Gerçekten böyle mi olmalı 14 Mayıs?
14 Mayıs… Aslında sadece bir kutlama günü değildir. Çiftçinin toprağa verdiği emeğin, alın terinin, üretim mücadelesinin, insanlığın gıda güvenliği için taşıdığı stratejik önemin hatırlandığı ve çiftçilerin toplumlara olan katkılarını onurlandırmak amacıyla kutlanan özel bir gündür.
Bugün, çiftçilerin tarımsal üretimdeki rolü, karşılaştıkları zorluklar ve tarım sektörünün önemi hakkında farkındalık yaratmak için kullanılır.
Dünya Çiftçiler Günü, sürdürülebilir tarım uygulamalarının teşvik edilmesi ve çiftçilerin desteklenmesi açısından önemli bir gündür.
Dünya Çiftçiler Günü, çiftçilerin tarımsal üretime olan katkılarını ve karşılaştıkları zorlukları vurgulamak için önemli bir fırsattır.
Kıymetli çiftçi, üretici, yönetici, karar verici ve tarım dostu okurlarım; çiftçilerimizin bu özel günü 14 Mayıs 1946 Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu’nun kuruluş tarihidir. Bu kuruluşun kısa adı İFAB’ tır. Üstelik Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) de bu kuruluşun bir üyesidir.
14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü, ilk kez 1984 yılında, Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu tarafından, Hindistan’da alınan bir kararla kutlanmaya başlanmış ve 14 Mayıs yalnız bizde değil kuruluşa üye bütün ülkelerde “Dünya Çiftçiler Günü” olarak kutlanır.
Dünya Çiftçiler Günü’nde tüm mecralarda çiftçinin sorunları dile getirilir. Bu konuda açık oturumlar, paneller ve çalıştaylar düzenlenir.
14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nde Ankara’da önemli bir toplantı düzenlendi. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin (TZOB) organize ettiği Danışma Kurulu Toplantısı’na Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz, Tarım ve Orman Bakanı Sayın İbrahim Yumaklı, üretici birlikleri başkanları ve Türkiye’nin 9 tarım bölgesini temsil eden oda başkanları da katıldı.
Elbette çiftçiyi temsil eden bir organizasyonda Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Tarım ve Orman Bakanı’nın bulunması önemlidir. Tarımın devlet nezdinde dikkate alındığını göstermesi açısından da değerlidir. Ancak meseleye biraz daha derin baktığımızda karşımıza başka bir gerçek çıkıyor.
Türkiye tarımının sorunları artık “bir günlük toplantılarla” çözülebilecek noktayı çoktan geçti. Bugün sahada konuşulan meseleler; su yönetiminden enerji maliyetlerine, çiftçi finansmanından kooperatif yapısına, ürün planlamasından pazarlama krizine, girdi maliyetlerinden genç nüfusun tarımdan kopuşuna kadar çok katmanlı bir yapıya dönüştü.
Dolayısıyla 14 Mayıs’ta sorunlar anlatılıp, 15 Mayıs sabahı bütün problemlerin çözüme kavuşacağı algısını oluşturmak gerçekçi değildir.
Çünkü Sayın Cevdet Yılmaz da Sayın İbrahim Yumaklı da “sorun dinleme makamı” değildir. Onlar karar verici makamlardır.
Karar verici makamların önüne doğru hazırlanmış veri, analiz, saha raporu ve uygulanabilir çözüm modelleri konulursa; imkanlar ölçüsünde karar alınır, bütçe oluşturulur, politika şekillenir.
Asıl sorgulanması gereken ise şudur: Bu sorunları aylardır, yıllardır kim analiz etti? Kim raporladı? Kim teknik çözüm üretti? Kim sahadan veri topladı?
Bir yanda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın genel müdürlükleri var. Daire başkanlıkları var. İl ve ilçe müdürlükleri var. Tarımsal araştırma enstitüleri var. Akademi var. Danışmanlar var… Buyurun size sorun dinleme ve birlikte çözüm üretme makamları!
Diğer yanda bu yapılar yıl boyunca çalışan, veri üreten, sonuç raporu hazırlayan dinamik mekanizmalardır. Peki multi disipline bir bakış açısıyla; açık oturumlar, paneller ve çalıştaylar neden yapılmıyor, yapılamıyor veya yapılmadı?
