Bir dava adamına ahde vefa ziyareti...

YAYINLAMA:
Bir dava adamına ahde vefa ziyareti...

Geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle uzun süre yoğun bakımda tedavi gören; bir dönem Ülkü Ocakları Türkiye Müfettişliği yapan, benim Ülkü Ocakları Genel Sekreteri olduğum dönemde ise Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan, ömrünün büyük bir bölümünü gençliğinin baharında cezaevinde geçirmiş Taşmedreseli büyüğüm Ahmet Kaplan’ı; geçmiş olsun dileklerimi iletmek üzere geçtiğimiz hafta sonu Kayseri’deki evinde ziyaret ettim.

Ziyaret esnasında yanımda ülküdaşlarım Çetin Başpınar ve Serkal Kural da vardı. Evde bizi, kendisi de Taşmedreseli olan Faik Kaya büyüğümüz karşıladı. Faik Kaya, kalp krizi yaşandığı ilk andan itibaren Ahmet Kaplan’ın hep yanında olmuş, bu duruşuyla ahde vefanın ne olduğunu fiilen gösteren bir isimdir.

Ahmet Kaplan’ın kalp rahatsızlığı yaşayıp hastaneye kaldırıldığı andan itibaren sağlık durumuyla ilgili tüm gelişmeleri, MHP Kayseri İl Başkan Yardımcısı ve geçmişte Ülkü Ocakları Kayseri İl Başkanlığı görevini de üstlenmiş olan Çetin Başpınar aracılığıyla anbean takip ettim.

Doktorlardan ve sağlık durumuyla ilgili bilgi alan tüm arkadaşlarımdan gelen değerlendirmeler, Ahmet Kaplan’ın hayata tutunması noktasında oldukça umutsuzdu; ancak hepsi de sözlerini “Allah’tan umut kesilmez” diyerek tamamlıyordu. Nitekim bu temenni ve dua yerini buldu; Ahmet Kaplan hayata tutunma mücadelesini kazandı.

Kendisine yaptığım ziyarette son derece sağlıklı olduğunu görmek, bu süreçte yaşadığım üzüntünün yerini büyük bir sevince bıraktı. Allah sağlığını daim etsin.

Ahmet Kaplan’ın yaşadığı kalp rahatsızlığı günlerinde sosyal medyada o günlerin duygusallığında bir yazı kaleme almıştım. Ahmet Kaplan’ı daha iyi tanımanız adına, o yazıyı burada bir kez daha yayınlamak istiyorum:

DAYAN AHMET KAPLAN, DAYAN…

1990’lı yılların başı…
“Bizim Ocak” ateşinin yandığı günler…
O ateş, çocukluktan gençliğe geçişimizde gönlümüze de düşmüştü. Heyecanımızın dorukta olduğu, dikkatlerimizin sembollere yoğunlaştığı, her davranışı çözmeye, anlamaya ve öğrenmeye çalıştığımız “Bizim Ocak” (Kayseri) günleri…
Tadı bambaşka, çok başka günlerdi.

Bizim Ocak’ta gençlik ateşini yakan, meşaleyi hep önde taşıyan Mehmet Özet’e (rahmet olsun), Mustafa Töme’ye, Hakan Saner’e, Turgay Taşyapan’a, Nihat Yiğit’e ve Bizim Ocak’ın diğer tüm yiğitlerine selam olsun…

Okul çıkışlarında ayaklarımız koşar adım Bizim Ocak’a giderdi.
Orada birini tanımıştım…
Hep vakur, karizmatik…
Genelde sessiz; ama sözün anlamı olduğunda bilgece konuşan biri…

Bizim Ocak’a her girdiğimde, elinde bir bardak çay ve gazete okurken görürdüm onu. O vakur duruşu, ocak içinde disiplinli bir sessizlik atmosferi oluştururdu. Her gelen genç için “Bu ağabey kim?” merakını uyandıran biriydi.

Sonradan reislerimizden öğrendik:
Yusufiye zindanlarında çile çekmiş, Taş Medrese’den diplomasını almış bir dava adamıymış…
Adı: Ahmet Kaplan.

Bizim Ocak’ta onu izleyerek, davranışlarını takip ederek büyüdük desek yalan olmaz.
Bir dönem Ülkü Ocakları Türkiye Müfettişliği yaptı. Benim Ülkü Ocakları Genel Sekreteri olduğum dönemin (2004–2005) son zamanlarında ise Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlendi.

Yönetim değişikliklerinden sonra Kayseri’ye döndü; MHP Kayseri İl Başkanlığı bünyesinde hizmet etmeye devam etti.
Bulunduğu makamları, taşıdığı sıfatları asla istismar etmemiş bir dava adamıydı.

En ufak bir sıfat eline geçince dünya nimetleri için kılıktan kılığa girenleri gördükçe, onun kimseye minnet etmeden sergilediği vakarlı ve minnetsiz duruş daha da belirginleşirdi.
Nefsine yenilmeme konusunda farklıydı.
Gösterişten uzak, yalnızlığı hayat felsefesi edinmiş biriydi.

Bu yönüyle Mustafa Yıldızdoğan’ın “Abim” şarkısını ne zaman duysam, aklıma ilk gelen isimlerden biri hep o olur:

“Aşka vakit bulamadı
Birken iki olamadı
Baba sözü duyamadı
Vay benim, benim abim…”

Ama hayatın sağlık sınavı, her insana yaptığı gibi şimdi onu da imtihandan geçiriyor.
Genç ve diri görünümünün ardında bir kalp yorgunluğu varmış…
Bedeni, geçirdiği kalp krizi karşısında direniyor şimdi.

O vakur duruşlu adam, yoğun bakım odasında hayata tutunma mücadelesi veriyor.

Bizim Ocak’ta yetiştirdiğin gençler olarak, seni seven Ülkücüler olarak; hüzünlü gönüllerimizle haykırıyoruz:

“Dayan Ahmet Kaplan, dayan…”

Hepimiz, “Allah’ım, ona yaşanacak günler göster” duasındayız.

Dualarla çıktığım Ankara’dan, şimdi senin sağlığına ettiğim dualarla Kayseri’den geri dönüyorum.

Vakur duruşlu Sarışın Bozkurt
Haydi kalk artık ayağa…
Dualarımız seninle…

***           

Yoğun bakımdaki tedavisinden sonra sağlığına kavuşan Taşmedreseli ülküdaşımız Ahmet Kaplan’a karşı, hayatın akışı içinde ahde vefayla yerine getirmemiz gereken birçok sorumluluk bulunmaktadır. Maddi ve manevi her alanda, hepimizin ona karşı bir vefa borcu vardır.

Yazar Kemal Sayar, dostluğu ve vefayı şu sözlerle çok güzel tarif eder:
“Dostluk tutunmaktır; hatırda tutmak ve hatır tutmaktır. Zor zamanda dosta vefa, insanlığımızın miyara vurulduğu bir ölçüdür.”

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...