Çolpan'ın yaktığı İstiklal ateşi

YAYINLAMA:
Çolpan'ın yaktığı İstiklal ateşi

Bazen bir milletin kaderini şairler de değiştirir. Abdülhamid Süleyman Çolpan da işte böyle bir isimdir. Kullandığı “Çolpan” mahlası boşuna seçilmiş değildir. Türk düşüncesinde çoban yıldızı, karanlıkta yol gösteren işarettir. O da ömrünü, esaret altındaki Türkistan’a yol göstermeye adamıştır. Andican’da yetişen, mahalle mektebi ve medrese eğitimi alan, Türk lehçelerine vâkıf olan, Arapça, Farsça ve Rusça bilen Çolpan; yalnız bir şair değil, aynı zamanda bir fikir adamı, bir kültür neferi ve millet uyarıcısıdır. Cedidçi aydınların tesiriyle yetişmiş, Türk dünyasının kültür ve edebiyatını yakından takip etmiş, kalemini halkının hürriyet yoluna sürmüştür.  

Çolpan’ın büyüklüğü, sadece esarete karşı öfkesinde değildir. Asıl büyüklüğü, kurtuluşun yolunu da göstermesindedir. Onun anlayışında milliyetçilik; hamasi slogan atmak değil, önce millete kendi dilini, kendi değerini, kendi mektebini kazandırmaktır. Romanlarında ve fikir dünyasında çocukların önce millî okullarda yetişmesi, kendi milletinin dilini ve değerlerini öğrenmesi, sonra ilim ve fen için dünyaya açılması gerektiği vurgulanır. Yani Çolpan’a göre millet-vatan inşası, yalnız sınır korumakla değil; mektep kurmakla, dilini yaşatmakla, irfanı ayağa kaldırmakla mümkündür. Bugün de bize düşen budur: Kökü toprağa bağlı ama gözü ufukta bir nesil yetiştirmek.

Burada dikkat çekici olan bir başka nokta şudur: Çolpan’ın milliyetçiliği, içe kapanan değil birleştiren bir milliyetçiliktir. O’nun satırlarında İsmail Gaspıralı çizgisinin, yani “Dilde, fikirde, işte birlik” ülküsünün yankısı duyulur. Çolpan, Türklerin parçalanarak değil, dayanışma içinde yükselerek ayakta kalabileceğini bilir. Bu yüzden onun eserlerinde birlik fikri, bir süs cümlesi gibi değil; doğrudan kurtuluş reçetesi gibi durur. Türk dünyasının birbirini unutmadığı, birbirinin acısına sağır kalmadığı bir düzen, onun zihnindeki büyük ülkünün özüdür. Bugün Türk dünyasının önündeki en büyük ihtiyaç da budur: Birbirine omuz veren bir kardeşlik düzeni.  

Çolpan’ın gönül coğrafyası Türk-İslam coğrafyasıdır. Sadi, Hafız, Nevayi ve Fuzuli gibi klasiklerle beslenmiş, Osmanlı edebiyatına ilgi duymuş, Türk ve İslam medeniyetinin ortak hafızasını kendi kaleminde yaşatmıştır. Daha da önemlisi, sadece Türkistan’ın değil, bütün mazlum İslam beldelerinin halini dert edinmiştir. Eserlerinde Hindistan’dan Doğu Türkistan’a, Mısır’dan Tunus’a, Cezayir’den Türkiye’ye kadar geniş bir coğrafyanın emperyal baskı altında ezildiğine dikkat çeken bakış, onun düşüncesinde Türklük ile İslam âleminin acısının birbirinden kopuk olmadığını gösterir.  