14 Mayıs Çiftçiler Günü, üretimin omurgasını taşıyan çiftçiye gerçek destek vermek için önemli bir fırsattı. Ancak gerek kamu gerekse özellikle özel bankalar bugünü; sahaya dokunan panel, sempozyum ya da çalıştaylarla ekonomik katkı sunmak yerine, televizyon ekranlarında birkaç dakikalık kutlama filmleriyle geçiştirmeyi tercih etti. Bu tablo, finans sektörünün tarıma yaklaşımının hâlâ duygusal söylemlerle sınırlı kaldığını ve somut destek mekanizmalarına dönüşmekte yetersiz olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
2026 yılındayız… Yapay zekânın konuşulduğu, büyük verinin yönetildiği, dijital tarımın tartışıldığı bir çağda; Türkiye tarımının sorunlarını yalnızca birkaç saatlik protokol toplantılarına sıkıştırmak artık yetersiz kalıyor.
Oysa Dünya Çiftçiler Günü; sadece konuşma yapılan bir tören değil, “tarım aklı” üreten bir haftaya dönüşebilir.
Nasıl mı?
Bir hafta boyunca: Bölgesel çalıştaylar düzenlenebilir, çiftçi panelleri yapılabilir, genç çiftçi oturumları organize edilebilir, su yönetimi, hayvancılık, kooperatifçilik ve gıda arz güvenliği için teknik masa toplantıları kurulabilir, akademisyenler, ziraat mühendisleri, çiftçi, üretici ve sektör temsilcileri ortak rapor hazırlayabilir.
Ve en sonunda…
Ortaya çıkan gerçek saha raporları, uygulanabilir çözüm önerileri ve bütçe analizleri Sayın Bakan’a ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı’na sunulabilir.
İşte o zaman yapılan toplantı; bir “protokol organizasyonu” olmaktan çıkar, gerçek anlamda tarım politikası üreten bir platforma dönüşür.
Çünkü artık tarımın ihtiyacı; mikrofon değil, mekanizma… Fotoğraf değil, sonuç… “Mış gibi” toplantılar değil, sürekli çalışan kurumsal akıldır.
Eğer niyet sadece Cumhurbaşkanı Yardımcısını ve Tarım Bakanını ağırlayıp gövde gösterisi yapmaksa, bu bir başarıdır. Ancak niyet tarladaki çiftçinin mazot derdini, gıda arzındaki darboğazı çözmekse, yöntem bu değildir.
Çiftçi artık vitrin çalışması değil, mutfak çalışması bekliyor. Teknolojik imkanların bu kadar geliştiği bir dönemde, sorunları bir günde konuşup dağılmak, 20. yüzyılın siyaset anlayışıdır. 2026 Türkiye’sinde tarımı yönetenlerin, “protokol başkanı” değil, “strateji lideri” olması gerekir.
Unutmayalım ki; tarımda sorunlar sahnede konuşularak değil, tarlada planlanıp bürokraside karara bağlanarak çözülür. Geri kalan her şey, maalesef hoş bir hatıra fotoğrafından ibaret kalır.
Son söz: 23 yılı aşkın süredir çiftçiyi temsil eden bir yapının da artık yalnızca sorun anlatan değil; veri üreten, politika hazırlayan, çözüm geliştiren bir modele evrilmesi gerekir. Çiftçi bugün alkış değil; öngörü, planlama ve sürdürülebilir çözüm bekliyor.
Ve unutulmamalıdır ki tarımda en büyük kriz:
Bazen su değil…
Bazen bütçe değil…
Bazen de üretim değildir…
Asıl kriz; sorunları yönetmek yerine, sorunları sadece konuşuyor gibi yapmaktır.
Her mevsim gece gündüz, yaz kış demeden çalışan başta babam olmak üzere çiftçilerimizin Dünya Çiftçiler Günü’nü en içten dileklerimle kutluyor; alın terlerinin bereketle buluştuğu, emeğin hak ettiği değeri gördüğü, üretimin sürdürülebilir ve güçlü yarınlara taşındığı bir yıl diliyorum.
Kalın sağlıcakla…