Hey, amigooo!

YAYINLAMA:
Hey, amigooo!

Şimdi de amigo oldular. Taca atılınca oyuna dönecek cesaretleri olmadığından tribüne çıktılar.

İşin aslı, Siyasi Amigoluğu zaten çok iyi bildiklerinden, tribünlerde de pek yabancılık çekmiyorlar…

*** 

Nedir bu “tribün” olayı?...

Durun size anlatayım… Meselenin kökü Antik Roma’ya kadar uzanıyor. Bilirsiniz işte, M.Ö. 450’li yıllara…

Tribün, Latince kabile anlamındaki Tribe-Tribunus’tan geliyor. Siyasi ve sosyal olarak bölünmüş cemaatler desek de olur hani…

Vahşi Batının iğrenç dünyasında hayvanların insanları parçaladığı veya insanların birbirini doğradığı dönemlerde arenalarda seyirciler bu ayrıma göre oturabiliyorlardı. Statlardaki bu oturma bölümleri de biraz değişime uğrayarak daha sonraları tribün adıyla anılmaya başlandı…

Tribünler o vahşet manzaralarına bulundukları yerden galeyana gelerek ya alkış tutuyorlar ya da lanet yağdırıyorlardı. Roma İmparatorları için bu durum kitlelerin yönlendirilmesi ve uyutulması için muazzam bir buluştu. Asırlar böyle geldi ve geçti…

NAZİLER VE TRİBÜN

Sonraları Nazi Almanya’sı yeniden keşfetti tribünleri. Hitler ve onun Propaganda Bakanı Goebbels için “tribünler” insan devşirebilecekleri sonsuz bir kaynaktı… Kitleler “yüksek Alman gücüne” ancak böyle ikna edilecek, istila, soykırım ve vahşete böyle ortak edilecekti.

Çünkü insan yığınları coşku ve heyecan anlarında sürü psikolojisiyle hareket ediyor, sevk ve idareleri bu bakımdan çok kolay oluyordu! Bu durum Hitlerin ve Goebbels’in hayallerini süslemeye başladı.

Gecikmediler… Naziler dünyayı yönetecekleri şehir Nürnberg’de 400 bin kişilik bir stadın inşaatına başladılar…  Tribünler onlar için en gelişmiş silahlardan daha güçlü bir irade, tek bir yöne sevk edilmiş dev bir ordu ve dünyayı yerle bir edecek coşkulu bir kitle demekti.

Başaramadılar tabii... Hırsları hazırlıklarının önüne geçti. 2. Dünya Savaşı başladı.  Tamamlanması 18 ay sürecek olan Stadyum inşaatının 40 bin kişilik maketi bile yarısına varmadan durdu ve sonunda yok olup gitti.

Fakat “tribün” gerçeği hiç unutulmadı… Çoğunlukla sarhoş-kendinden geçmiş binlerce kişi “kitle yönetimini ve kitle hareketlerini” planlayanların her zaman iştahasını kabarttı. Çünkü tribünler bir başkaldırı, asayiş ve isyan kaynağıydı! 

Burada “holiganları” da hatırlayalım…

AMİGOLAR VE TRİBÜNLER

Aslında normal yaşam dönemlerinde birçoğu mülayim, mutedil ve akl-ı selim olan taraftar grupları içindeki insanlarımız sadece maç vakitlerinde, “sürü psikolojisi” içinde güdülenmeye ve güdülmeye çok açık olabiliyor…

Bu durum da “Siyaset Amigoları”nın gözünden kaçmıyor… Zaten taca atılmış siyaset amigoları için tribün gerçeği de işte bu noktada önem kazanıyor.

Halktan karşılık bulamamış, destek görememiş ve istediği kitlesel potansiyele bir türlü ulaşamamış politik çığırtkanların yerleştikleri alan da coşku ve heyecan içindeki tribünler oluyor…

İşin içinde para-suç ve nüfuz olunca da “Siyasetimizin taca atılan Amigoları” tıpkı Hitler ve Goebbels gibi boş ve de ham bir hayale kapılabiliyor…

İşleri, marifetleri, hedefleri ve ülküleri insanlarımızı bir arada tutmak ve birleştirmek olmadığı için burada tamtam çalıyorlar…

FUTBOL GÜZEL OYUN

Bizim Türkistan’da eski çağlardan beri oynanan “Tepük” oyununa benzerliğinden midir nedir, bilmiyorum, biz futbolu çok seviyoruz.

Taraftarlarımız da tuttuğu takımı canı gönülden destekliyor, sevgi ve bağlılığını tezahüratlarıyla haykırışa dönüştürüyor. Şimdi kirli bir el, yoz bir dil ve fitneli bir akıl tribünlerimize müdahale etmeye çalışıyor. 

Fikir ve siyasetleri millete uzak Siyaset Amigolarının son sığınağı tribünler olmayacaktır, bunu biliyorum… Zira bir takıma aidiyet beslemek, yenilse de yense de o takıma sadakatle bağlı kalmak “yiğitlik meselesidir”, her kese nasip olmaz!… 

FİİLEN UYARMIŞTI

Bir de parantez açalım… Lider Devlet Bahçeli Beyefendi 2023 depreminden sonra tribünlerde oynanan oyunu görmüş, gönül verdiği takımın üyeliğinden milli birlik ve kardeşliğimiz için ayrılmıştı. Sayın Bahçeli’nin o günkü tepkisi Siyaset Amigolarının oyununu bozmuş, planlarını da çökertmişti… Aslında O’nun bu davranışı tribünler üzerinden kargaşa siyaseti planlayanlara yapılmış bir uyarıydı…

Amigolar şimdi yine sahnede…

Ne diyelim… Çok sevilen bir kovboy filminin adı ve repliği ile onlara cevap verelim mi? 

Hadi mi? Hadi o zaman…

“Ehi amico... c'è Sabata. Hai chiuso!”* Yani… “Hey amigo, tanıştırayım bu Sabata. İşin bitti!”

DİPNOT:

*İtalyan yapımı çok sevilen bir kovboy filmidir, Sabata… Başrolünde ise Lee Van Cleef oynamıştı.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...