CHP’nin üç hâli
Oh ne güzel…
Akşamdan akşama miting yap, Silivri Mahpushane önünde toplan, basına açıklama yap sonra bir de partiye gelenleri karşıla, mis gibi muhalefetçilik oyunu…
Onu ben de yaparım, ne olacak ki?
Sahiden yahu, iş-gayıt yok, sorumluluk yok, Türkiye’nin geleceği ile ilgili fikir üretmek yok…
İktidara tepki olarak birkaç belediye kazan, sana yakın Genel Merkez Yöneticilerini de o belediye başkanlarının başına dik, onlar akçeli akçesiz işlerin sevk ve idaresini yapsınlar, sen de keyfine bak, hepsi bu…
Ne bileyim, eskiden daha iyiydi sanki… Yurt dışı gezileri falan yapardı CHP Politbürosu. Sosyalist Enternasyonal’e katılır, orada “emek sermaye ve işçi sınıfının dertleriyle” alakalı birkaç beylik laf ederdi CHP temsilcileri. Bu laflar batı basınında yer almasa bile bizim matbuatta bol bol cilalanarak gazetelerde tam sayfa verilir, ortalık şenlenirdi…
***
Hiçbir zaman anlamadılar… Aslında anladılar da açığa çıkmak istemediler. Zira Türk seçmeni bunu yemeye bilirdi. “Solculuk ayağı” boşa düşerse kendilerini konumlandıracakları başka bir yer kalmaz, zaten ayyuka varan fikri-retorik sorunları daha da büyürdü…
İsmet Paşa da iyi bulmuş bu “Ortanın Solu” çözümünü… Yoksa parti hepten fikirsiz sürüklenip gidecekmiş. Zira Kemalizm’i çok daha önce tüketmişler, din düşmanlığına çevirmişlerdi.
Ya bu uyduruk siyasi zemini icat etmeseler ne yapacaklardı? Atatürkçülüğü nereye bağlayacaklar, laikliği, batıcılığı, mezhepçiliği ve etnik kimlikçiliği nasıl hercümerç edeceklerdi. Zinhar seçmen uyandırılmamalı, “ne olduklarını kendilerinin bile bilmediği” kesinlikle ortaya çıkmamalıydı.
Hepsini birlikte yürüttüler işte, hem kapitalist, hem sosyalist oldular… Garibim CHP Seçmeni de yıllardır yutuyor bunu.
On defa Atatürk dediler, beş defa halklara özgürlük; yirmi defa laiklik narası attılar, sekiz on kere Alevilik… Bunların hepsini de “Sosyal Demokratlık” diye komünistten dönme kripto bir siyasi söylemle pekiştirdiler hepsi bu…
İşte CHP’nin erimeye elverişli katı hali: “fikri solculuk” zemini…
***
Eh biraz da hak veriyoruz tabii…
Ne yapsaydı Özgür Özel?... Halen daha üniversite eğitimi şaibeli, siyasi geçmişi karanlık, rüşvet, yolsuzluk ve daha birçok suç dosyasında sanık durumundaki Ekrem İmamoğlu’nu mu Cumhurbaşkanı Adayı gösterecekti? Ya da yıldızı bir türlü barışmayan Mansur Yavaş’ı mı?
Kendi ismini parlatmaktan başka çaresi yoktu Özgür Bey’in… İlk iş olarak Cumhurbaşkanlığı Adaylık Ofisi’nden Ekrem İmamoğlu’nun resimlerini söktürdü… Sonra da birkaç çelişkili adaylık ifadesi…
Hem ne münasebet efendim, bize soracak değil ya! Kemal Bey Genel Başkan olarak Cumhurbaşkanı Adayı olduysa, kendisi de pekâlâ olmalıydı, ne eksiği vardı ki? Hem Piro Kemal’i kurultayda yenerek Genel Başkan olmamış mıydı? Öyleyse aday kendisi olacaktı…
İyi de nasıl yapacaktı bunu, nasıl kabul ettirecek ve nasıl yutturacaktı seçmenine?
Her akşam İstanbul’un bir ilçesinde, Anadolu’nun bir şehrinde mitingler düzenleyerek, “seçmenin Ekrem gazını alarak” tabii.
İşte bu da CHP’nin akışkan sıvı hali: “siyasi uygulama” zemini…
***
Eee tamam da CHP’nin oyu taş çatlasın %25 … Nasıl kazanacak seçimi Özgür Bey?
Bu da soru mu canım, bir önceki tecrübeyi gözden geçirir, yeni bir “masa takımı” düzer hepsi bu…
Kim olacak ki bu masada? Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan döndü… Gültekin Beyi’in zaten esamisi okunmuyor, Saadet Partisi’nin hiç sesi çıkmıyor, kim kalıyor geriye İP’ mi? Ümit Özdağ’da gelir o zaman… Eder size %37 …
Peki ya İP, “adayımız Mansur Yavaş olsun” diye tutturursa, o zaman ne yapacak Özgür Özel? Ne yapacak canım, elbette Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığını: dayatma!
Bu da CHP’nin uçucu gaz hali: Proje zemini…
***
Hayırlı pazarlar efendim…