caydırıcılık zayıflıyor, bağımlılık derinleşiyor. Asıl tehlike de burada.Uyuşturulmuş, bağımlı hale gelmiş bireylerden oluşan bir toplum, dış tehditlere karşı da zayıf olur. Bu yönüyle bağımlılık, sadece bir sağlık meselesi değil, doğrudan bir milli güvenlik ve beka meselesidir.
Yaklaşık on beş yıldır bu alanda çalışan biri olarak şunu açıkça söyleyebilirim: Sayılar artıyor, tablolar doluyor, operasyonlar çoğalıyor ama bağımlılıklar biçim değiştirerek büyüyor. Devlet bir adım atıyor, bağımlılık piyasası on adım ileri gidiyor. Demek ki yakalamak ve cezalandırmak yetmiyor.
Bağımlılıkla mücadele, rakamlarla övünülecek bir alan değildir. Bu, insan hayatıyla ilgili ağır bir sorumluluktur. Gerçek başarı, bir gün o rakamların raporlardan tamamen silinmesiyle ölçülecektir.
Bu mücadele sağlık, eğitim, aile, sosyal politikalar, güvenlik önlemleri, ekonomik teşvikler, dini rehberlik, medya ve toplumun tüm alanlarıyla birlikte yürütülmek zorundadır.
Koruyucu ve önleme çalışmaları, tedavi ve rehabilitasyondan çok daha hayati önemdedir.Çünkü hiç başlamamış bir insanı korumak, başlamış birini yakalamaktan hem daha insani hem de çok daha ucuzdur.
O halde çözüm nettir: Bağımlılıklarla mücadele, polisiye tedbirlerle değil; milletin milli, manevi ve ailevi direncini yeniden ayağa kaldırarak kazanılır. Milli değerlerimizden hareketle aileyi merkeze almayan, çocuğu ve genci korumayan hiçbir politika kalıcı olmaz.
Devlet, bağımlılığı normalleştiren her uygulamadan vazgeçmelidir. “Ağaç yaş iken eğilir” özdeyişinden hareketle, aile ve okul karakter inşa eden kurumlar haline gelmeli ve önleme politikaları tüm çalışmaların merkezine yerleştirilmelidir. Çünkü bağımlılık terörü bir halk sağlığı sorunu olmanın ötesinde, uyuşturulmuş bireyler üzerinden toplumu çözen bir milli beka meselesidir.
Türkiye Cumhuriyeti devleti, her türlü terör ve bağımlılık tehdidinin üstesinden gelecek iradeyi gösterecek kararlılık ve güçtedir. Milletinin güvenliği ve geleceği için her türlü önlemi almaktan geri durmamaktadır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve MHP Genel Başkanı, Bilge Lider Devlet Bahçeli’nin beyanatları ve uygulamaları bunun en somut teminatıdır.