O ses, o ilahi

YAYINLAMA:
O ses, o ilahi

Suskundu oysa cihan. Vahşetin kol gezdiği dünyada her şey, herkes suskundu…

Nasıl olduğunu bilemedik. Doğrusu o da bilemedi… Birden bire oldu.

Ne "Türk Lobisi" özel olarak çalışmış ne de Kültür Bakanlığı maddi destek vermişti…

Artık sözlerinden midir, yoksa ezgisinden midir, bilinmez. Dilimize değil sanki gönlümüze ve aklımıza dolandı...

Dünya listelerine girdi, en çok paylaşılan, okunan ve dinlenen müzik eseri oldu. Billboard Hot 100 listesinde zirveye oturdu. 

ABD'de, İngiltere'de, Avrupa'daki tüm ülkelerde, Avusturalya'da; Hint ve Çin’de; Türkistan, Grönland ve Afrika'nın tamamında; Balkanlarda, Rusya'da ve Kıta Amerika'sında dillere ve gönüllere doldu.

Türkiye'den esti bu fırtına, Türkçe esti; Türk ruhundan ve Türk gönlünden coştu. Dünyayı fethetmesi bundandı…

İKİ SAMSUNLU

Hani tankın üzerindeki o asker, o Samsunlu Mehmetçik, Mehmet Kuzu, “istikametimiz neresi?” sorusuna “Kızılelma’ya” diyerek bütün benliğimize, bütün Türklüğe ve bütün arza unutulan bir ülküyü hatırlatmıştı ya…

İşte aynı öyle oldu. “Allah” kendi adını “bir garibin” dilinden bütün dünyaya, Hakk’ı unutan dünyaya, vahşi dünyaya hatırlattı!

*** 

Öylesine bir sesti oysa… 

Kendi garipliğinde o günlere kadar mahcup ve masum bir hayatı olan Samsunlu Celal’in gönlüne dolan, gönlünden ses tellerine,  ses tellerinden zikirli nefesiyle diline, oradan da muhtaç gönüller duysun diye ilahi bir yolla avazeye dönüşen o ses, öylesine bir sesti oysa…

Nereden bilecekti Derviş Celal, o güne kadar “anne, baba, kardeş, ekmek ve aş” diyen o kendi sesinin bir sayha gibi bütün dünyaya ulaşacağını, sadece kulakları değil kalpleri de titreteceğini… 

O güne kadar ihvan arasında, sufiler arasında, eş dost arasında ya da bir başına kaldığında, dilinden çıkan o ses sadece bir sesti oysa. Garip, aciz ve mahcup bir ses…

Nasıl olmuştu da o bilindik ses, o masum ve mahcup Celal’in sesi bütün dünyaya duyulmuştu?

Bu iki Samsun’lunun Mehmet Kuzu ve Celal Karatüre’nin sesi ve sözü sadece birer ses değildi anlaşılan, “Anadolu yaylasından esip bütün dünyayı etkisi altına alan bir fırtınaydı” o sedalar...

Demek ki Hakk’ın sesi, Türk’ün sesi Samsun’a çıkanla, Samsun’dan çıkanlardan duyulacaktı!

SESİ DUYURAN KİMDİR?

Kâbe’nin yapımı bitince Cebrail Aleyhisselam, Hazreti İbrahim’e artık Allah’ın davetini yerine getir, insanları hacca çağır dedi.

Hazreti İbrahim bunu nasıl yapacağını sordu.

Cebrail, “Ey insanlar, Rabbinizin davetine icabet ediniz! Diye seslenerek” dedi ve bunu üç kez tekrarladı.

Hazreti İbrahim irkildi, korktu! Şu uçsuz bucaksız dünyaya yayılmış insanlara sesini nasıl duyuracaktı! Üstelik etraf dağlarla çevriliydi. Sesi denizleri nasıl aşacak, çöllerden nasıl yol bularak insanlara ulaşacaktı!

Görevini hakkıyla yerine getiremeyeceğinden korkan Hz. İbrahim, Allah Teâla’ya yalvardı: “Ya Rabbi, ben sadece aciz bir kulum. Ben sesimi dünyadaki bütün insanlara nasıl duyurabilirim ki?” diye niyaz etti.

Cenabı Hakk; “Ey İbrahim! Sen nida et ve sen gayret et. Senin sesini ve davetini duyuracak olan Biziz!” 

Evet, o sesi duyuracak olan, duyuran sadece ve sadece Allah’tı!

***

Şükür yine bize düştü… Allah sesini Türkçe duyurdu, Türk musikisince duyurdu… Bir garibin, Celal Karatüre’nin gönlünden nefesinden ve dilinden duyurdu… 

O vahşi dünyaya, o ana kadar çocuk çığlıklarından mümin vicdanların sızladığı dünyaya Türkçe mühür vurdu!

*** 

Dünya listelerine girebilmek, ve orada burada görünmek için insanlığından çıkan, para döken, yılan giysisi yiyen ya da yılan gibi çıplak kalanlara bir ders midir Bizim Celal?..

Bilinmez… Herkes hakkınca alır, herkes hakkını alır!

*** 

Allah sözlerini yazandan, bestesini yapandan, ilk okuyandan ve son okuyacak olana kadar hepsinden razı olsun…

*** 
Rabbim başlayan ve başlayacak olan savaşlardan vatanımızı, milletimizi, dinimizi ve kardeşlerimizi korusun.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...