reklam
reklam

Yaklaşan düzenin ihtiyacı: Ekonomide güvenlik

YAYINLAMA:
Yaklaşan düzenin ihtiyacı: Ekonomide güvenlik

Uzun yıllar boyunca dünya ticareti, düşük maliyetli ve yüksek hacimli üretimle şekillendi. En ucuz kim üretirse, en hızlı kim teslim ederse o öne çıkıyordu. Ama artık oyun alanı değişti. Eskiden hızlı gitmek önemli iken şimdi kaza yapmadan hedefe varmak önemli.

Salgın, savaşlar, enerji krizleri ve Trump’ın yaptığı vergi değişiklikleri ve işgal girişimleri gibi küresel sentetik anomaliler sadece sağlık veya dış politika meselesi değil. Bunlar çoğu ülkeye ekonomilerinin dayanıklılığını da sorgulattı. Sanki dünya savaşı öncesinde bir tatbikat döneminde gibiyiz. 

Şu anlaşıldı ki; mesele sadece üretmek değil, üretimi sürdürebilir kılmak; mesela sadece ticaret değil, ticareti sürdürülebilir kılmak. Ülkeler artık üretim hatlarını, kaynaklarını ve tedarik yollarını bir “güvenlik unsuru” olarak ele alıyor.

Bu dönüşüm, ticari ilişkileri de derinden etkiliyor. Önceki dönemlerin “herkesle iş yap” mantığı yerine, “güvenilenle iş yap” yaklaşımı geliyor. Özetle: Dostlardan Tedarik! Ucuz maldan çok, güvenilir ve sürdürülebilir tedarik tercih edilir hale geldi. Global zincirlerin yerini bölgesel ve dost temelli iş birlikleri almaya başladı. Sanki dünya savaşı öncesinde geleceğin ittifakları ticareti ve üretimi bu kapsamda ele almaya başladı bile: “Savaşta düşmanından çöp bile alamazsın.”

Türkiye’nin bu tabloya adapte olma potansiyeline bakalım. Türkiye’nin kültür havzası geniş ama bu havza düşük ve orta teknoloji üretim yapıyor. Dolayısıyla hammadde, malzeme ve yarı mamul gelirken orta-yüksek teknoloji de Türkiye’den sorulacak gibi. Ancak bunun için klasik üretim anlayışının ötesine geçmemiz gerekiyor. Yani sadece üretmek değil; stratejik, esnek ve uzun vadeli düşünen bir yapı kurmak şart. Bu yapının dış erişiminin bir ayağı Afrika iken bir ayağı da Uzak Asya olmalı.

Sanayi bölgeleride, sadece makine ve üretim değil; aynı zamanda yaşam alanları, üniversitesi, yazılımı, veri güvenliği ve enerji altyapısıyla bir bütün haline gelmeli. Tüm üretim sisteminin dijitalleşmesi, şebekelerin yedeklenmesi, üretimlerin her an kesintiye dayanıklı hale gelmesi artık bir zorunluluk.

Öte yandan, dünya artık bilgiyle yarışıyor. Hızlı karar alacak dijital refleksler vebüyük veriye dayalı stratejiler her alanda öne çıkıyor. Kim süreci önceden okur, veriyi anlamlandırır ve zamanında hamle yaparsa avantajı o kapıyor. 

Artık mesele, çok mal satmak değil, kriz anında ayakta kalabilmek. Ülkeler de artık bu görüşe göre eksik bir hammadde grubu varsa buna ulaşmayı bir “beka meselesi” olarak görüyor ve kurulmuş küresel düzeni yok sayarak bunlara ulaşmaya çalışıyor. Ukrayna, Afrika, Venezuela, Fırat havzası işte bu nedenle hedefteler.

Türkiye için de bu dönem, sadece sanayiyi değil; ekonomik bağımsızlığı, dış politika esnekliğini ve toplumsal direnci de belirleyecektir. 

Yüksek teknoloji üretimini artırmalıyız. İnovasyonu ve Ar‑Ge’yi merkeze koymalı, dijital dönüşümü hızlandırmalıyız. Ülke çapında eğitim ve beceri programlarıyla iş gücünü dönüştürmeliyiz. Yabancı yatırımlar kadar yerel girişimciliği teşvik edecek bir atmosfer oluşturmalıyız. Enerji ve dijital altyapıda sürdürülebilir, güvenilir ve güvenli çözümler geliştirmeliyiz. Yerli tedarik zincirini zenginleştirmeli ve güvenliğini sağlamalıyız.Güçlü bir ticaret diplomasi ile güvenilir bölgesel ortaklıklar kurmalı ve stratejik hammaddelerde çeşitlendirmeyi sağlamalıyız.

Artık kapasite değil, akıllı ve hazırlıklı kapasite konuşmalıyız. Ekonomik bağımsızlık yoksa bağımsızlık olamayacaktır.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...