Türklerin inançta öncüsü: İmam Maturidi
Milletlerin var oluş mücadeleleri sadece cephede kazanılmaz asıl zafer kalplerde ve akıllarda atılan manevi temellerle kalıcı hale gelir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin fikri ve itikadi köklerinin izini süreceğiz. Bu kökler, Türkistan’ın kalbinde, Türk coğrafyasının manevi beşiği olan Mâverâünnehir’de yeşermiştir.
Semerkand’ın Mâtürîd köyünde doğan İmam Ebû Mansûr el-Mâtürîdî’nin ortaya koyduğu itikadî duruş Türk’ün zorla değil, vicdanla ve akılla inandığının hem ilme hem de iradeye sahip çıktığının en büyük ispatıdır. Mâtürîdî’nin yolu, Türkler için tamamıyla yerli ve millî bir inanma biçiminin manifestosudur.
İmam Mâtürîdî’nin yaşadığı coğrafya, kadim Türk kültür havzasının tam merkezidir. Mâtürîdîlik, Ebû Hanîfe’den gelen ilmî geleneği alıp sistemleştirmiş ve öncelikle Türkler arasında yayılan Sünnî kelâm mektebi haline gelmiştir. Bu yayılımın anlamı büyüktür. Zira İslam dünyasında farklı itikadî yaklaşımlar ortaya çıkarken, Türkler kendi coğrafyalarında, kendi karakterlerine en uygun, akla ve hür iradeye en çok değer veren yolu seçmişlerdir. Selçuklu’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan büyük Türk devletinin Mâtürîdîliği benimsemesi tesadüf değildir. Türkler, İslam'ı kabul ederken ne körü körüne bir teslimiyet ne de aşırı bir rasyonalizm tuzağına düşmüş, Mâtürîdî’nin gösterdiği itidal yolunu takip etmişlerdir.
Mâtürîdî, aklı, gerçeğe ulaşmanın ve mükellef tutulmanın temel şartı olarak görmüştür. O’nun düşünce sistematiğinde akıl, duyu ve haber yoluyla elde edilen bilgileri anlama, yorumlama ve problemlerini çözme noktasında vazgeçilmez bir araçtır. Bu yaklaşım, sadece nakil ile yetinen yaklaşımları veya sadece aklı öne çıkaran aşırı uçları reddetmiştir. Gözü kapalı taklidi, hurafe ve batıl inanışları reddeden bu akılcı duruş, Türk askerinin stratejik muhakemesini, Türk devlet adamının öngörüsünü ve Türk bilim insanının araştırma ruhunu beslemiştir.
İrade, Mâtürîdîliğin en önemli dayanaklarından biridir. İmanın temel unsuru, kalbin tasdik etmesidir. Dil ve diğer organlar zorla bir şeye mecbur bırakılabilse bile, kalbe müdahale edilemez. Bu ilke, inancın hür bir seçim ve vicdani bir karar olduğunu vurgular. İrade, bireye ahlaki eylemleri bilinçle seçme ve kişisel sorumluluklarını yerine getirme yetisi kazandırır. Türk Milleti, tarih boyunca hür yaşamayı kutsal saymıştır; Mâtürîdîlik, bu hürriyet anlayışının inançtaki karşılığıdır.
Bu hür irade, fıtrat kavramıyla desteklenir. Mâtürîdî’ye göre insan, doğuştan iyiliğe, hakikate ve doğruya eğilimli, temiz ve doğal bir yapıya sahiptir. İnsanlar, akılları aracılığıyla bu fıtrata uygun etik davranışlar sergileme potansiyeline sahiptirler. Bu doğuştan gelen iyilik potansiyeli, ortak ahlaki değerlerin ve toplumsal normların temelini oluşturur. Millî birlik, zorlamayla değil, ortak vicdan ve temel ahlaki ilkeler (fıtrat) üzerinden tesis edildiğinde sarsılmaz bir güç kazanır. Bu sayede toplumsal barış ve düzen garanti altına alınır.
Bugün karşılaştığımız en büyük tehditlerden biri, bireycilik adı altında aile kurumunun yıpratılması ve neslin ahlaki değerlerden uzaklaştırılmasıdır. İmam Mâtürîdî’nin ahlak ve eğitim anlayışı, bu zorluğa karşı bize somut bir yol haritası sunar.
Mâtürîdî, aile kurumuna insan neslinin çoğalması, dünya ve ahiret mutluluğunun kazanılması ve en önemlisi, dinî ve ahlakî değerlerin gelecek nesillere aktarılması fonksiyonundan dolayı büyük değer atfetmektedir. Huzurlu ve mutlu bir aile ortamının oluşturulması için Kur’an’ın meşru yollarla evliliğe teşvik ettiğine dikkat çekmiştir.
Büyük İmam, aile kurumunu temelden sarsan, soy ve nesillerin bozulmasına sebep olan iffetsizlik, zina ve eşcinsellik gibi gayrimeşru ilişkiler ile mücadele edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Günümüzde Batı kaynaklı kültürel yozlaşma akımları, Türk toplumunun çekirdeği olan aile yapısını hedef almaktadır. Mâtürîdî’nin bu konudaki net ve kararlı duruşu, millî ve manevi direnişimizin tarihi meşruiyetini güçlendirmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin yükselen vizyonu, sadece Anadolu’dan ibaret değildir; bu vizyon, Orta Asya’dan Balkanlara kadar uzanan geniş Türk-İslam Dünyası’nın yeniden dirilişini hedefler. Bu büyük coğrafyanın birliğini sağlamak için sadece ekonomik ve siyasi ortaklıklar yetmez. Ortak bir inanç ve düşünce zemini de gereklidir. Güncel jeopolitik dengeler içerisinde, Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında iş birliğini geliştirme çabaları devam ediyor. Mâtürîdî'nin izini sürmek, Orta Asya’daki kardeşlerimizin de kendi öz kimliklerini güçlendirerek Türk Devletleri Teşkilatı etrafında kenetlenmesini kolaylaştıracak güçlü bir ideolojik araçtır. Mâtürîdî yolunda sebat etmek, bugün Türk kökenli halkların ebedi bekası için hayati önemdedir.