Köklü partiler, güçlü devlet, huzurlu millet
Bugün Meclis kürsüsünde birbirine en sert sözleri söyleyen, televizyon ekranlarında kıyasıya tartışan ya da seçim meydanlarında milyonları peşinden sürükleyen siyasi partilere dikkatle bakın. Aslında onların her biri, bu ülkenin yüz yılı aşan büyük hikayesinin yaşayan parçalarıdır.
Çünkü siyasi partiler seçimden seçime gördüğümüz logolar ya da tabelalardan ibaret değildir. Her biri Türkiye’nin hafızasını, toplumsal damarlarını, tarihsel reflekslerini ve fikir mücadelelerini temsil eder. Kimisi devlet fikrini, kimisi özgürlük arayışını, kimisi muhafazakar hassasiyetleri, kimisi de sosyal adalet talebini omuzlar. Bu farklı damarlar yaşadığı sürece Türkiye nefes alır. Demokrasiyi güçlü yapan şey de tam olarak budur zaten “Tek ses değil, çok ses”.
Türkiye’nin en büyük şansı da burada ortaya çıkıyor. Bütün darbelere, krizlere, siyasi yasaklara ve kapatma davalarına rağmen bu ülke siyasi hafızasını hiçbir zaman tamamen kaybetmedi. Partiler kapandı ama fikirler kaybolmadı. Tabelalar değişti ama sosyolojik tabanlar yaşamaya devam etti. Adeta yer altından akan gizli bir nehir gibi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının güncel kayıtlarına göre Türkiye'de bugün 188 siyasi parti faaliyettedir. Ancak beş tanesi var ki, onlar bu ülkenin kurumsal hafızasının taşıyıcı kolonlarıdır. Cumhuriyet’in kuruluş harcını karan CHP, sivil siyasetin öncüsü DP geleneği, devletin omurgasını oluşturan ve milli birliğin savunucusu MHP, milli görüş kadro okulu olan SP ve son çeyrek asra mührünü vuran AK Parti. Bu beş ana damar, günlük tartışmaların ötesinde, Türk devlet aklının ve toplumsal hafızasının yaşayan özetidir.
Bu hikâyenin en önemli sütunlarından biri hiç şüphesiz; 9 Eylül 1923’te "Halk Fırkası" adıyla kurulan ve 1935’te bugünkü adını alan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’dir. Cumhuriyet ilan edilmeden önce doğan, kuruluşun harcını karan ve Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde yükselen bir gelenek. 12 Eylül darbesinin ardından CHP ruhu Meclis'e sırasıyla HP, SHP ve DSP isimleriyle taşınmış, 1992'den sonra ise asıl kurumsal kimliğine bürünerek Meclis'teki yerini kalıcı olarak geri almıştır. CHP, bugün hâlâ “cumhuriyetçi ve sosyal demokrat” siyasetin en güçlü adresi olmayı sürdürüyor.
Madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimizde karşımıza, çok partili hayatın öncüsü olan ve 1946 yılında Celal Bayar ile Adnan Menderes’in liderliğinde yükselen Demokrat Parti (DP) geleneği çıkıyor. "Yeter! Söz Milletindir" haykırışıyla bu topraklarda sivil siyasetin ve sessiz yığınların gür sesi oldular. Süreç içinde DP kapandı. Ardından Adalet Partisi çıktı. Sonra DYP oldu, ANAP oldu, yeniden DP oldu ama o damar hiç kurumadı ve bugün hâlâ “muhafazakar-liberal” siyasetin köklü bir adresi olarak varlığını koruyor.
Türkiye siyasetinin kurumsal omurgalarından en önemlisi hiç şüphesiz “Ülkücü-Milliyetçi” dünya görüşünün temsilcisi Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)’dir. Kökleri Millet Partisi ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne uzanan bu hareket, 1969 yılında Alparslan Türkeş’in liderliğinde MHP adını alarak bambaşka bir ideolojik ve teşkilatçı kimliğe büründü. Böylece yarım asrı aşan köklü bir siyasi hafızanın sembolü haline geldi. Devlet Bahçeli dönemi ise partiye kurumsal derinlik katarak; Ülkücü-Milliyetçi Hareketi devletin devamlılığı, milli birlik ve tarih şuuru ekseninde konumlanan kalıcı bir doktrine dönüştürdü. Bugün MHP’nin Türk siyasetindeki özgül ağırlığını anlamak için sadece sandık sonuçlarına değil, devlet refleksleri üzerindeki tarihsel ve stratejik etkisine bakmak gerekir.
Bir diğer güçlü damar ise hiç kuşkusuz Necmettin Erbakan’ın öncülüğünü yaptığı “Milli Görüş” hareketidir. 1970’te Milli Nizam Partisi ile başlayan bu yürüyüş; “Adil Düzen” söylemiyle ekonomik bağımsızlığı savundu. MSP, Refah, Fazilet ve Saadet Partisi çizgisiyle Türk siyasetinin en büyük kadro hareketinden birine dönüştü.
Son olarak Türkiye’nin son çeyrek asrına damga vuran AK Parti de bu tarihsel birikimin içinden filizlendi. Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kurulan AK Parti, Milli Görüş ve Demokrat Parti geleneklerini harmanlayarak yeni bir "muhafazakar-demokrat" sentez oluşturdu. Kabul etmek gerekir ki, uzun iktidar pratiğiyle Türkiye siyasetinin en belirleyici partilerinden biri haline geldi.
Siyasi partiler, devlet ile millet arasında köprü kuran hayati kurumlardır. Halkın görüş, ihtiyaç ve beklentilerini yönetime taşıyarak vatandaşın iradesini devlet mekanizmasına entegre ederler. Seçimler yoluyla yöneticilerin meşruiyetini sağlar, sorunlara kurumsal çözümler üretir ve milli birliğin teminatı olurlar.
İşte tam da bu nedenle, özellikle ana damarı oluşturan köklü siyasi partileri günlük, sığ polemiklerin üzerinde değerlendirmek gerekir. Bir siyasi damarın tamamen yok edilmesi ya da sistem dışına itilmesi, aslında o toplumsal kesimin devlete olan aidiyet bağının zedelenmesi anlamına gelir. O yüzden güçlü bir demokrasi, rakibini yok etmeye çalışan değil, farklı siyasi geleneklerin varlığını güvence altına alan rejimdir.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında Türkiye’nin en büyük ihtiyacı da tam olarak budur. Köklü siyasi hafızayı koruyabilmek, farklı fikirlerin meşru zeminde yaşamasını sağlayabilmek ve rekabet ederken bile ortak devlet aklını kaybetmemek.
Çünkü köklerini koruyabilen toplumlar geleceğe güçlü yürür. Siyasi hafızasını kaybeden ülkeler ise sürekli sıfırdan, yeniden başlamak zorunda kalır. Unutmamak gerekir ki, köksüzleşen köleleşir.