İşte tam bu yüzden Çolpan, Türk-İslam âleminde müstesna bir yere sahiptir. Çünkü o, Türk kimliğini kuru bir soy böbürlenmesi olarak kurmamış; adalet, hürriyet, ahlak, mektep, kültür ve iman üzerinden anlamlandırmıştır. Onun milliyetçiliği kurucu bir milliyetçiliktir. Yıkılanı ayağa kaldırmak, dağılanı toplamak, kararanı aydınlatmak ister. Kadının eğitiminden gençliğin yetişmesine, dilin korunmasından tarih şuuru kazanmaya kadar uzanan çizgi, bize Çolpan’ın nasıl bir millet tasavvuru taşıdığını anlatır. Böyle bir isim, elbette yalnız bir dönemin değil, bugün de Türk dünyasının müşterek hafızasının büyük şahsiyetlerinden biridir.  

Çolpan’ı bizim için daha da kıymetli kılan hususlardan biri, Türkiye ile kurduğu gönül bağıdır. Anadolu işgal altındayken, burada verilen İstiklal Mücadelesi ona göre yalnız Anadolu’nun değil, bütün Türk dünyasının hürriyet davasıdır. Bu yüzden “Tufan” şiirini “Anadolu’nun Muzaffer Ordularına” ithaf eder. Şiirinde Sakarya’yı, İnönü’yü, istiklal erlerini selamlar; Türk ordusunu mazlumların öç alıcı seli gibi görür. Bu sadece bir edebî heyecan değildir. Bu, Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan gerçek bir kardeşlik beyanıdır. O gün Anadolu düşerse, aslında Türkistan’ın da umudu kırılacaktır; Anadolu ayağa kalkarsa, bütün mazlum Türk ellerine cesaret gelecektir. Çolpan bunu çok erken görenlerden biridir.   

Nitekim Çolpan’ın şiirlerinde sadece Anadolu’ya destek değil, doğrudan bir toparlanma çağrısı da vardır. “Birleş ey halkım” diye seslenen bu çağrı, bugün bile diri ve sarsıcıdır. O, Türkistan’ı ayağa kaldırmak isterken bayrağı, kalbi, devlet fikrini ve istiklal arzusunu aynı mısrada toplar. İşte bu yüzden Çolpan’ın şiirinde vatan, yalnız bir toprak parçası değil; üstüne bayrak çekilecek, uğruna bedel ödenecek mukaddes yerdir. Onun dili bize bir defa daha şunu öğretir: Milli birlik lafta kalırsa çözülme başlar; fakat bayrak, mektep, tarih ve ortak ülkü bir araya gelirse millet yeniden dirilir.

Sovyet rejimi Çolpan’ı susturmak istedi. Onu milliyetçilik suçlamasıyla tutukladı, 1938’de kurşuna dizdi, sonra da adını unutturmaya çalıştı. Eserlerini basmayı, bulundurmayı, hatta adını anmayı bile suç haline getirdi. Ama fikir kurşunla ölmez. Nitekim yıllar sonra iade-i itibar gördü; Özbekistan’ın bağımsızlığından sonra eserleri yeniden gün yüzüne çıktı. Bu da bize şu hakikati hatırlatır: Milleti için yazan hakiki kalemlerin eserlerinin halkla buluşması belki gecikir ama kaybolmaz. Çolpan’ın adı bugün hâlâ anılıyorsa, bu O’nun doğru yerde durmasındandır.  

Bugün bize düşen, Çolpan’ı sadece anmak değil, anlamaktır. O’nun Türk kimliğine sahip çıkan tavrını; Türklerin işbirliği ve dayanışması olmadan geleceğin kurulamayacağını söyleyen çağrısını; Türkistan’ı, Anadolu’yu ve bütün Türk-İslam âlemini aynı kader çizgisinde gören büyük ufkunu yeniden hatırlamaktır. Millet-vatan inşası dediğimiz şey, tam da budur: Kökünü unutmadan yenilenmek, kardeşini unutmadan güçlenmek, dilini unutmadan dünyaya açılmak. Çolpan bir yıldız adı taşıyordu. Bugün yapılması gereken, o yıldızın gösterdiği istikameti kaybetmemektir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...