Milli yürüyüş...
Son olarak ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın gözler önüne serdiği dışa bağımlılıktan kurtulmanın hayati önemini, Türkiye çok daha önceden kavramıştı.
Bu yüzden “Yapamazsınız” diyenlere kulak asmadık.
“Daha iyisini yaparız” dedik.
“Balıklar ürküyor” gibi tuhaf bahanelerin arkasına sığınmadık.
Alan, bekleyen, ambargolara maruz kalan ve kritik dönemlerde yüzüne kapılar kapanan bir ülke görünümünden kurtulmak için gereken her adımı kararlılıkla attık.
***
Bugün yerli ve milli imkânlarla şekillenen gurur vesikalarının doğuşunda işte bu duruş yatıyor.
KAAN ile göğe mühür vurmayı hedefledik.
KIZILELMA ile geleceğin savaş konseptini yakaladık.
Bayraktar TB3 ile denizden havalanmak, SİPER ile gökleri korumak, TCG Anadolu ile denizlerde varlık göstermek, ALTAY ile karada güç kazanmak istedik.
***
İHA’lar, SİHA’lar, ALTAY tankı, GÖKBEY helikopteri, TAYFUN füzesi ve daha niceleri…
Türkiye’nin savunma alanında geniş yelpazeli bir kalkınma hamlesi yürüttüğünün açık kanıtıydı.
120 ülkeden 1700’ü aşkın firmanın katılımıyla İstanbul’da düzenlenen SAHA EXPO 2026’da bu tabloya yeni bir sembol daha, YILDIRIMHAN eklendi.
Dünya savunma sanayiinin kalbinin attığı dev fuarda YILDIRIMHAN ile birlikte stratejik caydırıcılığımızın ufku daha da genişledi.
***
Her biri başlı başına bir başarıydı, fakat hepsi bir arada okunduğunda ortaya çok daha büyük bir manzara çıkıyordu.
Türkiye’nin bağımsız savunma kapasitesi yalnızca gelişmedi, her geçen gün daha uzak menzillere taşındı.
Çünkü bu yürüyüş sadece bir teknoloji hamlesinden ibaret değildi.
Bu yürüyüşün adı milli egemenlikti.
Bu yürüyüşün adı caydırıcılıktı.
Bu yürüyüşün adı Türkiye Yüzyılı’ydı.
***
Her şeyden önemlisi…
Türkiye artık kendi kaderini başkalarının silah depolarında değil, kendi evlatlarının alın terinde arıyor.
İşte asıl başarı budur.